Гарриет Бичер-Стоу – Tom Amca’nın Kulübesi (страница 1)
Harriet Beecher Stowe
Tom Amca’nın Kulübesi
Harriet Beecher Stowe, 1811 yılında ABD’nin Connecticut eyaletinde doğdu ve 1896 yılında Hartford, Connecticut’da öldü. Dindar bir aileye sahip olan Stowe, köle olan siyahların zor şartlarını konu aldığı
Stowe, aile arasında olayları ve toplumsal meseleleri tartışarak görüşlerini inandırıcı bir şekilde savunmayı öğrendi. Kendisini dine ve başkalarına yardıma adayan babası eğitime önem veriyordu. Eğitim ve ahlaki dürüstlük atmosferi içinde büyüyen Stowe, edebiyat ve dil üzerine akademik eğitim aldı. 1824’te kız kardeşi tarafından kurulan Hartford Female Seminary’de öğrenci olup sonra da öğretmen olarak görev aldı. Burada saatlerini makaleler yazmaya harcayarak yazı becerilerini geliştirdi. 1832’de babası Lane ilahiyat fakültesinin başına geçtiği için ailesiyle Cincinnati’ye taşındı. 1836’da profesör olan Calvin Ellis Stowe ile evlendi ve yedi çocuk sahibi oldu. Cincinnatti’de yaşarken kaçak kölelerle tanışıp onların güneydeki yaşamlarını öğrendi. 1830’larda köleliğin kaldırılması taraftarı oldu. 1850’de kocası Bowdoin College’da profesör olunca aile Maine’e taşındı. Orada okuduğu ve gözlemlediği olaylara dayanarak kölelerle ilgili bir hikâye yazdı. Bu hikâye, 1851-1852’de
Stowe, 19. yüzyılın en popüler Amerikalı yazarları arasındadır. Stowe’un yazarlık kariyeri 51 seneye yayıldı. Yazıları sayesinde kadınların oy kullanamadığı, topluluk arasında konuşmasının iyi karşılanmadığı bir zamanda toplum önünde düşüncelerini ve inançlarını ifade etti. Kitaplarında ev hayatı, çocuk yetiştirme ve din konularına eğildi. Sık sık çocukluğundan, geniş ve dindar ailesinden esinlendi. Şiirler, seyahat kitapları, biyografik eserler ve çocuk kitapları yazdı. Portreleriyle toplumsal hayatı ve o zamanın kültürünü yansıtan bir realisttir. Eserleri arasında 1856’da kölelik yüzünden yozlaşan toplumu ele aldığı
Eren Gökce, 1975 yılında Ankara’da doğdu. Gazi Üniversitesinden Endüstri Mühendisliği lisans; California State University, Long Beach’den Finans alanında İşletme yüksek lisans ve İstanbul Bilgi Üniversitesinden İşletme yüksek lisans derecesine sahiptir. Tusaş Motor Sanayi AŞ (TEI), MITS, MİKES AŞ ve ABD’de Panasonic Avionics Corporation şirketlerinde proje mühendisi olarak görev aldı. Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’de endüstri mühendisi ve çeşitli kuruluşlarda danışman olarak çalıştı. Koçoğlu Elektromekanik şirketinde proje yönetici yardımcısı olarak görev almaktadır.
Stanford Üniversitesinde İleri Proje Yönetimi (SAPM) sertifika programını tamamlamıştır. Proje Yönetim Derneği (PMI)’nden Proje Yönetim Profesyoneli (PMP) sertifikasyonu, AACE International’dan Kazanılmış Değer Profesyoneli (EVP) sertifikasyonu bulunmaktadır.
2005 yılından bu yana serbest çevirmen olarak çalışmaktadır. TED konferanslarında gönüllü olarak Türkçe dil koordinatörlüğü görevi yapmaktadır.
BÖLÜM I
I
Okuyucunun, İnsanlığın Bir Bireyi ile Tanıştırıldığı Yer
Soğuk bir şubat akşamüstü, iki beyefendi Kentucky’nin P. kasabasında iyi döşenmiş bir yemek salonunda şaraplarıyla bir başlarına oturuyorlardı. Görünürde hizmetçiler yoktu ve beyefendiler sandalyelerini birbirine yanaştırmış, bir meseleyi samimiyetle tartışır görünüyorlardı.
Şimdiye dek iki
Arkadaşı Bay Shelby ise beyefendi havasındaydı ve evin düzeni, yaşam tarzına ilişkin hava kolay ve varlıklı koşullara dahi işaret ediyordu. Daha önce de belirttiğimiz gibi ikisi samimi bir konuşmanın ortasındaydılar.
“Benim konuyu böyle düzenlemem gerekiyordu.” dedi Bay Shelby.
“Ben ticareti böyle yapamam. Gerçekten öyle Bay Shelby.” dedi diğeri, elindeki bir bardak şarabı gözüyle ışık arasında tutuyordu.
“Gerçekten nedeni şu, Haley, Tom eşsiz biridir; bu miktar her yerde muhakkak eder. Sağlam, dürüst, yetenekli, tüm çiftliğimi saat gibi işletir.”
“Yani zenciler gibi dürüst demek istiyorsun.” dedi Haley, kendine bir bardak konyak koydu.
“Hayır; gerçekten öyle demek istedim. Tom iyi, sağlam, duyarlı, dindar bir adamdır. Dört yıl önce kamp toplantısında din edindi ve gerçekten öyle olduğuna inanıyorum. O zamandan beri ona güvendim, sahip olduğum her şeyde -para, ev, atlar- çiftlikte girip çıkmasına izin verdim ve her seferinde de her konuda onun dürüst ve namuslu olduğunu gördüm.”
“Bazı kimseler dindar zencilerin olduğuna inanmıyor Shelby.” dedi Haley, elini abartılı bir içtenlikle sallayarak, “Ama
“Eh, Tom’da bu özellik kimsede olmadığı kadar var.” diye katıldı diğerine. “Nedeni de geçen sonbaharda tek başına bana iş yapması ve eve beş yüz dolar getirmesi için Cincinnati’ye gönderdim. ‘Tom.’ dedim ona, ‘Sana güveniyorum çünkü bir Hristiyan olduğuna inanıyorum. Biliyorum ki üçkâğıt yapmazsın.’ Elbette Tom geri geldi; öyle olacağını biliyordum. Bazı kendini bilmezler demiş ki ona ‘Tom, neden Kanada’ya gitmiyorsun?’ ‘Ah, efendim bana güvendi, yapamam.’ diye söylediler. Tom’dan ayrıldığıma üzüldüğümü söylemeliyim. Onu borcun tamamını kapatmaya saymalısın, Haley, eğer vicdanın olsa öyle yaparsın.”
“Eh, bende de bu işte olanlardaki kadar vicdan var. Bilirsin biraz, bir şeye yemin edecek kadar.” dedi tüccar şakayla karışık. “Ve sonra arkadaşlara iyilik olsun diye mantık çerçevesinde her şeyi yapmaya hazırım ama bu yıl, gördüğün gibi bu adam için işler çok tatsız, çok tatsız.” Tüccar düşünceli bir şekilde iç çekti ve biraz daha konyak doldurdu.
“Eh, o zaman, Haley, nasıl iş yapacaksın?” dedi Bay Shelby, zor geçen bir sessizlikten sonra.
“Eh, Tom’la sepete atacağın bir oğlan ya da kız yok mu?”
“Hımm! Gözden çıkarabileceğim biri yok; doğrusunu söylemek gerekirse sadece zor şartlardan dolayı satmak zorundayım. Ayrıca, yardımcılarımın hiçbirinden ayrılmayı sevmiyorum.”
Burada kapı açıldı ve dört beş yaşlarında küçük melez bir çocuk odaya girdi. Görünüşünde kayda değer bir güzellik ve insanı çeken bir şeyler vardı. Ham ipek gibi güzel siyah saçları parlak buklelerle yuvarlak, gamzeli yüzünü çevrelerken, ateş ve yumuşaklıkla dolu bir çift iri göz sık, uzun kirpiklerinin altından bakıyordu, bu esnada odayı merakla inceliyordu. Dikkatlice dikilmiş, üstüne iyice oturtulmuş kırmızı ve sarı kareli hoş bir giysi, güzelliğinin esmerliğini ve etkileyiciliğini ortaya çıkarıyordu; utangaçlıkla karışık komik bir kendine güven, efendisi tarafından el üstünde tutulmaya ve fark edilmeye alışık olduğunu gösteriyordu.
“Merhaba, Jim Crow!” dedi Bay Shelby, ıslık çalarak ve bir avuç üzümü ona doğru attı. “Hadi, al bunları!”
Çocuk tüm gücüyle ödülün peşinden koşarken efendisi gülüyordu.
“Gel buraya, Jim Crow.” dedi. Çocuk geldi, efendisi kıvırcık saçlarını tıpışladı ve çenesinin altını okşadı.