реклама
Бургер менюБургер меню

Хеннинг Манкелль – Bir Adım Geriden (страница 24)

18

“Doğru olduğuna inanmakta zorlanmıştım.”

“Peki, şimdi ne düşünüyorsun?”

“Doğru olduğu ortada ama anlamakta zorlanıyorum.”

“Mutlaka bir ara sen ve Karl Evert neden hiç evlenmediği konusunda bir şeyler konuşmuş olmalısınız. Neden evlenmedi?”

“Bekâr olmaktan çok mutlu olduğunu her fırsatta söylerdi.”

“Bu sözleri söylerken tavrı nasıldı? Garip miydi?”

“Ne demek istiyorsun?”

“Tedirgin miydi? Buruk muydu? Ya da yalan söylüyor gibi miydi?”

“Son derece inandırıcıydı.”

Wallander, Ylva Brink’in sesinde belli belirsiz bir duraksama olduğunu fark etmişti.

“Şu anda aklına bir şey geldiğini sanıyorum.”

Brink bunu hemen yanıtlamadı. Teyp belli belirsiz bir hışırtıyla çalışıyordu.

“Ara sıra onun bir şekilde farklı olduğunu…”

“Yani eşcinsel olduğunu mu demek istiyorsun?”

“Evet.”

“Neden böyle düşünürdün?”

“İnsan her türlü olasılığı düşünmeli.”

Wallander de zaman zaman Svedberg hakkında böyle düşündüğünü hatırladı.

“Doğru, haklısın.”

“Bir keresinde bu konu açılır gibi olmuştu. Birkaç yıl önce bir Noel yemeğine çağrılmıştı. Onu davet eden kişiyi ikimiz de tanıyorduk ve onun eşcinsel olup olmadığını tartışmıştık. Svedberg’in bu konuya nasıl bir tepki verdiğini dün gibi hatırlıyorum.”

“Arkadaşınızın eşcinsel olmasına mı tepki göstermişti?”

“Genel bağlamda eşcinsellikle ilgili tepki göstermişti. Çok tatsız bir konuşmaydı. Oysa ben onun her zaman anlayışlı ve hoşgörülü biri olduğunu sanırdım.”

“Sonra ne oldu?”

“Hiçbir şey. Bu konuyu bir daha açmadık.”

Wallander bir an düşündü. “Şu Louise’i nasıl bulabiliriz dersin?”

“Hiçbir fikrim yok.”

“Svedberg hiçbir zaman Ystad’dan ayrılmadığına göre Louise de burada ya da buraya çok yakın bir yerde oturuyor olmalı.”

“Öyle anlaşılıyor.”

Ylva Brink saatine baktı.

“Kaçta işbaşı yapman gerekiyor?” diye sordu Wallander.

“Yarım saat sonra. İşe geç kalmaktan hoşlanmam.”

“Aynen Karl Evert gibi. O da çok dakikti.”

“Evet, öyleydi. Nasıl derler, ha, saat gibi.”

“Svedberg nasıl biriydi?”

“Bu soruyu daha önce de sormuştun.”

“Evet, yine soruyorum.”

“İyi bir insandı.”

“Ne demek istiyorsun?”

“İyi. İyi bir insan. Onu daha başka nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum. Zaman zaman öfkelenen iyi bir insandı ama bu çok da sık olmazdı. Biraz da utangaçtı. İşine sadıktı. Bazıları onun sıkıcı biri olduğunu düşünebilir. Soğuk, mesafeli ve yavaş biri olabilirdi ama çok zekiydi.”

Wallander, Ylva Brink’in Svedberg’i çok güzel tanımladığını düşündü, roller değişseydi o da Svedberg için hemen hemen aynı şeyleri söylerdi.

“En iyi arkadaşı kimdi?”

Ylva Brink’in yanıtı Wallander’i çok şaşırtmıştı.

“Sen olduğunu sanıyorum.”

“Ben mi?”

“Her zaman ‘Kurt Wallander benim en iyi arkadaşım,’ derdi.”

Wallander çok şaşırmıştı. Oysa Svedberg onun için her zaman bir iş arkadaşı olmuştu. İş dışında hiç birlikte olmamışlardı. Rydberg’le olduğu gibi asla onunla dost olmamıştı. Aslında Höglund, Rydberg’in yerini alıyordu.

“Bu beni çok şaşırttı,” dedi sonunda Wallander. “Böyle düşündüğünü bilmiyordum.”

“Sen ne düşünürsen düşün o seni en iyi arkadaşı olarak görmüş demek.”

“Evet.”

Wallander birden Svedberg’in ne denli yalnız olduğunu fark etti. Svedberg’in dostluk anlayışı içini burkmuştu. Bakışlarını bir an için teybe çevirdi ama hemen sonra konuşmayı sürdürmesi gerektiğine karar verdi.

“Birlikte zaman geçirdiği başka arkadaşları var mıydı?”

“Kızılderili kültürüyle ilgili çalışmalar yapan bir dernekle bağlantı hâlindeydi. Derneğin adı da yanılmıyorsam ‘Kızılderili Bilimi’ydi ama genelde yazılı iletişim kurarlardı.”

“Başka?”

“Zaman zaman da kasabada oturan emekli bir banka müdüründen söz ederdi. O da astronomiye ilgi duyuyormuş.”

“Adını hatırlıyor musun?”

Ylva Brink bir an düşündü. “Sundelius. Bror Sundelius. Onunla hiç karşılaşmadım.”

Wallander bu adı not defterine yazdı.

“Aklına gelen başka birileri var mı?”

“Ben ve kocam.”

Wallander konuyu değiştirdi.

“Son haftalarda tavırlarında farklı, alışılmışın dışında bir şeyler gördüğünü hatırlıyor musun? Kaygılı mıydı, yoksa dalgın ya da içe kapanık mıydı?”

“Aşırı çalıştığı dışında kayda değer başka bir şey söylememişti.”

“Peki neden çok çalıştığını da söylemiş miydi?”

“Hayır.”

Wallander bir şey sormayı unuttuğunu fark etti. “Aşırı çalıştığını söylemesi seni şaşırtmış mıydı?”