Гарриет Бичер-Стоу – Tom Amca’nın Kulübesi (страница 22)
“Diyelim ki oluruna bıraktık ama ah, Tanrı’m! Nasıl yapabilirim? Nereye gittiğini ya da sana nasıl davranacaklarını bilsem neyse! Hanımım seni bir iki sene içinde almaya çalışacaklarını söyledi ama Tanrı’m! Oraya giden kimse dönmez! Öldürürler! Tarlalarında nasıl çalıştırdıklarını duydum.”
“Orada da buradaki aynı Tanrı var, Chloe.”
“Eh.” dedi Chloe Teyze. “Diyelim ki öyle ama Tanrı bazen kötü şeylerin olmasına izin veriyor. Bunun beni rahatlatmadığını söyleyeyim.”
“Ben Tanrı’nın elindeyim.” dedi Tom. “Onun izin verdiğinden ötesi olmaz ve şükredebileceğim
Ah, cesur, mert yürek, sevdiklerini rahatlatmak için kendi acılarını bastıran! Tom kaba bir sesle ve boğazında acı bir tıkanmayla konuşmuştu ama yiğit ve güçlü seslenmişti.
“Lütuflarımızı düşünelim!” diye ekledi, titreyerek, sanki onlar hakkında çok iyi düşünmesi gerektiğinden oldukça emindi.
“Lütuflar!” dedi Chloe Teyze. “Bunda bir lütuf görmüyorum! Doğru değil! Böyle olması doğru değil! Efendi borçları için
“Chloe! Eğer beni seviyorsan böyle konuşma, bu belki de son kez birlikte oluşumuz! Sana söyleyeyim Chloe, efendi aleyhine söylenen tek kelime bile ağırıma gidiyor. Kollarıma bir bebekken verilmedi mi? Onun için iyi düşünmem doğal. Ayrıca zavallı Tom’u çok da düşünmesi gerekmez. Efendi onun için bu şeylerin yapılmasına alışkın ve doğal olarak üzerinde fazla düşünmüyor. Zaten hiçbir şekilde bu beklenemez. Diğer efendilere nazaran, bendeki yaşantı ve davranış kimde vardı? Bunu baştan görseydi bana böyle olmasına izin vermezdi. Biliyorum öyle.”
“Eh, her neyse,
“Yukarıdaki Tanrı’ya bakmalısın, o her şeyin üstünde, onun haberi olmadan bir serçe düşmez.”
“Bu beni pek rahatlatmıyor ama öyle olduğunu umarım.” dedi Chloe Teyze. “Ancak konuşmanın bir faydası yok; mısır ekmeğini ıslatacağım ve sen de iyi bir kahvaltı yap çünkü bir daha ne zaman kahvaltı yapacağını kimse bilemez.”
Güneye satılan zencilerin acılarını anlayabilmek için bu ırkın içgüdüsel duygularının özellikle güçlü olduğunu anımsamak gerekir. Bir yere bağlılıkları oldukça güçlüdür. Doğal olarak gözü pek ve girişken değillerdir, evine düşkün ve sevecenlerdir. Bunlara cehalet ve bilinmeyenin korkularıyla güneye satılmanın zencilerde çocukluktan beri cezalandırmanın son aşamaları olduğunu da ekleyin. Kırbaçlanmak ya da herhangi bir işkence tehdidinden daha çok korkutanı nehrin aşağısına gönderilmekti. Bu duyguların ifade edildiğini biz onlardan duyduk ve dedikodu saatlerinde oturup “nehrin aşağısı” hakkında korkunç hikâyeler anlattıklarında o içten korkuyu onlarda gördük ki nehrin aşağısı onlar için,
Kanada’daki kaçaklar arasında bulunan bir misyoner bize pek çok kaçağın nispeten nazik efendilerden kaçtığını itiraf ettiğini ve her defasında ya kendileri ya kocaları, karıları ya da çocukları üzerinde asılı bir kara yazı olan güneye satılmanın umutsuz dehşetiyle kaçmanın tehlikelerine cesaret etmeye ikna olduklarını söyledi. Bu doğal olarak sabırlı, çekingen ve girişken olmayan Afrikalıyı kahramanca bir cesaretle donatıyor ve açlık, soğuk, acı, yabanın tehlikeleri, yeniden yakalanmanın korkunç cezalardan acı çekmesine sebep oluyordu.
Basit sabah yemeğinin masada dumanı tütüyordu, zira Bayan Shelby bu sabah Chloe Teyze’nin büyük evdeki görevine izin vermişti. Zavallı kadın kalan enerjisini bu veda şölenine harcamıştı, en iyi tavuğu kesip soslamış, kocasının damak zevkine göre mısır ekmeğini büyük bir titizlikle hazırlamış, şömine rafından gizemli kavanozlar çıkarmıştı, bunlar özel durumlar dışında çıkarılmayan bazı reçellerdi.
“Tanrı’m, Pete.” dedi Mose, zaferle. “Bizde kahvaltının âlâsı yok mu!” Aynı anda bir tavuk parçası yakalamıştı.
Chloe Teyze aniden kulağına bir tokat patlattı. “Buraya bakın! Zavallı babanızın evde edeceği son kahvaltıya karga gibi üşüşmeyin!”
“Ah, Chloe!” dedi Tom nazikçe.
“Eh, elimde değil.” dedi Chloe Teyze, önlüğüyle yüzünü saklayarak. “Kafam altüst oldu, çirkin davranmama sebep oluyor.”
Oğlanlar sakince durarak önce babalarına, sonra annelerine baktılar. Bu sırada bebek kadının giysilerine tırmanarak zorunlu, emredici bir şekilde ağlamaya başladı.
“İşte!” dedi Chloe Teyze, gözlerini silip bebeği alırken. “Şimdi iyiyim sanırım, bir şeyler yiyin. Bu benim en iyi tavuğum. İşte çocuklar, biraz alın, zavallı yaratıklar! Anneniz bir de kızdı size.”
Oğlanlar ikiletmeden büyük bir iştahla yiyeceklerin başına geçtiler; iyi ki öyle yaptılar çünkü öbür türlü parti amacına hizmet edecek pek az şey kalacaktı.
“Şimdi.” dedi Chloe Teyze, kahvaltıdan sonra telaşla koşuşturarak. “Giyeceklerini koymalıyım. Hepsini almalısın yanına. Onları biliyorum, çok cimridirler! Eh, şimdi romatizman için fanilalar bu köşede, dikkat et çünkü artık bunları yapmak için kimse olmayacak. Sonra bunlar eski gömleklerin, bunlar da yeniler. Dün gece çoraplarının burunlarını ördüm ve örmek için topu içine koydum. Aman Tanrı’m! Kim senin için bunları tamir edecek?” Ve Chloe Teyze duygularına yenilerek başını kutunun kenarına koydu ve ağladı. “Düşününce! İyi de olsan, kötü de hiçbir yaratık senin için bir şey yapmayacak! Artık iyi olmak için bir neden olmadığını düşünüyorum!”
Oğlanlar kahvaltı masasında ne var ne yoksa silip süpürdükten sonra olayı biraz kavramaya başlamışlardı ve annelerini ağlar, babalarını çok üzgün görünce sızlanmaya ve ellerini gözlerine götürmeye başladılar. Tom Amca bebeği dizlerine oturtmuştu ve azami oranda eğlenmesine izin veriyordu, yüzünü tırmalayarak, saçını çekerek, arada bir belli ki kendi iç dünyasının yansıması olan gürültülü sevinç patlamaları çıkararak.
“Ah, çekil bakalım, zavallı yaratık!” dedi Chloe Teyze. “Sıra sana da gelecek! Kocanın satıldığını göreceksin veya belki kendin satılacaksın; oğulların satılacak, tahmin ederim, iyi de olsalar kötü de zencilerin bir şeyleri olmasına gerek yok!”
Bu sırada oğlanlardan biri bağırdı: “Hanımımız geliyor!”
“Bir işe yaramaz ki, neden geliyor?” dedi Chloe Teyze.
Bayan Shelby içeri girdi. Chloe Teyze ona açık bir şekilde aksi ve huysuz bir tavırla sandalye koydu. Bayan Shelby ne bu hareketi ne de tavrını görmüş görünmüyordu. Solgun ve endişeli görünüyordu.
“Tom.” Dedi. “Buraya gelmemin…” Ve aniden durdu, sessiz grubu dikkate alarak sandalyeye oturdu, mendiliyle yüzünü kapatarak hıçkırmaya başladı.
“Tanrı’m, şimdi yapmayın hanımım, yapmayın!” dedi Chloe Teyze, sırası gelince ağlamaya başladı ve birkaç dakika beraber ağladılar. Beraber döktükleri o az ya da çok gözyaşlarıyla bütün yürek yangınları ve ezilenlerin öfkeleri eriyip gitti. Ah, üzgünü ziyaret eden sen, soğuk, dönük yüzle paranın satın alabileceği her şeyin gerçek şefkatle dökülen bir dürüst gözyaşına değer olmadığını biliyor muydun?
“İyi adamım.” dedi Bayan Shelby. “Sana işe yarayacak bir şey veremem. Eğer sana para versem senden alınır. Ama sana ciddiyetle ve Tanrı’nın önünde söylüyorum ki senin izini süreceğim ve parayı bulur bulmaz seni geri getireceğim, o zamana kadar Tanrı’ya güven!”
Bu sırada oğlanlar Efendi Haley’nin geldiğini söylediler ve sonra kaba saba bir tekmeyle kapı açıldı. Haley bir gece önce çok fazla ata binmiş ve avını ele geçirememe başarısızlığından dolayı sakinleşememiş olarak orada aksi mizacıyla duruyordu.
“Gel.” dedi. “Sen zenci, hazır mısın? Hizmetinizdeyim, hanımefendi!” dedi, Bayan Shelby’i görünce şapkasını çıkararak.
Chloe Teyze kutuyu kapatıp iple bağladı, ayağa kalkarken tüccara ters ters baktı, gözyaşları birden ateş kıvılcımlarına dönüşmüştü.
Tom yeni efendisini izlemek için uysalca ayağa kalktı ve ağır kutuyu omuzlarına yükledi. Karısı onunla arabaya kadar gitmek için bebeği kollarına aldı ve hâlâ ağlayan çocuklar arkaya dizildiler.
Bayan Shelby tüccara doğru yürüyüp onunla içtenlikle konuşarak onu birkaç dakika alıkoydu. O konuşurken, tüm aile kapıda hazır bekleyen arabaya doğru gittiler. Çevredeki yaşlı ve genç kalabalık eski dostlarına veda etmek için çevresinde toplandı. Tom tüm çevrede baş hizmetçi ve Hristiyanlık öğretmeni olarak görülüyordu. Onun için özellikle de kadınlar arasında içten bir sempati ve keder vardı.
“Chloe, sen bizden iyi dayanıyorsun!” dedi açıkça ağlayan kadınlardan biri, arabanın yanında dururken Chloe Teyze’nin hüzünlü soğukkanlılığını fark etmişti.
“