18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Гомер – İlyada (страница 20)

18

Ares’in dengi Paphlagonialıların önderi Pylaimenes’i öldürdüler. Menelaos arabasında dururken kürek kemiğinden vurdu onu, Antilokhos da arabacısı ve yoldaşı Atymnisoğlu Mydon’u vurdu, atlarını döndürdüğü sıra. Onu bir taşla dirseğinden vurdu ve ak fildişiyle süslü dizginler elinden toprağa düştü. Antilokhos ona doğru atılıp kılıcını şakağına sapladı, bunun üzerine baş aşağı düştü arabadan yere. Orada kafası ve omuzları kuma gömülü hâlde bir süre durdu -zira kumlu toprağa düşmüştü- ta ki atları onu tepip yere dümdüz serinceye dek, Antilokhos onları kamçılayıp Akha ordusuna doğru sürdüğü sıra.

Ancak Hektor onları sıralar arasından gördü ve koca bir çığlık atarak üzerlerine doğru atıldı, güçlü Truva taburları da arkasından. Onları kışkırtıyordu Ares ve korkunç Enyo savaşın acımasız keşmekeşi ile taşarken Ares de Hektor’un bir önüne bir arkasına geçerek korkunç mızrağını sallıyordu.

Diomedes onları görünce titredi içten. Geniş ovayı geçen bir adam denize hızla dökülen büyük bir ırmağın kenarında bulunca kendini nasıl ürkerse -kızgın sularını görüp de korkuyla nasıl geri çekilirse- Tydeusoğlu da işte öyle geri adım attı. Sonra adamlarına şöyle dedi: “Dostlar, Hektor’un mızrağını çok iyi kullandığını mı göreceğiz? Tanrılardan biri onu korumak için hep yanındadır ve şimdi de Ares ölümlü bir adam kılığında onunla beraber. O yüzden yüzünüzü Truvalılara dönün fakat geriye doğru gidin, zira biz tanrılarla savaşa girişmeyiz.”

Böyle derken Truvalılar daha yaklaştı onlara ve Hektor iki adam öldürdü, ikisi de aynı arabada olan savaşta becerikli yiğitler Menesthes ve Ankhialos’u. Telamon’un oğlu Aias acıdı öldüklerine, yakına geldi ve mızrağını doğrultarak Selagos’un oğlu Amphios’u vurdu ki bu adam Paisos’ta yaşayan varlıklı biriydi ve pek çok ekin tarlası vardı, ancak kaderi onu Priamos ve oğullarına yardıma getirmişti. Aias onu kemerinden vurdu, mızrak karnının alt kısmını parçaladı ve ağır ağır yere düştü. Aias sonra silahlarından soymak üzere ona doğru koştu, bu arada Truvalıların ona doğru doğrulttukları mızrakların çoğu kalkanına düştü. Ayağını ölüye dayayarak mızrağını çekti, fakat mızraklar durmadan üzerine yağdığı için omuzlarından güzel silahlarını alamadı. Üstüne üstlük pek çok yiğit Truvalı önder de mızraklarıyla çevresini sardı, o da kalmaya cesaret edemedi, ne kadar ulu, cesur ve yiğit olsa da ölüden uzak tutup geri püskürttüler onu.

Böylece şiddetlendi aralarındaki savaş. O sıra kaderin güçlü eli Herakles’in oğlu hem cesur hem de koca endamlı Tlepolemos’u Sarpedon’la dövüşmeye yöneltti. Böylece biri Zeus’un oğlu diğeri de torunu olan iki adam karşı karşıya geldi ve Tlepolemos konuştu önce. “Sarpedon!” dedi, “Lykialıların danışmanı, ne diye gizlenmeye geldin buraya, sen ki rahatına düşkünsündür? Sana, kalkan taşıyan Zeus’un oğlu diyenler yalan söyler, zira sen onun eski zamanlardaki çocukları gibi ufaksın. Cesur ve aslan yürekli babam Herakles nerede sen neredesin, o ki sadece altı gemi ve yanında da çok az adam olduğu hâlde Laomedon’un atları için buraya gelmiş ve İlyon şehrini yağmalayarak yollarını çöle çevirmişti. Sense bir korkaksın ve adamların ölüp gidiyor. Gücüne ve ta Lykialılardan gelmene rağmen Truvalılara bir yardımın dokunmayacak ve benim elimle alt olup Hades’in kapılarından geçeceksin!”

Lykialıların önderi Sarpedon da cevap verdi: “Tlepolemos, senin baban İlyon’u Laomedon’un çılgınlığından dolayı yok etti, ki ona hizmetlerinin karşılığını ödemeyi reddetmişti. Babana vermedi oraya kadar onlar için geldiği atları. Sana gelince, benim mızrağımla ölümü tadacaksın. Bana şan şeref verirken kendi canını da vereceksin atları soylu Hades’e!”

Sarpedon böyle konuşurken, Tlepolemos mızrağını kaldırdı. Aynı zamanda attılar ve Sarpedon düşmanını boğazının ortasından vurdu, mızrak boydan boya geçip ölümün karanlığını gözlerine indirdi. Tlepolemos’un mızrağı ise Sarpedon’un sol baldırına öyle bir güçle geçti ki etinden geçip kemiğini sıyırdı, ancak babası şimdilik felaketi önledi.

Yoldaşları Sarpedon’u savaşın dışına taşıdılar, yarasından çıkan mızrağın ağırlığıyla çok büyük bir acı içindeyken. Öyle telaşlı ve korkmuştular ki onu taşırken, ayakta yürüyebilmesi için kimse mızrağı baldırından çekmeyi akıl edemedi. Bu sırada Akhalar, Tlepolemos’un ölüsünü taşıdılar, Odysseus’un içi acıdı ve kavgayı çekti canı onları öyle görünce. Zeus’un oğlunun peşinden mi gitse yoksa Lykialı birlikleri katledip sıradan mı geçirse karar veremedi. Ancak Zeus’un oğlunu öldürmek ona nasip değildi. Bu sebeple Athena onu Lykialıların kalabalığına yöneltti. Koiranos, Alastor, Khronios, Alkandros, Halios, Noemon ve Prytanis’i öldürdü, daha da fazlasını öldürürdü eğer ki yüce Hektor onu fark etmeseydi ve Donoalar korku saçarak zırhıyla kaplı bir hâlde savaşın ön taraflarına koşmasaydı. Sarpedon geldiğini görünce memnun oldu ve ona şöyle yalvardı: “Priamos’un oğlu, burada durup Danaoların eline düşmeyeyim. Yardım et bana, madem karımın ve küçük oğlumun yüreklerini sevindirmek için evime dönmeyebilirim, bari senin şehrinin duvarları içinde öleyim.”

Hektor cevap vermedi, ancak Akhaların üzerine saldırmak ve pek çoğunu öldürmek için can attı. Yoldaşları da Sarpedon’u taşıdılar ve Zeus’un koca meşesi altına yatırdılar. Arkadaşı ve yoldaşı Pelagon mızrağı baldırından çekti, ancak Sarpedon bayılıverdi ve gözlerine bir sis indi. Sonra tekrar kendine geldi, zira üzerinde esen kuzey rüzgârının nefesi ona yeni bir can verdi ve derin baygınlıktan geri getirdi onu.

Bu sırada Argoslular, Ares ve Hektor tarafından gemilerine sürülmediler ama onlara da saldırmadılar, zira Ares’in Truvalılarla beraber olduğunu öğrenince geri çekildiler, ancak yüzlerini düşmana dönük tuttular. O zaman Ares ve Hektor tarafından ilk ve son katledilenler kimlerdi? Yiğit Teuthras ve ünlü arabacı Orestes, Aitolialı savaşçı Trekhos, Oinomaos, Oinopsoğlu Helenos ve parlak kemerli Orespios ki onun çok büyük bir varlığı vardı ve diğer bereketli toprağa sahip Boiotialı ile birlikte Kephios gölünün yakınında otururdu.

Tanrıça Hera Argosluların kırıldığını gördüğünde, Athena’ya dedi ki, “Eyvah, kalkan taşıyan Zeus’un kızı, olamaz, İlyon şehrini yağma etmeden dönmeyeceğine dair Menelaos’a verdiğimiz söz geçersiz olacak, eğer ki Ares’in böyle öfkeyle kudurmasına izin verirsek. Derhâl katılalım biz de kavgaya.”

Athena itiraz etmedi ona. Sonra yüce Kronos’un kızı saygıdeğer tanrıça altınlarla süslenmiş atları koşmaya başladı. Hera bütün hızıyla her iki yanındaki demir dingilin üstüne sekiz parmaklıklı tunç tekerleri geçirdi. Tekerlerin ispitleri altından ve aşınmazdı, bunların üstünde de tunçtan çemberler vardı, görünce şaşılacak bir şeydi. Her iki yanda dingili döndüren başlıklarda gümüştendi. Arabanın kendisi altın ve gümüşten örülü şeritlerden yapılmıştı ve bütün çevresinde de çifte korkuluk vardı. Arabanın gövdesinden gümüş bir direk çıkıyordu ucuna altın boyunduruğun bağlandığı, atların boyunlarının altına geçen altın kayışları ile beraber. Sonra da Hera atlarını boyunduruğa bağladı, savaş ve savaş çığlıkları karşısında sabırsızlanarak.

Bu arada Athena kendi elleriyle yaptığı zengin işlemeli giysisini attı üstünden babasının eşiğinin oraya ve Zeus’un gömleğini giyerek savaş için silahlarını kuşandı. Omuzlarına püsküllü kalkanını attı, bozgun bir püskülle çepeçevre kaplanmıştı, üzerinde Kavga, Dayanma ve kan donduran Korku vardı, bir de iğrenç canavar Gorgon’un başı, zalim ve korkunç görünüşlü, kalkan taşıyan Zeus’un alameti. Başına altından, dört sorguçlu, hem önünde hem arkasında tepesi yükselen miğferini geçirdi, yüz şehrin arması ile süslü. Sonra parıldayan arabasına bindi ve sağlam, güçlü ve sert mızrağını kavradı, öfkelendiği yiğitlerin topunu kırıp geçirirdi bununla. Hera atları kamçıladı ve gökyüzünün kapıları kendi ahengiyle gıcırdadı onlar uçarken içinden -Saatlerin yönettiği kapılar, elleri Gök ile Olympos olan- ya onları saklayan koyu bulutları açmak ya da kapatmak için. Bunların arasından tanrıçalar uysal atlarını sürdüler ve Kronosoğlu’nu Olympos’un en tepelerinde tek başına oturur buldular. Hera orada atları durdurdu ve herkesin efendisi Kronosoğlu Zeus’la konuştu. “Zeus Baba!” dedi, “Ares’e bu kadar ileri gittiği için kızmıyor musun? Gör de bak nasıl büyük ve güzel bir Akha ordusunu yok etti ne yazık ki, ne bir hakkı ne de nedeni varken, bu sırada Kıbrıslı ve Apollon rahatça keyfini çıkarıyorlar ve bu adaletsiz deliyi de daha fazla fenalık yapsın diye ayartıyorlar. Umarım, Zeus Baba, kızmazsın bana, eğer Ares’e sertçe bir vurup da savaşın dışına kovalarsam.”

Zeus da yanıt verdi, “Athena’yı sal onun üzerine, zira Athena onu herkesten daha çok cezalandırır.”

Hera onun dediğini yaptı. Atlarını kamçıladı ve atlar seve seve yeryüzü ve gökyüzü arasında uçtular. Bir adamın yüksek bir fenerden denize baktığında görebileceği en uzak nokta ne kadarsa, sesli kişneyen tanrıların atları bir sıçramada o kadar uzağa giderdi. Truva’ya ve iki dalgalı nehir Simoeis ile Skamandros’un birleştiği yere gelince, Hera durup onları arabadan çözdü. Koyu bir bulutun içine sakladı onları ve Simoeis de yemeleri için tanrısal otlar çıkardı. İki tanrıça sonra gittiler, kumrular gibi uçup Argoslulara yardım etmeye can atarak. Güçlü Diomedes’in etrafında toplanan en cesur ve sayıca fazla kalabalığa, aynı aslanlar veya yaban domuzları gibi büyük güç ve sabırla savaşanların oraya geldiklerinde Hera öylece durup sesi elli adamınkine bedel madeni sesli Stentor gibi bağırdı. “Argoslular!” dedi. “Utanın kendinizden, korkak yaratıklar, görünüşte cesursunuz sadece! Aşil savaşırken mızrağı o kadar ölümcüldü ki Truvalılar Dardanos kapılarından çıkmaya cesaret edemediler, ama şimdi şehirden uzaklara çıkmış ve gemilerinizin orada bile savaşırlar.”