Фрэнсис Элиза Ходжсон Бёрнетт – Küçük Prenses (страница 5)
“Buna çok sevindim.” dedi Sara. “Sevilmek insanı çok hoşnut ediyor. Evet. Arkadaş olabiliriz. Bak sana ne diyeceğim?” Yüzünde bir ışıltı belirdi. “Sana Fransızca derslerinde yardımcı olabilirim.”
4
LOTTIE
Sara daha farklı bir çocuk olsaydı, Bayan Minchin’in kız okulunda geçireceği sonraki birkaç yıl boyunca sürdürdüğü hayat, onun için hiç de iyi geçmezdi. Kendisine küçük bir kız değil de kurumdaki ayrıcalıklı bir misafirmiş gibi davranılıyordu. Dediğim dedik, inatçı bir çocuk olsaydı bu kadar şımartılıp, pohpohlanma sonucunda katlanılamaz biri olup çıkardı. Tembel bir çocuk olsaydı, hiçbir şey öğrenemezdi. Bayan Minchin ondan içten içe hoşlanmıyordu ancak böylesi imrenilen bir öğrencinin okulu terk etmesine neden olacak bir şey yapmayacak veya söylemeyecek kadar paragöz bir kadındı. Sara babasına rahatsız veya mutsuz olduğunu yazsa Yüzbaşı Crewe’un onu derhâl okuldan alacağını gayet iyi biliyordu. Bayan Minchin’e göre bir çocuk sürekli övülür ve canının çektiğini yapmasına izin verilirse elbette böyle muamele gördüğü yeri sevecektir. Bu nedenle, Sara’nın derslerindeki sürati, terbiyesi, arkadaşlarına karşı cana yakınlığı, içi dolu küçük cüzdanından altı kuruş çıkarıp vererek gösterdiği cömertliği övgü görüyordu; yaptığı en ufak şey bile bir erdemmiş gibi takdir ediliyordu. Eğer iyi bir mizaca ve zehir gibi beyne sahip bir çocuk olmasaydı kendini beğenmiş bir genç kız olup çıkardı. Fakat o zehir gibi beyni ona kendisi ve bulunduğu şartlar hakkında bir sürü makul ve doğru şeyler söylüyordu. Sara da bunları arada bir Ermengarde’a anlatıyordu.
“İnsanların başına tesadüfler gelir.” derdi. “Benim başıma da bir sürü tesadüf geldi. Dersleri ve kitapları sevmem, öğrendiğim şeyleri hatırlamam hep tesadüf. Yakışıklı, iyi kalpli, zeki ve bana istediğim her şeyi verebilen bir babaya sahip olmam da tesadüf. Belki gerçekten iyi huylu biri değilimdir ama istediğin her şey yapılınca ve herkes sana iyi davranınca iyi olmayacaksın da başka ne olacaksın? Bilemiyorum…” Ciddi gözlerle baktı. “iyi bir çocuk muyum yoksa baş belasının teki miyim bilemiyorum. Belki de GUDUBET bir çocuğumdur ve hiç sıkıntı yaşamadığım için bunu kimse bilmiyordur.”
“Lavinia hayatında hiç sıkıntı yaşamamıştır.” dedi Ermengarde duyarsızca. “Ve yeterince gudubet.”
Sara küçük burnunun ucunu dalgın bir şekilde, sanki konuyu düşünür gibi kaşıdı.
“Şey…” dedi sonunda. “Belki… belki de Lavinia BÜYÜDÜĞÜ içindir.” Sara Bayan Amelia’nın, Lavinia’nın çok hızlı büyüdüğünü ve bunun sağlığını ve mizacını etkilediğini düşündüğünü söylediğini duyduğu için bu sonuca varmıştı.
Aslında, Lavinia kinci bir kızdı. Sara’yı müthiş kıskanıyordu. Yeni öğrenci gelene kadar, kendini okulun lideri olarak görüyordu. Diğer öğrenciler onun dediğini yapmadıklarında son derece çekilmez olabildiği için liderlik yapıyordu. Kendisinden küçük çocuklara baskı uyguluyor ve arkadaşı olabilecek büyüklere ise hava atıyordu. Oldukça güzel bir kızdı ve seçkin genç kız okulunda ikili sıralar hâlinde tören alayı düzenlendiğinde en şık o olurdu; ta ki devekuşu tüyleri sarkan kadife mantosu ve samur manşonu ile Sara sahneye çıkana ve Bayan Minchin onu sıranın başına koyana kadar! Başlarda bu yeterince can sıkıcı bir durumdu. Fakat zaman geçtikçe Sara’nın da lider olduğu ortaya çıktı ve bunun huysuzlandığı için değil, asla huysuzlanmadığı için olduğu anlaşıldı.
“Sara Crewe’da bir şey var.” dedi Jessie samimiyetle “en yakın” arkadaşını çileden çıkararak. “Azıcık bile büyüklük taslamıyor, biliyorsun Lavvie, istese gayet yapabilir. Benim o kadar güzel şeyim olsa ve üzerime titrense -birazcık da olsa- havalara girerdim. Aileler geldiğinde Bayan Minchin’in onunla gösteriş yapması çok iğrenç.”
“Eh!” dedi Jessie, ağır ağır. “Kaplan öldürmüş. Sara’nın odasında postu olan kaplanı da o öldürmüş. Bu yüzden o posta bayılıyor. Onun üstüne uzanıp başını okşuyor ve sanki bir kediymiş gibi onunla konuşuyor.”
“Saçma sapan şeyler yapıyor!” diye parladı Lavinia. “Annem onun bu numaradan tavırlarını aptalca buluyor. Büyüyünce tuhaf biri olup çıkacağını söylüyor.”
Sara’nın asla “büyüklük” taslamadığı doğruydu. Dost canlısı bir yapısı vardı ve sahip olduğu ayrıcalıkları ve eşyaları cömertçe paylaşırdı. On on iki yaşındaki daha olgun kızlar tarafından küçümsenip dışlanmaya alışık olan küçük kızlar, bu en çok kıskanılan kızın aşağılamasına hiç maruz kalmamışlardı. Sara anaç ruhlu küçük bir kızdı ve biri yere düşüp dizini sıyırsa hemen koşup yardım eder ve sırtını sıvazlar veya onu yatıştırmak için cebinden bir şeker yahut onu oyalayacak bir şeyler çıkarırdı. Onları asla dışlamaz veya yaşlarından ötürü onlara burun kıvırmazdı.
“Dört yaşındaysan dört yaşındasındır.” demişti Sara, Lavinia’ya sert bir şekilde, Lavinia Lottie’yi tokatlayıp ona “velet” deyince. “Ama seneye beş yaşında olacaksın, sonra da altı. Ve…” Kocaman, suçlayıcı gözlerle baktı. “Yirmi yaşına gelmesi için sadece on altı sene var.”
“Harika!” demişti Lavinia. “Ne de güzel hesap yaparmış!” Elbette, on altı ile dördü toplayınca yirmi edeceği inkâr edilemezdi ve yirmi yaş en cesurlarının bile hayal etmeye cesaret edemediği bir yaştı.
Böylece küçük çocuklar Sara’ya hayran oldular. Kendi odasında, bu küçümsenen kızlar için birkaç defa çay partisi verdiği biliniyordu. Hatta birlikte Emily ile oynamışlar ve onun çay takımlarını kullanmışlardı; içine bol şekerli açık çay koydukları mavi çiçekli takımları… Hiçbiri daha önce bu kadar gerçeğine bu kadar benzeyen bir oyuncak çay takımı görmemişti. O akşamdan itibaren Sara tüm ana sınıfı tarafından bir tanrıçaymış, bir kraliçeymiş gibi görülmeye başladı.
Lottie Legh ona o kadar hayrandı ki, Sara anaç bir yapıya sahip olmasaydı Lottie’den bunalabilirdi. Lottie, onunla ne yapacağını bilemeyen oldukça sorumsuz ve genç bir baba tarafından okula gönderilmişti. Annesi genç yaşta vefat etmişti ve ona doğduğu andan itibaren oyuncak bir bebek, şımartılan evcil bir maymun veya süs köpeği gibi davranıldığı için çok zor bir çocuktu. Bir şey istediğinde veya istemediğinde ağlayıp sızlıyor yahut bağırıp çağırıyordu; sahip olmaması gereken şeyleri istediği ve kendisi için iyi olan şeyleri istemediği için cırtlak sesi sürekli binanın bir o yanında bir bu yanında yankılanıyordu.
Annesini kaybeden küçük bir kıza acınması ve onun hoşnut tutulması gerektiğini öğrenmesi, onun gizemli bir şekilde elde ettiği en güçlü silahı olmuştu. Muhtemelen yetişkin birileri annesinin vefatından birkaç gün sonra kendi aralarında konuşurlarken duymuştu bunu. Böylece bu bilgiyi kendi çıkarına kullanmayı alışkanlık hâline getirmişti.
Sara’nın Lottie’nin sorumluluğunu üstüne alması, bir sabah, oturma odasının önünden geçerken Bayan Minchin ve Bayan Amelia’nın susmayı reddeden bir çocuğu susturmaya çalıştıklarını görmesiyle oldu. Öyle bir inatla direniyordu ki Bayan Minchin sesini duyurabilmek için neredeyse -ciddi ve sert bir tavırla- bağırmak zorunda kalmıştı.
“Ne diye ağlıyor ki?” diye bağırdı.
“Ah! Ah! Ah!” dediğini duydu Sara. “Benim a… anne… annem yok!”
“Ah, Lottie!” diye bağırdı Bayan Amelia. “Yeter artık, canım! Ağlama! Lütfen ağlama!”
“Ah! Ah! Ah! Ah! Ah!” diye inledi Lottie şiddetle. “Benim… anne… annem… yok!”
“Tam dayaklık.” dedi Bayan Minchin. “Seni evire çevir dövmek LAZIM, seni gidi yaramaz çocuk seni!”
Lottie eskisinden de yüksek sesle ağladı. Bayan Amelia da ağlamaya başladı. Bayan Minchin’in sesi gök gürültüsü kadar yükseldi, sonra birden sandalyesinden aciz bir öfkeyle fırladı ve konuyu halletmesi için Bayan Amelia’yı yalnız bırakarak odadan bir hışımla dışarı çıktı.
Sara koridorda durmuş, odaya girsem mi girmesem mi diye düşünüyordu çünkü Lottie ile dostça bir ilişki kurmuştu, belki onu susturabilirdi. Bayan Minchin odadan çıkıp onu görünce son derece rahatsız oldu. Dışarından duyulan sesinin pek asil ve hoş olmayacağını fark etti.
“Ah, Sara!” dedi sahte bir gülümsemeyle.
“Burada durmamın sebebi…” diye açıkladı, “onun Lottie olduğunu tahmin etmem ve ben düşündüm ki, belki… belki de onu susturabilirim. Deneyebilir miyim Bayan Minchin?”
“Bunu becerebilirsen bayağı akıllı bir çocuksun demektir.” diye cevapladı Bayan Minchin, ağzını büzerek. Sonra Sara’nın sert tutumundan ürktüğünü görerek tavrını değiştirdi: “Ama sen her konuda akıllısındır.” dedi onaylayıcı bir tavırla. “Eminim onu susturmayı becerebilirsin. Haydi, gir içeri.” Ve oradan uzaklaştı.
Sara odaya girdiğinde Lottie yere yatmış, bağırıp çağırıyor, küçük tombul bacaklarıyla çılgın gibi tekmeler savuruyordu. Bayan Amelia şaşkınlık ve umutsuz bir hâlde, kıpkırmızı bir suratla ve kan ter içinde ona doğru eğilmişti. Lottie kendi çocuk yuvasında ve evinde, tekmeler savurup bağırarak istediği her şeyi daima elde etmeye alışmıştı. Zavallı, tombul Bayan Amelia onu susturmak için bir o yöntemi, bir bu yöntemi deniyordu.