Хеннинг Манкелль – Beşinci Kadın (страница 20)
“Eriksson’un kazığa sokulmuş bedenini gördüğümde yaşlı bir adamın öldürülmesinden çok daha fazla bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu hissettim,” dedi. “O andaki duygularımı daha net bir şekilde açıklayamıyorum ama bu duygu hâlâ içimde ve oldukça güçlü. Ayrıca beni de çok tedirgin ediyor.” Wallander içindeki tedirginliği anımsadı. Genç kadın çok önemli bir şey söylemişti. Kendisinin de tam olarak bilincine varamadığı ama benzeri şeyleri düşündüğü ortadaydı.
“Devam et,” dedi. “Düşüncelerini zorla!”
“Fazla bir şey yok. Bir adam öldürüldü. Cinayetin işlendiği yeri görenlerin o manzarayı bir daha unutacağını sanmıyorum. Bir cinayetti bu. Ama işin bununla kalmayacağını, arkasının geleceğini hissediyorum.”
“Her katilin kendine özel bir dili vardır,” dedi Wallander. “Bunu mu demek istiyorsun?”
“Evet, böyle de denilebilir.”
“Sence katil bu davranışıyla bize bir şey mi söylemek istiyor?”
“Olabilir.”
Bu bir tür şifre olabilir, diye geçirdi içinden Wallander. Henüz çözemediğimiz bir şifre.
“Haklı olabilirsin.”
Bir süre ikisi de konuşmadı. Wallander yerinden kalkıp notlarını yeniden toparladı. Notlarının arasında kendisinin olmayan bir not gözüne ilişti.
“Bu senin mi?”
Genç kadın kâğıda baktı.
“Svedberg’in yazısına benziyor.”
Wallander kurşun kalemle yazılmış notu okumaya çalıştı. Doğum koğuşuyla ilgili bir şeydi. Tanımadığı bir kadının adı yazıyordu.
“Bu da ne demek oluyor?” dedi. “Svedberg’in çocuğu mu olacak? Evli değil ki. Görüştüğü biri mi var?”
Genç kadın Wallander’in elindeki kâğıdı alıp okudu.
“Biri, doğum koğuşunda bir kadının hemşire gibi giyinip dolaştığını ihbar etmiş,” dedi kâğıdı geri vererek.
“Zamanımız olunca bu konuyla da ilgilenelim,” diye karşılık verdi Wallander alaycı bir tavırla. Notu çöpe atmayı düşündü ama vazgeçti. Ertesi sabah Svedberg’e vermeye karar verdi.
Koridorda ayrıldılar.
“Çocuklarına kim bakıyor,” diye sordu Wallander. “Kocan döndü mü?”
“Mali’de.”
Wallander, Mali’nin nerede olduğunu bilmiyordu ama sormadı.
Höglund artık tenhalaşmış emniyet binasından çıktı. Wallander, Svedberg’in notunu masasına koyup ceketini aldı. Emniyetten çıkarken gazete okuyan nöbetçi polisin odasına uğradı.
“Lödinge’yle ilgili arayan oldu mu?”
“Hayır.”
Wallander arabasına doğru gitti. Hava rüzgârlıydı. Ann-Britt Höglund çocuklarına ilişkin sorusuna kaçamak bir yanıt vermişti. Arabasının anahtarlarını bulabilmek için tüm ceplerini boşaltmak zorunda kaldı. Sonra da eve gitti. Çok yorgun olmasına karşın hemen yatmadı. Koltuğuna oturup o gün olanları yeniden düşündü. Onu en çok Höglund’un sözleri kaygılandırmıştı. Holger Eriksson cinayetinin arkasında başka bir şeyler olduğuna ilişkin söyledikleri onu tedirgin etmişti. Katil katildi, daha fazla ne olabilirdi ki?
Yattığında saat sabahın üçüne geliyordu. Uykuya dalmadan önce ertesi sabah hem babasını hem de kızı Linda’yı araması gerektiğini düşündü.
Saat altıda birden uyandı. Bir rüya görmüştü. Rüyasında Eriksson ölmemişti. Hendeğin üzerindeki tahta köprüde duruyordu. Tam köprü çökmek üzereyken Wallander uyanmıştı. Güçlükle kalktı. Yağmur yağıyordu. Mutfakta, kahvenin bittiğini fark edince iki aspirinle yetindi ve bir elini başına dayayarak uzun bir süre masada oturdu.
Yediye çeyrek kala emniyetteydi. Odasının kapısını açtığında bir akşam önce fark etmediği bir şeyi gördü. Pencerenin yanındaki sandalyenin üstünde bir paket duruyordu. Ebba, Gösta Runfeldt’in verdiği siparişi postaneden aldırtmıştı. Ceketini asıp paketi açmaya hakkı olup olmadığını düşündü. Sonra kâğıdı yırtıp içindeki kutuyu açtı. Martinson odasının önünden geçerken Wallander kaşlarını çatmış kutunun içindekilere bakıyordu.
“Buraya gel,” diye seslendi Wallander. “Gel de şuna bir bak.”
9
Gösta Runfeldt’in verdiği siparişe baktılar. Wallander’e göre siparişi kablolardan ve küçük siyah kutulardan oluşan bir hurdaydı. Gösta’nın bunları nerede ve nasıl kullanacağını merak etmişti. Oysa Martinson’a göre Runfeldt’in ne sipariş verdiği açık seçik ortadaydı.
“Bu, çok ayrıntılı ve profesyonel bir dinleme cihazı,” dedi kutulardan birine bakarak.
Wallander ona kuşku dolu bir bakış fırlattı.
“Borås’ta postayla böyle bir sipariş verilebiliyor mu?” diye sordu.
“Postayla istediğin her şeyi sipariş edebilirsin,” diye karşılık verdi Martinson. “İçinde yaşadığımız dünyanın bir gerçeği ama yasal olup olmadığı ayrı bir konu. Bu tür bir cihazın ithalatı yasalara bağlı.”
Paketin içindekileri Wallander’in masasına boşalttılar. Kutuda dinleme cihazından başka şeyler de vardı. İçinden manyetik fırçayla demir tozu çıkan kutuya şaşkınlıkla baktılar. Runfeldt parmak izi konusuyla ilgileniyordu.
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu Wallander.
Martinson başını hayretle salladı. “Çok garip.”
“Bir çiçekçinin dinleme cihazıyla ne işi olabilir? Lale soğanı işinde rakiplerini mi gizli gizli dinlemeyi planlıyordu acaba?”
“Parmak izi konusu bence çok daha garip.”
Wallander kaşlarını çattı. Bu cihaz oldukça pahalıydı. Cihazı satan firmanın adı Secur’du ve Borås’ta Getängsvägen’deydi.
“Haydi onlara telefon edip Runfeldt’in başka şeyler satın alıp almadığını öğrenelim,” dedi Wallander.
“Müşterileri hakkında bilgi vermek isteyeceklerini sanmıyorum,” diye karşılık verdi Martinson. “Ayrıca bugün cumartesi.”
“24 saat açık sipariş hatları var,” dedi Wallander broşürü göstererek.
“Sipariş hatları büyük olasılıkla telesekretere bağlıdır,” dedi Martinson. “Bahçe aletlerimi ben de Borås’taki bir firmadan posta siparişiyle almıştım, 24 saat telefon başında oturan memurları yok onların.”
Wallander küçük mikrofonlardan birine baktı.
“Bunlar gerçekten de yasal olabilir mi?”
“Bunu sana az sonra söyleyebileceğimi sanıyorum,” dedi Martinson. “Bu tür şeyleri öğrenebileceğimiz bazı şeyler var odamda.”
Birkaç dakika sonra da elinde broşürlerle geri döndü.
“Emniyet Genel Müdürlüğü’nün enformasyon biriminden geldi,” dedi. “Yayınladıkları materyaller gerçekten de çok işe yarıyor.”
“Zamanım oldukça okuyorum,” dedi Wallander. “Ama bazen gereğinden fazla yayın yaptıklarını da düşünmüyor değilim.”
“Şuna bir bak: ‘Cinayet sorgulamalarında dinleme aracı kullanmak bazen işe yarar bir yöntem olabilir.’ Ama bu bizi ilgilendirmiyor. Şuna ne dersin: ‘Dinleme cihazlarına ilişkin bildiri!’”
Martinson broşürü karıştırmaya başladı, sonra birden durup yüksek sesle okudu.
“‘İsveç yasalarına göre dinleme cihazlarına sahip olmak, satışını yapmak veya kullanmak yasa dışıdır.’ Bu da büyük olasılıkla imal etmenin de yasak olduğu anlamına geliyor.”
“O zaman biz de Borås’taki meslektaşlarımızdan bu posta şiparişi konusuyla ilgilenmelerini rica edelim,” dedi Wallander. “Yasa dışı satışlar yaptıkları ve yasa dışı malları ithal ettikleri ortada.”
“Bu ülkede postayla sipariş işleri genellikle yasaldır,” dedi Martinson. “Ben sanayinin bundan kurtulmak istediğini düşünüyorum.”
“Borås’la bağlantı kur,” dedi Wallander. “Hemen.”
Runfeldt’in evine yaptığı ziyareti düşündü. Evde bu tür teknik bir ekipman bulamamıştı.
“Nyberg bu cihazı bir incelesin bakalım. Bu şimdilik yeterli olur sanıyorum ama yine de çok garip.”
Martinson da onun gibi düşünüyordu.
“Lödinge’ye gidiyorum,” dedi Wallander masadakileri yeniden kutuya koyarken.
“Yirmi yıldan daha uzun bir süre Holger Eriksson’un yanında çalışmış bir satış elemanının izini buldum,” dedi Martinson. “Yarım saat sonra onunla Svarte’de buluşacağım. Eriksson’un nasıl biri olduğuna ilişkin bir şeyler öğrenebilirim belki ondan.”
Danışmanın önünde ayrıldılar. Wallander, Runfeldt’in ekipman kutusunu kolunun altına sıkıştırmıştı. Ebba’nın masasının önünde durdu.
“Babam ne söyledi?” diye sordu.