18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Гарриет Бичер-Стоу – Tom Amca’nın Kulübesi (страница 11)

18

Bunun üzerine Sam samimiyetle harekete geçti ve bir süre sonra görünerek Bill ve Jerry’nin eşkin yürüyüşü eşliğinde eve doğru şerefle gitmeye başladı. Atlar durmayı düşünmeden önce beceriklilikle kendini önlerine atıyordu, onları at bağlama yerinin önüne kadar bir fırtına gibi getirdi. Ürkek genç bir tay olan Haley’nin atı ürktü ve yularını gerdi.

“Ho, ho!” dedi Sam. “Korktun mu?” Ve kara yüzü meraklı, yaramaz bir ışıltıyla parladı. “Şimdi seni yola getiririm!” dedi.

Eve yakın, gölgesi düşen, büyük bir kayın ağacı vardı ve küçük, keskin, üçgen kayın meyveleri yeri iyice örtmüştü. Parmaklarında bunlardan biri, Sam taya yaklaştı, vurup okşadı ve gerginliğini gidermekle meşgul göründü. Eyeri ayarlarmış gibi gözükerek ustaca altına keskin, küçük meyveyi kaydırdı. Öylesine yapmıştı ki seleye getirilecek en ufak ağırlık bile görülebilir bir sıyrık ya da yara bırakmadan hayvanın gergin sinirlerini attıracaktı.

“İşte!” dedi, kendini onaylayan bir sırıtışla gözlerini devirerek. “Bunu hallettim!”

O anda Bayan Shelby balkonda belirerek onu çağırdı. Sam St. James ya da Washington’da boş bir yer bulmuş bir talibin kur yapan kararlılığıyla yaklaştı.

“Neden böylesine oyalandın, Sam? Acele etmen için Andy’yi gönderdim.”

“Tanrı sizi korusun hanımım!” dedi Sam. “Atlar bir dakikada yakalanmıyor ki, ta güney çayırına kadar gitmişlerdir, Tanrı bilir neresi!”

“Sam, sana daha kaç kere söylemeliyim. ‘Tanrı sizi korusun ve Tanrı bilir’ gibi şeyler söylememelisin. Bu kötü bir şey.”

“Ah, Tanrı ruhumu korusun! Unutmuşum hanımım! Bir daha böyle şeyler söylemeyeceğim.”

“Sam, yine söyledin işte.”

“Dedim mi? Ah, Tanrı’m! Yani, bunu söylemek istememiştim.”

Dikkatli olmalısın Sam.”

“Biraz nefes alayım, hanımım daha iyi çalışabilirim. Çok dikkatli olacağım.”

“Eh, Sam, Bay Haley ile birlikte ona yolu göstermek ve yardım etmek için gideceksin. Atlara dikkat et Sam; biliyorsun Jerry geçen hafta biraz topallıyordu, onları çok hızlı koşturma.

Bayan Shelby son sözlerini alçak bir sesle ve üstüne basa basa söylemişti.

“Bu işi bu çocuğa bırakın!” dedi Sam, gözlerini içinde bir sürü anlamla devirdi. “Tanrı bilir! Harika! Buna böyle denmez mi!” dedi, komik görünüşüyle birden nefesini yakalayarak. Bu, hanımı da kendini tutmasına rağmen güldürdü. “Evet, hanımım, atlara dikkat ederim!”

“Şimdi, Andy.” dedi Sam, kayın ağaçlarının altındaki yerine dönerek. “Göreceksin ki şu beyefendinin yaratığı, atına binmeye gelince çok geçmeden onu fırlatmazsa çok şaşırmam. Biliyorsun, Andy, yaratıklar böyle şeyler yapabilir; sözün burasında Sam çok imalı bir şekilde Andy’yi yanından dürttü.

“Harika!” dedi Andy, hemen onaylar bir hareketle.

“Evet, görüyorsun ki Andy, hanımım zaman kazanmak istiyor. En sıradan adam bile bunu anlar. Ben onun için biraz zaman kazanırım. Şimdi sen gidip bütün bu atları sal, karmakarışık ormanda oynaşsınlar ve efendinin de o kadar acelesi yok nasılsa.”

Andy sırıttı.

“Görüyorsun.” dedi Sam. “Görüyorsun, Andy, eğer efendi Haley’nin atı aksilik etmeye başlar ve huysuzluk ederse sen ve ben atlarımızdan inip ona yardım edeceğiz ve ona yardım edeceğiz, ah evet!” Sam ve Andy bunun üzerine başlarını omuzlarına atıp yavaş, ölçüsüz bir kahkaha patlattılar, bir yandan da parmaklarını şıklatıp topuklarını büyük bir keyifle sallıyorlardı.

O anda Haley verandada göründü. Çok iyi birkaç fincan kahveyle biraz sakinleşmiş olarak çekilir nüktelerle, dışarı gülerek ve konuşarak çıktı. Sam ve Andy onları şapka gibi düşünme alışkanlığı içinde bölük pörçük palmiye yapraklarını çekip atların bağlı durduğu yere koşarak “efendiye yardıma” hazır olmak için gittiler.

Sam’in palmiye yaprağı saç örgüsü gibi örüldüğü tepe bölümlerinin kenarlarına doğru ustalıkla çözülmüştü; kıymıklar ayrılmaya başlamıştı ve havaya doğru kalkmıştı, ona herhangi bir Fejee şefine eşit, belirgin bir özgürlük ve meydan okuma havası veriyordu. Andy’ninkinin kenarları hepten ayrılmıştı, tacı başına hünerle pat diye oturttu ve oldukça memnun biçimde baktı, sanki “Kim demiş şapkam yok diye.” dermiş gibi.

“Eh, çocuklar.” dedi Haley. “Canlanın bakalım; zaman yitirmememiz lazım.”

“Bir dakika bile efendim!” dedi Sam, Andy de diğer iki atı çözerken. Haley’nin dizginini eline koydu ve üzengisini tuttu.

Haley eyere dokunur dokunmaz, atak yaratık ani bir sıçrayışla yerden hopladı, efendinin ayaklarını bir yerlere, yumuşak, kuru çimenlerin üzerine gelişigüzel attı. Sam çılgınca haykırışlarla dizginlere doğru atladı ama tek başarabildiği daha önce sözünü ettiğimiz keskin palmiye ağaçlarını atın gözlerine sürtmek oldu, bu da hiçbir şekilde sinirlerini yatıştırmadı. Bununla büyük bir öfkeyle Sam’i devirdikten sonra iki üç küçümseyici homurtu çıkardı, kuvvetle ayaklarını havaya kaldırdı ve çok geçmeden çayırlığın alt taraflarına doğru koşturarak gitti. Peşinden Andy’nin anlaşmaya göre çözmeyi unutmadığı, dehşetli haykırışlarla hızlandırdığı Bill ve Jerry gidiyordu. Artık herkesin başka bir şey yaptığı sahne meydana geldi. Sam ve Andy koştu, bağırdı, köpekler orada burada havladı. Mike, Mose, Mandy, Fanny ve hem erkek hem kız çevredeki küçükler aşırı bir işgüzarlık ve bitmek bilmeyen bir gayretle koşturdu, ellerini çırptı, bağrıştı ve haykırdı.

Haley’nin beyaz, çok hızlı ve canlı atı sahnenin en can alıcı noktasına büyük bir iştahla girdi; kendine yaklaşık bir kilometre uzunluğunda, her yanı hafif bir eğimle koca ormana giden bir çayırlığı rota belirledi. Onu takip edenlerin ne kadar yaklaşacağına izin verdiğini görmekten sonsuz bir mutluluk duyar gibiydi ve sonra bir kol boyu uzunluk kalmışken, yaramaz bir canavar gibi homurdanıp öne fırladı ve orman yolunda son hızla gitti. Hiçbir şey, yakışık alacak zaman gelmeden güruhtan birini yanına alacak kadar Sam’in aklına uzak değildi ve harcadığı çabalar gerçekten son derece kahramancaydı. Her zaman en önde ve savaşın en yoğun yerinde parlayan Aslan Yürekli Richard’ın kılıcı gibi, Sam’in palmiye yaprağı atın yakalanabileceği en tehlikesiz anlarda her yerden görülebiliyordu. Orada eğilerek bağırıyordu, “Hadi şimdi! Yakalayın onu! Yakalayın onu!” Bir anda her şeyi birbirine katıyordu.

Haley yukarı aşağı koşturdu, sövdü ve orada burada tepindi. Bay Shelby boş yere balkondan emirler yağdırdı ve Bayan Shelby odasındaki pencereden kâh güldü, kâh düşündü. Tüm bu kargaşanın altında yatanlardan duyduğu kuşkuyu göz ardı etmeden.

Sonunda saat on iki civarlarında, Sam zaferle Jerry’nin üzerine binmiş döndü, Haley’nin atı yan tarafında terden sırılsıklam ancak çakan gözleri ve genişlemiş burun delikleriyle özgürlük ruhunun tamamen yatışmadığını gösteriyordu.

“Yakalandı işte!” diye zaferle haykırdı. “Eğer ben olmasaydım kendi başlarına tıkanırlardı hepsi ama ben onu yakaladım!”

“Sen!” diye homurdandı Haley, hiç de yumuşak başlı tonda değildi. “Eğer sen olmasaydın, bu hiç olmazdı.”

“Tanrı bizi korusun efendi.” dedi Sam, sesinde derin bir kaygıyla. “Kan ter içinde kalıncaya dek koşturup yakalamaya çalışan bendim!”

“Peki, peki!” dedi Haley. “Bana lanet olası saçmalıklarınla üç saat kaybettirdin. Hadi şimdi gidelim, daha fazla aptallık yapma.”

“Neden efendim.” dedi Sam, itiraz eden bir ses tonuyla. “Sizin bizi öldürmeye niyetiniz var herhâlde, atlarla hepimizi. Burada hepimiz düşmek üzereyiz ve yaratıkların hepsinden terden buğu tütüyor. Efendi akşam yemeğinden önce başlamayı düşünmez. Efendinin atı kurulanmak ister, baksanıza nasıl sırılsıklam; Jerry de topallıyor. Hanımımın bu şekilde gitmemize izin vermeyeceğini düşünüyorum. Tanrı sizi korusun efendim, eğer dinlenirsek yakalayabiliriz. Lizy hiç de iyi bir yürüyüşçü değildi.”

Olanlarla çok eğlenen Bayan Shelby konuşmayı verandadan duymuştu, artık sıra kendisine gelmişti. İlerledi ve nazikçe Haley’nin kazasıyla ilgili endişelerini dile getirdi, ona akşam yemeğine kalması için ısrar etti, aşçının yemeği hemen masaya getireceğini söyledi.

Her şey göz önüne alındığında Haley muğlak bir lütuf gibi salona ilerledi, bu sırada Sam tarif edilmez bir anlamla arkasından gözlerini devirerek atları ahıra ağırbaşlılıkla götürdü.

“Onu gördün mü Andy? Onu gördün mü?” dedi Sam, ahırın oldukça içine girince atı bir direğe bağladı. “Ah Tanrı’m, şimdi onun dans ettiğini, tekme attığını ve bize sövdüğünü görmek toplantı kadar iyiydi. Söv bakalım moruk; (Dedim kendi kendime.) atını şimdi mi istersin, yoksa yakalayıncaya kadar bekler misin? (Dedim.) Tanrı’m, Andy, şimdi onu görebilirim sanırım.” Sam ve Andy ahıra dayanıp içlerinden geldiği gibi güldüler.

“Atı ona getirdiğimde nasıl da kızdığını görmeliydin. Tanrı’m, beni öldürecek gibiydi ve bense orada masum ve alçak gönüllü duruyordum.”

“Tanrı’m, seni gördüm.” dedi Andy. “Sen de eski bir beygir değil misin, Sam?”

“Öyleyimdir herhâlde.” dedi Sam. “Hanımı yukarıda pencerede gördün mü? Onu gülerken gördüm.”

“Elbette öyledir, ben koşuyordum, o yüzden bir şey görmedim.” dedi Andy.

“Eh, gördün.” dedi Sam, Haley’nin tayını yıkamak için ağır ağır ilerleyerek. “Gözlem diye adlandırabileceğin bir yeteneğim var, Andy. Bu çok önemli bir yetenek Andy ve sana bunu edinmeni tavsiye ederim, şimdi daha gençsin. O arka ayağı kaldır, Andy. Gördün mü, Andy, zencilerde bunca farklı olan gözlemdir. Bu sabah rüzgârın nereden estiğini görmedim mi? Hiç söylemese de hanımımın ne istediğini görmedim mi? Bunlar gözlem, Andy. Bunlara beceri diyebilirsin. Beceriler farklı insanlarda değişir ama bunları edinmek insana çok yol aldırır.”