18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Гомер – İlyada (страница 19)

18

Gülmeyi seven Afrodit de yanıt verdi: “Tydeus’un oğlu kibirli Diomedes yaraladı beni, çünkü tüm insanlıktan fazla sevdiğim sevgili oğlum Aeneas’ı savaş alanının dışına taşıyordum. Savaş artık Truvalılar ve Akhalar arasında değil zira Danaolar dövüşü şimdi de ölümsüzlerle yapmaya başladı.”

“Dayan çocuğum…” dedi Dione, “Elinden geleni yap. Biz Olympos’ta oturanlar insanların elinden çok çektik ve birbirimize de pek çok acılar verdik. Ares, Aloeus’un çocukları Otos ve Ephialtes onu zalim zincirlere vurup da tunç bir küpün içinde on üç ay hapis bıraktığında çok acılar çekti. Çoktan ölüp giderdi o zaman Ares, eğer ki Aloeus’un oğullarının üvey annesi güzel Eeriboia Hermes’e onu kimin kaçırdığını söylemeseydi, ki o sırada zorlu esaretten dolayı çoktan bitap bir hâle gelmişti. Amphitryon’un güçlü oğlu onu üç çatallı okla sağ göğsünden yaraladığında, Hera da çok acılar çekti ve hiçbir şey acısını bastıramadı. Sonra yüce Hades bile çekti, bu aynı kişi, kalkan taşıyan Zeus’un oğlu onu cehennemin kapılarında bir okla vurup kötü bir biçimde yaraladığında. Bunun üzerine Hades koca Olympos’taki Zeus’un evine gitti, öfkeli ve acı içinde, güçlü omzundaki ok ona büyük ızdırap verdi ta ki Paean yaraya rahatlatıcı ilaçlar serperek iyileştirene kadar, zira Hades ölümlü yaratılmamıştı. Olympos’ta oturan tanrıları vurarak işlediği günaha aldırmayanlar, cüretkâr, dikbaşlı ve günahkârlar. Şimdi de Athena, Tydeus’un oğlunu sana karşı kışkırttı, ancak tanrılarla savaşan hiçbir adamın uzun yaşamadığını veya savaştan döndüğünde dizleri üstünde çocuklarıyla çene çalamadığını bilmediği için bir budaladır o. Öyleyse bırakalım da Tydeusoğlu senden güçlü biriyle savaşmaması gerektiğini anlasın. O zaman cesur karısı, Adrastos’un kızı Aigialeia bütün evi uykudan kaldıracak, kendini adadığı eşi, Akhaların en cesuru Diomedes’in ölümüne feryat ederek.”

Böyle söyleyerek, iki eliyle kızının bileğindeki özü sildi, bunun üzerine acısı kayboldu ve eli iyileşti. Ancak bunu gören Athena ve Hera, alaycı konuşmalarıyla Zeus’u iğnelemeye başladılar; Athena ilk önce konuştu. “Zeus Baba!..” dedi. “Bana kızma ama bence Kıbrıslı, Akhalı kadınlardan birini çok sevdiği Truvalılardan biriyle gitmesi için ikna ediyor olmalı ve de bunlardan birini veya diğerini okşadığında narin elini kadının broşunun altın iğnesi ile yırtmış olmalı.”

Tanrıların ve insanların babası gülümsedi ve altın Afrodit’i yanına çağırdı. “Çocuğum…” dedi. “Savaşçı olmak senin işin değil. Bu yüzden evlilikle ilgili güzel işlerine ver kendini ve savaşla ilgili şeyleri de Ares ve Athena’ya bırak.”

Onlar böyle sohbet ederlerken, Diomedes Aeneas’ın üzerine atladı, onun Apollon’un kollarında olduğunu bilmesine rağmen. Zerre kadar korkmadı güçlü tanrıdan, Aeneas’ı öldürmeye ve silahlarını almaya öyle kararlıydı. Üç kere öne atıldı var gücüyle onu öldürmek için ve üçünde de Apollon onun parlak kalkanını itti geriye. Dördüncü kez atıldığında aynı bir tanrı gibi, Apollon ona korkunç bir sesle bağırdı ve dedi ki, “Dikkat et Tydeusoğlu ve çek git! Kendini tanrılarla karşılaştırmayı düşünme, zira yerde yürüyen insanlar kendini bir tutamaz ölümsüzlerle.”

Tydeusoğlu o zaman biraz geri çekildi, tanrının gazabından çekindiği için, Apollon da Aeneas’ı kalabalıktan uzaklaştırıp kendi tapınağının olduğu kutsal Pergamos’a getirdi. Burada, aziz mabedin içinde Leto ve Artemis onu iyileştirdiler, bu sırada gümüş yaylı Apollon da Aeneas’a benzer ve onun silahlarını taşıyan bir silüet ortaya çıkardı. Bunun etrafında Truvalılar ve Akhalar birbirlerinin göğüsleri üstünde kalkanlarını paraladılar, yuvarlak kalkanlarını ve deriyle kaplı hafif nişanlarını birbirlerine vurarak. Sonra Phoibos Apollon, Ares’e şöyle dedi, “Ares, Ares, insanların baş belası, şehirleri yıkan kanlı el, Zeus Baba’yla bile dövüşen Tydeusoğlu’na varıp savaşın dışına atamaz mısın onu? İlk önce Kıbrıslı’ya gidip, bileğinin oradan, elinden yaraladı onu; sonra da bir tanrıymış gibi benim üzerime atladı.”

Sonra da Pergamos’un tepesindeki tahtında oturdu, o sırada katil Ares de Truvalıların saflarına onları kışkırtmaya gitti, Trakyalıların önderi hızlı Akamas kılığında. “Priamos’un oğulları!” dedi. “Halkınızın Akhalar tarafından katledilmesine daha ne kadar izin vereceksiniz? Hepsinin Truva duvarlarına dayanmasını mı bekleyeceksiniz? Hektor kadar çok değer verdiğimiz adam, Ankhises’in oğlu Aeneas ellerinde. Bana yardım edin de savaşın kargaşasından kurtaralım cesur yoldaşımızı.”

Bu sözlerle can ve güç verdi onlara. Sonra Sarpedon sert çıkıştı epey Hektor’a. “Hektor!” dedi. “Nerede yiğitliğin şimdi senin? Eskiden adamların veya müttefiklerin olmadan, sadece kardeşlerin ve kayınlarınla beraber tek başına şehrini koruyabileceğini söylerdin. Hiçbirini burada göremiyorum, aslan karşısındaki köpekler gibi sinmişler, biz müttefiklerin savaşın yükünü yüklenmişiz asıl. Çok uzaklardan geldim ben, Lykia ve Ksanthos’un kıyılarından, karımı, küçük oğlumu ve muhtaçları baştan çıkarabilecek mal varlığımı bırakıp da. Buna rağmen, Lykialı askerlerimin başına geçip bana karşı savaşana karşı koyarım, burada Akhaların elimden alacağı hiçbir şeyim olmadığı hâlde, sense bakarsın öyle, adamlarına karılarını korumaları için dayanmalarını bile buyurmazsın. Ağa takılan adamlar gibi düşmanlarınızın ellerine düşmeyin sonra, güzel şehrinizi de hemen yağma ederler. Bunu gece gündüz aklından çıkarma ve müttefiklerinin önderlerine de korkmadan dayanmaları için yalvar, böylece sana serzenişlerini bitirebilirsin.”

Böyle konuşunca Sarpedon, Hektor’un içi acıdı sözleriyle. Zırhlarıyla kuşanmış şekilde arabasından atladı ve iki mızrağını sallayarak ordunun arasına daldı, adamlarını savaşa kışkırtarak ve korkunç savaş çığlıklarını yükselterek. Sonra harekete geçip tekrar Akhalarla karşı karşıya geldiler, ancak Akhalar birbirlerine yakın ve sıkıca durdular, geriye çekilmediler. Büyükçe bir harman yerinde rüzgâr nasıl samanı uçurursa insanlar elerken -sarışın Demeter tahılla samanı birbirinden ayırmak için üflerken rüzgârı, beyaz saman öbekleri daha da büyür- Akhalar da bulandı öyle atların ayaklarının gök kubbeye yükselttiği toza, sürücüleri savaşa döndürünce atları ve onlar da düşmana tüm güçleriyle karşı koyunca. Ateşli Ares Truvalılara yardım etmek için onları karanlıktan bir perdeyle kapladı ve her yere girdi aralarında, Donaolara yardım eden Pallas Athena’nın savaşı terk ettiğini gören Phoibos Apollon Truvalıların yüreklerine cesaret koyması gerektiğini ona söylediği için. Apollon sonra da zengin mabedinden Aeneas’ı geri gönderdi ve yüreğini cesaretle doldurdu, böylece onu canlı, sağlam ve cesaretli görünce çok sevinen yoldaşları arasında yerini aldı, ancak ona nasıl böyle olduğunu soramadılar, zira Ares ve aralarında dur durak bilmez bir hiddetle köpüren Eris tarafından yaratılan kargaşa ile çok meşguldüler.

İki Aias, Odysseus ve Diomedes, Truvalıların öfkesi ve hücumundan korkmayan Danaoları kışkırttılar. Kronosoğlu’nun dağ başlarına örttüğü bulutlar kadar hareketsiz durdular, hani ortada hiç rüzgâr yokken ve acımasız Boreas’la korkunç patlamaları bütün bulutları her bir yöne dağıtan diğer sert rüzgârlar beraberce uyurkenki gibi, Danaolar Truvalılara karşı işte böyle sağlam ve kararlı durdular. Atreusoğlu aralarına girip onları yüreklendirdi. “Dostlarım!” dedi, “Yiğit erler gibi kendinizi kurtarın ve birbirinizin gözünde yüz karası olmayın çetin savaşın ortasında. Yüz karası olmaktan kaçınanlar öldürülmek yerine daha çok yaşarlar, ancak kaçanlar ne hayatlarını ne de ününü kurtarabilir.”

Böyle konuşurken, mızrağını fırlattı ve ön sıralardan birini vurdu, Truvalıların Priamos’un oğulları kadar saygı duyduğu Aeneas’ın yoldaşı olan Pergaosoğlu Deikoon’du bu, zira hep ön sıralara geçmeye can atardı. Kral Agamemnon’un mızrağı kalkanına çarptı ve içinden geçip gitti, öyle ki kalkan önleyemedi mızrağı. Kemerinden geçip karnının altına girdi ve yere doğru ağırca düşerken silahları üzerinde şangırdadı.

Sonra da Aeneas, Danaoların iki yiğidi Kreton ve Orsilokhos’u öldürdü. Babaları güçlü şehir Phere’de oturan zengin bir adamdı ve yayıla yayıla Pylosluların toprağında akan Alpheios Nehri’nden gelmeydi soyu. Nehir, çok insan yönetmiş Orsilokhos’un babası, o da Diokles’in babasıdır, ki o da her türlü savaş sanatında maharetli ikiz erkek çocukları Kreton ve Orsilokhos’un babasıdır. Bunlar büyüyünce Argos gemileriyle Atreus’un oğulları Menelaos ve Agamemnon uğruna İlyon’a geldi ve burada ikisi de öldü. Dağdaki ormanların kuytu yerlerinde analarının beslediği iki aslan, nasıl çiftliği yağmalayıp koyun ve sığırları almak isterken insan eliyle öldürülürlerse, bunlar da Aeneas tarafından öyle mağlup edilip çam ağaçları gibi yere devrildiler.

Cesur Menelaos üzüldü onların ölümüne ve ön sıralara geçti, parlak tunçla kuşanmış hâlde ve mızrağını sallayarak, zira Ares öyle kışkırtıyordu ki Aeneas tarafından öldürülsün. Ancak Nestor’un oğlu Antilokhos onu görüp öne atıldı, krala bir zarar gelip de bütün emeklerinin boşa gitmesinden korkarak, o yüzden Aeneas ve Menelaos ellerini ve mızraklarını savaşa girişmek için istekle kaldırırken, Antilokhos Menelaos’un yanına dikildi. Aeneas gözü pek olsa da iki yiğidi beraber yan yana karşısında görüp geri çekilince, Kreton ve Orsilokhos’un ölülerini Akhaların saflarına çektiler ve bu iki talihsiz adamı yoldaşlarının ellerine bıraktılar. Sonra da dönüp ön sıralarda savaştılar.