Гарриет Бичер-Стоу – Tom Amca’nın Kulübesi (страница 3)
Huysuz doğasının anlaşılabilir olduğunu gösteren hafif bir omuz silkişiyle, “Tatmin olmak iyi bir şey.” dedi Bay Shelby.
“Eh.” dedi Haley, her birinin kendi durumunu değerlendirdiği bir sessizlikten sonra. “Ne diyorsunuz?”
“Meseleyi düşüneceğim ve karımla konuşacağım.” dedi Bay Shelby. “Bu arada, Haley, dediğiniz gibi meselenin sessiz bir şekilde halledilmesini istiyorsanız işleriniz bu çevrede duyulmasa iyi olur. Erkekler arasında yayılır ve diğerlerinin de duyması ile birlikte bu iş sessiz olarak kalmaktan çıkar.”
“Ah! Elbette, her şekilde öyle. Ama bakın ne diyeceğim. Oldukça acelem var ve neye güveneceğimi en kısa zamanda bilmek istiyorum.” dedi, ayağa kalkıp paltosunu giyerken.
“Eh, bu akşam altı ya da yedi arasında arayıp cevabımı öğrenin.” dedi Bay Shelby, tüccar eğilip daireden çıkıp gitti.
“Şu adamı merdivenlerden itmeyi isterdim.” dedi kendi kendine, kapı biraz kapanınca. “Arsız kendine güveniyle bana karşı üstünlüğü olduğunu biliyor. Eğer biri bana Tom’u rezil tüccarlardan birine satacağımı söylemiş olsa, derdim ki ‘Bu hizmetkâr bir köpek mi bunu ona yapayım?’ Şimdi zamanı geldi zira göreceğiz. Ve Eliza’nın çocuğu da! Biliyorum ki karımla başım ağrıyacak ve Tom’la ilgili olarak da tabii. Bu kadar borç içinde olmasaydım, aman Tanrı’m! Adam üstünlüğünü görüyor, ona göre bastırıyor.”
Belki de kölelik sisteminin en hafif şekli Kentucky eyaletinde görülüyordu. Hâkim olan genel tarımsal faaliyetler sessiz ve yavaştı. Daha güney eyaletlerdeki işler gibi acele ve baskı gerektiren periyodik sezonlar gerekmiyordu. Bu da zencilerin işlerini daha sağlıklı ve mantıklı hâle getiriyordu. Bu sırada efendisi daha yavaş verim elde etmekten mutlu, yardıma muhtaç ve korunmasızın çıkarlarından üstün olmayan dengeyle hızlı kazanç söz konusu olduğunda kırılgan insan doğasına hep üstün gelen katı yürekliliğe meydan vermiyordu.
Buradaki konakları kim ziyaret etse bazı efendilerin ve hanımefendilerin iyi niyetli şımartmalarına ve bazı kölelerin sevecen bağlılıklarına tanık olsa masal gibi gelen ataerkil kurumun şiirsel efsanelerini düşler hâle gelebilir ama bu sahnenin üzerine, uğursuz bir gölge tünemiştir;
Bay Shelby orta hâlli bir adamdı, iyi huylu ve nazik, çevresindekilere kolaylıkla hoşgörü göstermeye hazırdı ve konağındaki zencilerin fiziki rahatını bozabilecek bir şey olmamıştı. Ancak oldukça çok spekülasyon yapmıştı, bu işe kendini vermişti ve büyük miktarda banknotu Haley’nin eline düşmüştü; bu küçük bilgi önceki konuşmanın anahtarıdır.
Şimdi öyle oldu ki kapıya yaklaşınca Eliza tüccarın efendisine, birisi için teklifler yaptığını bilecek kadar konuşmayı duydu.
Dışarı çıktıktan sonra, dinlemek için memnuniyetle kapıda dururdu ama hanımı o sırada çağırınca aceleyle uzaklaşması gerekmişti.
Hâlâ tüccarı oğlu için teklif yaparken duyduğunu düşündü. Yanlış anlamış olabilir miydi? Yüreği kabardı ve hızla çarptı, elinde olmadan oğlunu öyle sıktı ki küçük çocuk yüzüne şaşkınlıkla bakakaldı.
“Eliza, kız, neyin var bugün?” dedi hanımı, su ibriğiyle sehpayı devirip sonunda hanımının dolaptan getirmesini istediği ipek giysi yerine uzun geceliği dalgın dalgın uzatınca.
Eliza başladı. “Ah, hanımım!” dedi, gözlerini kaldırarak; sonra gözyaşlarına boğuldu, bir sandalyeye oturarak hıçkırarak ağlamaya başladı.
“Neden canın sıkılıyor, Eliza çocuğum?” dedi hanımı.
“Ah! Hanımım, hanımım.” dedi Eliza. “Salonda efendimle bir tüccar konuşuyordu! Onu duydum.”
“Eh, şaşkın çocuk, öyle olsa ne olur?”
“Ah, hanımım,
“Satmak mı? Hayır, aptal kızım! Bilirsin ki efendin hiçbir zaman o Güneyli tüccarlarla alakadar olmaz ve iyi davrandıkları sürece hiçbir hizmetkârını satmayı düşünmez. Neden, aptal çocuk, senin Harry’ni almak istesin ki? Seninki gibi bütün dünyanın onun üzerine mi kurulu olduğunu düşünüyorsun, sersem tavuk? Hadi gel, neşelen ve elbisemi ilikle. Sonra da geçen gün öğrendiğin gibi saçlarımı tepemde toplayıp o güzel örgüyü yap ve artık kapıları dinleyip durma.”
“Eh ama hanımım,
“Saçmalama, çocuğum! Emin ol, vermem. Neden bunu konuşuyoruz ki? Kendi çocuklarımı da satsaydım bari. Ama Eliza, gerçekten o küçük çocukla ilgili çok fazla böbürleniyorsun. Biri kapıdan burnunu uzatamıyor, onu satın almak için geldi sanıyorsun.”
Hanımının güvenli ses tonundan rahatlayan Eliza ustalıkla tuvaletini bitirdi, bu esnada kendi korkularına güldü.
Bayan Shelby hem entelektüel olarak hem de ahlak açısından yüksek sınıftan bir kadındı. Kentuckyli kadınların özelliği olarak görülebilecek doğal asalet ve cömertliğe, yüksek ahlak, dinî duyarlılık ve prensipler eklemişti, pratik sonuçlar sağlayan bol enerjisi ve kabiliyeti ile de tatbik ediyordu. Pek de dindar biri olmayan kocası ise yine de onun tutarlılığına saygı duymuştu ve belki de fikirlerine karşı korkuyla huşu karışımı bir yerde duruyordu. Şu bir gerçek ki ona hizmetkârların rahatı, eğitimi ve gelişiminde yüce gayretleri için geniş imkânlar vermişti ama kendi karar mekanizmasında yer almamıştı. Aslında, azizlerin aşırı iyiliklerinin etkisi prensibine tam olarak inanmasa da karısının ikisi için de yetecek kadar dindarlık ve hayırseverlik sahibi olması gerçekten bir şekilde hoşuna gitmişti. Hiçbir şekilde özenmediği karısındaki iyi özelliklerin bolluğu ile cennete girme konusunda puslu beklentilerle memnundu.
Tüccarla konuştuktan sonra düşüncelerindeki en ağır yük, niyet edilen anlaşmayı karısına söyleme gerekliliğiydi. Karşılaşmak zorunda kalacağı ısrarlar ve karşı koymalarla yüzyüze gelmek.
Kocasının utandıran durumundan tamamen habersiz olan ve sadece ruh durumunun inceliğini bilen Bayan Shelby Eliza’nın şüpheleriyle karşılaştığında tam olarak inanmazlığında oldukça samimiydi. Aslında meseleyi ikinci kez düşünmeden tamamen aklından çıkardı ve akşam ziyareti hazırlıklarıyla meşgul hâlde bunlar düşüncelerinden uzaklaştı.
II
Anne
Eliza, hanımı tarafından genç kızlığından beri el üstünde tutularak ve şımartılarak büyütülmüştü.
Güneydeki seyyahların sıkça değindiği gibi o kendine mahsus seçkin hareketler, ses ve davranışlardaki yumuşaklık birçok yönden zenci beyaz melezi kadınlara özel bir hediye gibiydi. Melezlerdeki bu doğal incelikler güzelliğin en kamaştırıcı olanıyla birleşir, neredeyse her seferinde tatlı ve hoş bir görünüm ortaya çıkardı. Eliza anlattığımız gibi bir hayal ürünü değil, yıllar önce Kentucky’de onu gördüğümüz gibi anılardan aktarılmıştır. Hanımının koruyucu bakımı altında Eliza köleler için güzelliğini öldürücü bir yazgı yapan sapıklıklara maruz kalmadan ergenliğine erişmişti. Yan konakta yaşayan akıllı ve yetenekli George Harris adındaki melez köleyle evlenmişti.
Bu genç adam, efendisi tarafından bir çuval bezi fabrikasında çalışmak üzere kiralanmıştı, bu yerde becerikliliği ve açık yürekliliğiyle önde gelen biri olmuştu. Kenevir liflerini temizlemek için bir makina icat etmişti ki mucitin eğitimini ve şartlarını düşününce Whitney’in çırçır makinesi2 kadar mekanik deha gösterdiği söylenebilir.
Yakışıklı bir adam olduğu kadar hoşa giden tavırları da vardı ve fabrikada herkesin gözdesiydi. Bununla birlikte, yasa önünde bu genç adam bir insan değil bir nesne olduğu için tüm bu üstün özellikler kaba, dar kafalı ve zalim efendisinin kontrolündeydi. George’un icadını duyan aynı beyefendi bu akıllı taşınır malın neler yaptığını görmek için fabrikaya bir ziyaret yaptı. İşveren tarafından heyecanla karşılandı, böylesine değerli bir köle sahibi olduğu için tebrik edildi.
Fabrikada beklendi, George tarafından makineler gösterildi, ki o keyifli bir biçimde öylesine akıcı konuştu ve kendini dimdik tuttu ki çok yakışıklı ve erkeksi görünüyordu, efendisi bu durumda aşağılık duygusuna sürüklenmeye başladı. Kölesinin çiftlikte sağda solda ne gibi bir işi olabilirdi, makineler icat edebilirdi ve başını beyefendiler arasında dimdik tutabilirdi. En kısa zamanda bunu durdurması gerekiyordu. Onu geri alıp çapanın ve kazmanın başına koyacaktı ve “O zaman burada da aklını göstersindi.” Bunun üzerine, işveren ve ilgili öbür kişiler aniden George’un yevmiyesini istediğinde ve onu eve götürme niyeti olduğunu söylediğinde çok şaşırdılar.
“Ama Bay Harris.” diye sitem etti işveren. “Bu biraz ani olmadı mı?”
“Olduysa ne olmuş? Adam
“Ücret bedelini artırmaya gönüllüyüz, efendim.”
“Hiç zahmet etmeyin. Ben aklıma koymadan hiçbir adamımı kiralayamazsınız.”
“Ama efendim, bu işe tuhaf bir şekilde uyum sağlamıştı.”
“Belki öyleydi; hiçbir şeye ona vereceğim iş kadar uyum sağlayamayacak, kuşkum yok.”
“Ama bu makineyi icat ettiğini bir düşünün.” diye işçilerden biri umutsuzca lafa karıştı.
“Ah, evet! İşi kolaylaştıracak bir makine, değil mi? Kuşkum yok, onu icat etmiştir. Hele bir zenciyi yalnız bırakın, bitti. Kendileri zaten iş kolaylaştırıcı birer makine, her biri. Hayır, gelecek!”