реклама
Бургер менюБургер меню

Hüseyin Rahmi Gürpınar – Efsuncu Baba (страница 3)

18

“Vay babasının canına be! Sonram?”

“Sonram efendim bir tılsım varmış. Onu bozamamışlar. Ateşin hareketinden altun taşa dönmüş… Çemberli’ye dikkat edersen şimdi yukarıdan aşağı kadar kahve tavası gibi is içindedir.”

“Bu işi eski Yahudiler etmişler?”

“He… Şimdikilerin büyükbabalarının dedelerinin dedeleri…”

“Yani Yahudiler Çemberlitaş’ın altına bir ateş daha yaksalar taşı yine altuna döndürebilirler acep?”

“Yeni Yahudiler tılsım işiyle uğraşmorlar. Onlar maliyeye, piyasaya sokuldular. Altunun asıl madenini buldular.”

“Agop, bu direklerin dibinde kaç altun vardır dersin?”

“Kim bilir?”

“Frenklerin kitabında buna dair ne yazılmıştır ki?”

“Ben ne çakarım ki…”

“Buna dair olan asıl bilgiler divanenin kitabında olmalı…”

“Benim fikrime de böyle gelor…”

“Ah ah, dur! Geçen günü burada ben yalnız idim. Bu divane herif yine geldise ta şuraya, dibe karanlığa gitti. Duvara bir şeyler yazdı.”

“Hangi dilden yazdı?”

“Hangi dil niyetine okur isen o çıkor!..”

“Öyle şey olur hiç?”

“He lafıma inan. Biraz Osmanlıcaya benziyor. Bir parça Ermeniceyi andıror. Rumcaya kaçıor? Çünküm ben her dilden birkaç hurufat tanırım.”

“Bu lafların pek acayibime gelor. Şimdik sen bu yazılara okuyabilirsin?”

“Ne kalın kafasın be!.. He dedik a!”

“Ağnat bana… Ne yazor?”

“Kaf asaki pösteki gibi şeyler…”

“Pöstekiden ne çıkacak sankim.”

“Türkler için pösteki büyük bir şeydir. Ne çıkarsa ondan çıkar. Pöstekiye çok ihtibar ederler. Sokaklarda ‘ya Dost’ bağıran saçaklı derviş babalar yoktur? İşte onlar pöstekiyi sırtlarında taşırlar. Padişahlar, şeyhler hep ona otururlar…”

“Ahbar o saçaklı, pösteki babalar ‘ya Dost’ deyi kimi çağırırlar?”

“Ellerine kim bir mangır verir ise onların dostu işte odur.”

Agop telaşla başını kaldırıp bir daha önüne bakarak yavaşça:

“Aman Kirkor?”

“Zo ne var?”

“Gelor…”

“Kim?”

“İşte o divane…”

Kirkor gözünün ucuyla merdivene bakarak:

“He gördüm…”

“Kendisine baktığımızı hiç çaktırmayalım. Bakalım yine ne iş edecek…”

“Gözümün bir ucunu ona diktim, öbür ucunu da yere verdim…”

“Kurnaz ol… Tınmaz gibi dur…”

“Tınmaz kurnaz olayım?”

“Her işten ol, şimdi sus pus ol!”

“Laf eder gibi yapalım ki bizim kendisinin dikkatinde olduğumuzu çakmasın…”

3

Gerçekten de merdivenin üst başında, koca fesi, kubbeli bir sahan kapağı gibi kulaklarına kadar suratının yarısını örtmüş, kır sakalı göğsüne inmiş, cübbeye benzer uzun, geniş paltosu topuklarını döven ve iri, yuvarlak puhu kuşu gözlü bir insan karaltısı peyda olur.

Orta oyununda büyücü güldürüsüne çıkar gibi sır dolu davranışlar, sinsi sinsi bakışlarla Binbirdirek’in koyu loşluklarını süzerek Ermenileri kurnazca incelemeye başlar…

Kirkor pek yavaş:

“Agop…”

“He…”

“Dikkatli dikkatli bize dikiz edor…”

“He görürüm…”

“Ne edelim ki bizim onu gözedir olduğumuzun farkına varmasın…”

“Şarkı bağıralım…”

Bu iki delikanlı yüzlerini aykırı yana çevirir gibi yaparlar. Hızlı hızlı elemgelerini çevirerek ikisi birden baso, primo bir ahenkle türküye girişirler:

“Aman aman bızdık Aman aman bızdık Topumuz da sızdık Topumuz da sızdık Ceviz içi badem de Şam fıstık”

Ermenilerin kendi deyimlerince tınmaz görünmelerinden emniyete gelmiş gibi bu esrarlı adam ağır ağır beş altı basamak iner. Durur. Göze görünmezleri görüyor, onlarla selamlaşıyor gibi tavırlar alır. Kâh ince gülümsemelerle gözleri süzülür kâh küçük bir kızgınlıkla kaşları çatılır. Açıklama, açıklanmasını isteme davranışlarında bulunur. Bakanlara merakla düşünmekten başka bir anlam çıkarılmayan bir pandomima oynar…

Agop daha alçak bir sesle:

“Bu herif zır divanedir? Yoksam bize kandırmak içün böyle edor?”

“Ben bilirim ahbar ki ne halt edor?”

“O kurnaz ise biz ondan daha atık olalım. Çaktırmayalım.”

Ermeniler yine ezgili makamdan şarkıya giriştiler:

“Zo ben dolma yemem Afiye hiç gelemem Ben o lafı diyemem