Говард Пайл – Robin Hood (страница 14)
Robin Hood ilan edilen ödülü duyunca çok sinirlendi ve şöyle dedi: “Bu Şerif de öyle bir ödül ilan etti ki ahmak çobanlardan başka kimse bu ödül için atış yapmaz! Neşeli Nottingham kasabasında bir müsabakaya daha katılmayı öyle çok isterdim ki ama bu ödülü kazanmamın bana ne bir faydası var ne de keyifli bir tarafı.”
O an Küçük John lafa karıştı:
“Hayır, dinleyin efendimiz.” dedi. “Daha bugün Will Stutely, Doncasterlı genç David ve ben Mavi Domuz Hanı’ndaydık. Orada bu neşeli panayırla ilgili tüm haberleri ve Şerif’in biz Sherwoodlular panayıra gelmeyi umursamayalım diye bu ödülü ilan ettiğini duyduk. Bu yüzden, efendim eğer izin verirseniz, gidip Nottingham kasabasında atış yapacak yiğitlerin arasında bu zavallı şeyi bile kazanmak için atış yapmak isterim.”
“Hayır, Küçük John.” dedi Robin. “Kuvvetli bir adamsın ama Will Stutely kadar kurnaz değilsin ve tüm Nottinghamshire önünde sana bir zarar gelmesini istemem. Yine de eğer gitmeyi çok istiyorsan kılık değiştir ki orada seni tanıyanlar olmasın.”
“Öyle olsun, efendimiz.” dedi Küçük John. “Kılık değiştirmek için bu asker yeşili yerine iyi bir kırmızı giysi giymem yeterli olur. Ceketimin kapüşonunu başıma çekeceğim, böylece kahverengi saçlarımı ve sakalımı gizleyecek. O zaman kimsenin beni tanımayacağına inanıyorum.”
“Bu, benim isteğim dışında.” dedi Robin Hood. “Yine de eğer istiyorsan git ama görünüşüne ve kendine dikkat et, Küçük John. Çünkü sen benim sağkolumsun ve sana zarar gelmesine dayanamam.”
Böylece Küçük John, kırmızı giysilerini giydi ve Nottingham kasabasındaki panayıra doğru yola çıktı.
Nottingham’daki bu panayır günleri çok neşeli geçerdi; şehrin büyük kapısının önündeki yeşillik, sıra sıra dizilmiş tezgâhlarla doluydu. Üzerleri flamalar ve çiçek çelenkleriyle süslenmiş rengârenk çadırlar vardı. Halkın hem asil hem de sıradan kesimi her yandan toplanmıştı. Bazı tezgâhlarda neşeli bir müzik eşliğinde dans ediliyor, bazılarından biralar akıyor, bazılarında da lezzetli kekler ve arpa şekerleri satılıyordu. Tezgâhların dışında da çeşitli spor müsabakaları yapılıyor; bir ozan arp çalarak eski zamanların türkülerini söylüyor ya da pehlivanlar talaştan yapılmış bir ringde birbirleriyle güreşiyorlardı. Ama insanlar en çok iri yarı adamların sırık dövüşü yaptıkları yüksek bir sahnenin etrafında toplanıyordu.
Böylece Küçük John panayıra geldi. Pantolonu ve cübbesi kıpkırmızıydı, başında da kırmızı tüylü bir şapka vardı. Omuzlarına porsuk ağacından yapılmış sağlam bir yay asmıştı ve sırtında da sağlam oklarla dolu bir sadak vardı. Pek çok kişi bu iri yarı, uzun boylu adama bakmak için döndü; çünkü omuzları orada bulunan herkesten en az bir avuç içi kadar daha genişti ve diğer tüm adamlardan bir baş daha uzun duruyordu. Genç kızlar da daha önce hiç bu kadar şehvetli bir genç görmedikleri için onu dikkatle süzüyorlardı.
Her şeyden önce hemen biranın satıldığı tezgâha gitti ve tezgâhın üzerine çıkarak etraftakilere gelip kendisiyle birlikte içmeleri için seslendi. “Hey, neşeli beyler!” diye bağırdı. “Kim bu koca adamla bira içmek ister? Hepiniz gelin! Gelin! Biraz neşelenelim yahu! Çünkü gün keyifli, biranın köpüğü de lezzetli. Buraya gelin hadi, sen, sen ve sen de. Çünkü biriniz bile bir kuruş ödemeyecek. Hayır, geri dönün ey gürbüz dilenci ve ey neşeli tenekeci çünkü herkes benimle neşelensin isterim.”
Böyle bağırmaya devam etti ve kahverengi bira akarken herkes neşeyle etrafına toplandı. Küçük John’un yiğit bir adam olduğunu düşündüler ve her biri onu kendi kardeşi gibi sevdiğine yemin etti. Çünkü insan, beleşe eğlendiği zaman herkesi sever.
Sonra John, sırık oynanan platforma doğru yürüdü, sırık dövüşlerini en az et ve içki kadar severdi. Burada, ülkenin her yanında günlerce türkülere konu olan bir macera yaşandı.
Ringde, çıkan herkesin kafasını kıran bir adam vardı. Bu, adı tüm taşradaki türkülerde söylenen meşhur Lincolnlü Eric’ti. Küçük John ringe ulaştığında, dövüşecek kimse bulamadı. Sadece sırığını sallayarak platformda bir aşağı bir yukarı yürüyen ve gür bir sesle bağıran cesur Eric’i gördü:
“Şimdi kim gelip iyi bir Lincolnshire delikanlısıyla en beğendiği kız için çarpışır? Böyle nasıl, beyler? Yaklaşın! Yaklaşın! Yoksa buralarda genç kızların gözlerinden yeterince ışıltı çıkmıyor mu? Ya da Nottingham delikanlılarının kanı durgun ve soğuk mu akıyor? Lincoln, Nottingham’a karşı! Çünkü bugün Lincoln’de, sırık oyuncusu diyeceğimiz hiç kimse henüz bu ringe ayak basmadı.”
Bunun üzerine herkes, bir diğerini dirseğiyle dürterek: “Yürü be Ned!” ya da “Yürü be Thomas!” diyordu ama hiçbir delikanlı bir kız uğruna kırık bir kafayla ringden inmek istemiyordu.
Bir süre sonra Eric, Küçük John’un diğerlerinin arasından sivrildiğini gördü. Hepsinden bir omuz mesafesi ve kafa boyu üstündü. Yüksek sesle ona seslendi:
“Hey, sen! Uzun bacaklı, kırmızı giysili adam! Omuzların geniş, kafan da kocaman; yoksa burada uğruna sırığı eline alabileceğin kadar güzel bir kız mı yok? Doğrusu, Nottingham erkeklerinin yürekleri ve cesaretleri olmadığı için kas ve etten ibaret olduklarını düşünüyorum! Şimdi, seni koca adam, Nottingham için sırık sallayacak mısın sallamayacak mısın?”
“Ah şimdi burada kendi güzel sırığım olsaydı, şu arsız palavracının kafasını kırmak beni çok memnun ederdi! Sesi kesilse çok iyi olurdu!”
İlk başta sakin konuşup sakin hareket ediyordu ama sonunda öfkesi tepeden aşağı yuvarlanan büyük bir taş gibi ilerledi ve iyice sinirlendi.
Lincolnlü Eric, yüksek sesle güldü. “Benimle erkek erkeğe adil bir karşılaşma yapmaktan korkan birine göre iyi konuştun.” dedi. “Arsız olan sensin ve eğer bu tahtalara ayak basmaya cesaret edersen o arsız dilini, dişlerinin arasından çekip koparırım!”
“Pekâlâ.” dedi Küçük John. “Bu adamın cesaretini denemem için bana sağlam sırığını ödünç verecek bir adam yok mu?” Bunun üzerine yarım deste adam sırıklarını ona uzattı. O da içlerinden en sağlam ve en ağır olanını seçti. Sırığa yukarıdan aşağı bakarak:
“Elimde yalnızca dandik bir odun parçası var, arpa samanı gibi bir şey bu ama sanırım işime yarayacaktır. Hadi bakalım.” dedi.
Bunun üzerine, sırığı standın üzerine fırlattı ve ardından hafifçe sıçrayıp standa çıkarak tekrar eline aldı.
Yerlerini aldılar ve oyunu yöneten kişi “Başlayın!” diye bağırana kadar rakiplerini bakışlarıyla ölçtüler. Talimat üzerine her biri, sırığını sıkıca kavrayarak ileri atıldı. Etraftaki seyirciler, Nottingham kasabasının gördüğü en sağlam sırık dövüşünü izliyorlardı. İlk başta Lincolnlü Eric kolay bir avantaj elde edeceğini düşündü ve “İyi izleyin güzel yürekli insanlar, bu işe yaramaz horozu nasıl hızlı bir şekilde alt ettiğimi görün.” der gibi öne çıktı. Ama kısa süre sonra bunun o kadar da hızlı olmayacağını gördü. Büyük bir ustalıkla vurdu ama Küçük John’dan karşı hamleler geliyordu. Bir, iki, üç kez vurdu ve Küçük John üçünde de darbeleri sol veya sağ eline çevirdi. Sonra çevik bir ters vuruşla Eric’in gardının altına öyle kurnazca vurdu ki Eric neye uğradığını şaşırdı. Eric, aklını başına toplamak için geri çekilirken kalabalığın içinden coşkulu bir çığlık sesi yükseldi ve herkes, Nottinghamlının Lincolnlü Eric’in kafasını kırmasına sevindi; böylece oyunun ilk karşılaşması sona erdi.
Kısa süreli bir moladan sonra oyunun hakemi tekrar “Başlayın!” diye bağırdı ve tekrar bir araya geldiler. Ama Eric bu sefer temkinli oynuyordu çünkü rakibinin kuvvetli olduğunu görmüş ve ayrıca aldığı tatlı darbeyi de unutmamıştı. Bu yüzden bu dövüşte ne Küçük John ne de Lincolnlü adam, rakibinin savunması karşısında bir vuruş yakalayabildi. Bir süre sonra tekrar ayrıldılar, bu da böylece ikinci karşılaşmanın sonu oldu.
Sonra üçüncü kez bir araya geldiler ve Eric, ilk başta, daha önce olduğu gibi dikkatli olmaya çalıştı. Ama darbeleri bu kadar engellendiği için çılgına döndü ve birdenbire o kadar şiddetli, seri darbeler yağdırmaya başladı ki etraftan çatı katındaki dolu sesi gibi takırtı sesleri yükseldi. Ama her şeye rağmen, Küçük John’un savunmasını geçemedi. Sonunda Küçük John bir fırsatını buldu ve bunu akıllıca değerlendirdi. Bir kez daha, hızlı bir darbeyle Eric’in başının yanına vurdu ve Eric daha kendini toparlayamadan, Küçük John sağ elini sol elinin üzerine kaydırarak savurduğu bir darbeyle rakibinin başına öyle bir vurdu ki Eric bir daha asla hareket edemeyecekmiş gibi yere serildi.
O an halk öyle bir bağırmaya başladı ki civardaki insanlar neler olduğunu görmek için koşarak geldiler. Küçük John, stanttan aşağı atladı ve sırığı, kendisine ödünç veren kişiye geri verdi. Böylece Küçük John ile Lincolnlü Eric arasındaki meşhur dövüş de sona ermiş oldu.
Ama artık ok atışı yapacak olanların yerlerini alma zamanı gelmişti; insanlar atış yapılacak yerlere doğru akın etmeye başladılar. Hedeflere yakın bir noktada, iyi bir konumda, Şerif yüksek bir kürsünün üzerinde oturuyordu. Etrafında da üst tabakadan pek çok insan vardı. Okçular yerlerini aldıktan sonra görevli öne çıktı ve oyunun kurallarını, herkesin üç atış yapması gerektiğini, en iyi atışı yapana iki gürbüz sığır ödülü verileceğini ilan etti. Alanda pek çok cesur atıcı toplanmıştı. Aralarında Lincoln ve Nottinghamshire’da okçuluğuyla meşhur kişilerden bazıları da bulunuyordu. Küçük John, uzun boyuyla diğerleri arasından sıyrılıyordu. Bazıları “Kim bu kırmızılar içindeki yabancı?” diye sorarken diğerleri de “Lincolnlü Eric’in kafasını kıran adam bu.” diye cevap verdiler. Halk kendi arasında böyle konuşuyordu, ta ki sonunda dedikodular Şerif’in bile kulağına gidene kadar.