реклама
Бургер менюБургер меню

Фрэнсис Элиза Ходжсон Бёрнетт – Küçük Lord Fauntleroy (страница 5)

18

Duruma bu açıdan bakmak Billy Williams’ın moralini yerine getirdi ve çocuk dünyaya yeniden gülümsemeye, sanki yarışı kendi kazanmış gibi yeniden kasılarak yürümeye başladı. Ceddie Errol insanların içini bir şekilde rahatlatmanın bir yolunu buluyordu. Zaferin ilk coşkusunda bile kaybeden kişinin kendini pek iyi hissetmeyeceğini ve farklı şartlar altında kendisinin de kazanan olabileceği ihtimalini düşünmek istediğini hatırlardı.

O sabah Bay Havisham galiple uzun bir sohbete daldı; bu sohbet onun yavan gülümsemesiyle sırıtmasına ve kemikli elleriyle çenesini defalarda ovmasına sebep oldu.

Bayan Errol dışarıdan çağırılınca avukat ve Cedric baş başa kaldılar. Başlarda Bay Havisham küçük dostuna ne diyeceğini bilemedi. Belki de büyükbabasıyla tanışmadan ve yakında yaşayacağı büyük değişiklikten önce onu hazırlayacak bir şeyler söylemek iyi olur diye düşündü. Cedric, İngiltere’ye adım attığında nelerle karşılaşacağını veya kendisini nasıl bir evin beklediğini bilmiyordu. Henüz annesinin onunla aynı evde yaşamayacağını dahi bilmiyordu. Ona söylemeden önce ilk şoku atlatmasının en iyisi olduğunu düşünmüşlerdi.

Bay Havisham açık pencerenin bir tarafında koltukta oturuyordu, diğer taraftaysa Cedric daha büyük bir koltukta oturmuş Bay Havisham’a bakıyordu. Büyük koltuğa gömülmüş, kıvırcık kafası arka yastığa dayanmış, bacak bacak üstüne atmış ve elleri ceplerine gömülmüş, bir nevi Bay Hobbs gibi oturuyordu. Annesi odadayken Bay Havisham’ı gözünü kırpmadan izliyordu; o odadan çıktıktan sonra da saygılı bir düşüncelilikle bakmaya devam etti. Bayan Errol çıktıktan sonra kısa bir sessizlik oldu; Cedric, Bay Havisham’ı inceliyor gibiydi ve Bay Havisham da şüphesiz Cedric’i inceliyordu. Galip ve sırtını koltuğa dayadığında aşağı sarkacak kadar uzun olmayan bacaklarına kısa pantolon ve kırmızı çorap giyen küçük bir çocuğa bir yetişkinin ne demesi gerektiğini bulmaya çalışıyordu.

Fakat Cedric birden sohbeti başlatarak onu rahatlattı.

“Biliyor musunuz?..” dedi. “Kont ne demek bilmiyorum.”

“Bilmiyor musunuz?” dedi Bay Havisham.

“Hayır.” diye cevap verdi Ceddie. “Bence bir çocuk günün birinde kont olacaksa ne anlama geldiğini bilmeli. Sizce?”

“Şey, evet.” diye cevapladı Bay Havisham.

“Acaba…” dedi Ceddie saygılı bir ifadeyle. “Acaba bana açıklatabilir misiniz? (Bazen uzun kelimeler kullandığında yanlış telaffuz ederdi.) Kim onu kont yapar?”

“Öncelikle, kral veya kraliçe.” dedi Bay Havisham. “Genel olarak, kişi hükümdara bazı hizmetlerde bulunduğu veya büyük işler yaptığı için kont ilan edilir.”

“Ah!” dedi Cedric. “Başkan gibi.”

“Öyle mi?” dedi Bay Havisham. “Başkanlarınız bu yüzden mi seçiliyorlar?”

“Evet.” diye cevapladı Ceddie neşeyle. “Bir adam çok iyiyse ve her şeyi biliyorsa başkan seçilir. Fener alayı ve bandoları olur, herkes konuşma yapar. Belki başkan olurum diye düşünmüştüm ama kont olmak aklıma hiç gelmemişti. Kontlardan haberim yoktu bile.” dedi aceleyle, Bay Havisham kont olmak istemediğini zannedip gücenmesin diye. “Eğer haberim olsaydı eminim kont olmayı düşünürdüm.”

“Başkanlıktan bayağı farklıdır.” dedi Bay Havisham.

“Öyle mi?” diye sordu Cedric. “Nasıl? Fener alayı olmaz mı?”

Bay Havisham bacak bacak üstüne attı ve parmaklarının ucunu dikkatle birleştirdi. Belki de bazı konuları netleştirmenin vakti geldi, diye düşündü.

“Kont çok önemli bir şahsiyettir.” diye başladı.

“Başkan da öyle!” dedi Ceddie. “Fener alayı sekiz kilometre uzunluğundadır, havai fişek atarlar ve bando çalar! Bay Hobbs beni onları izlemeye götürdü.”

“Kont…” diye devam etti Bay Havisham, nasıl söyleyeceğinden emin olmadan, “genelde çok eski bir zürriyetten gelir.”

“O ne demek?” diye sordu Ceddie.

“Çok eski, son derece eski bir aile demek.”

“Ah!” dedi Cedric ellerini ceplerine iyice sokarak. “Parkın yanındaki elmacı kadın gibi. Kesin o da eski bir züriyetten. O kadar yaşlı ki nasıl ayağa kalktığına şaşarsınız. Herhâlde yüz yaşında falan vardır ama yağmur yağsa bile dışarıdadır. Ona çok üzülüyorum, diğer çocuklar da öyle. Billy Williams’ın bir keresinde neredeyse bir doları vardı ve ondan hepsini bitirene kadar her gün beş sentlik elma almasını istemiştim. Bu yirmi gün yapıyordu ve bir hafta sonra elmalardan sıkıldı; ama sonra -tesadüfe bakın ki- bir beyefendi bana elli sent verdi ve onun yerine ben elma almaya başladım. O kadar fakir ve eski züriyetten biri için insanın için acıyor. Kemiklerinin gittiğini ve yağmurun daha da beter yaptığını söyler.”

Bay Havisham dostunun masum, ciddi ve küçük suratına bakınca kendini çaresiz hissetti.

“Korkarım beni tam olarak anlamadınız.” diye açıkladı. “Eski zürriyet derken yaşlı demek istemedim; demek istediğim, bir ailenin adı o kadar uzun bir süredir dünyaca tanınıyordur ki, belki de yüzlerce yıldır o soyadı taşıyan insanlar vardır ve ülkenin tarihinde adları geçiyordur.”

“George Washington gibi.” dedi Ceddie. “Doğduğumdan beri adını duyuyorum ve daha öncesinden beri tanınıyor. Bay Hobbs onun asla unutulmayacağını söylüyor. Biliyorsunuz, Özgürlük Bildirgesi ve Dört Temmuz yüzünden. Gördüğünüz gibi, o çok cesur bir adammış.”

“İlk Dorincourt kontu…” dedi Bay Havisham ağırbaşlılıkla, “dört yüz yıl önce kont ilan edildi.”

“Vay canına!” dedi Ceddie. “Amma da uzun zaman önceymiş! Canımın içine söylediniz mi bunu? Çok ilgisini çekecektir. Gelince anlatalım. İlginç şeyleri duymaya bayılır. Bir kont, kont ilan edilmekten başka ne yapar?”

“Çoğu, İngiltere’nin yönetilmesine yardımcı olmuştur. Kimisi yiğitti ve eski zamanlardaki büyük savaşlarda çarpıştılar.”

“Ben de böyle bir şey yapmak isterim.” dedi Cedric. “Babam askermiş ve çok yiğitmiş, George Washington kadar yiğitmiş. Belki de yiğit olmasının sebebi kont olabilecek olmasıydı. Kontların yiğit olmasına sevindim. Bu büyük avataj, yiğit adam olmak. Eskiden bazı şeylerden korkardım, karanlıktan falan, anlarsınız ya, ama Devrim’deki askerleri ve George Washington’ı düşününce bana iyi gelirdi.”

“Kont olmanın başka bir avantajı daha var.” dedi Bay Havisham yavaşça ve zeki gözlerini meraklı bir ifadeyle küçük çocuğa sabitledi. “Bazı kontların çok parası vardır.”

Küçük dostunun paranın gücünü bilip bilmediğini merak ediyordu.

“Ne güzel.” dedi Ceddie masumane. “Keşke benim de çok param olsa.”

“Öyle mi?” dedi Bay Havisham. “Peki neden?”

“Şey…” diye açıkladı Cedric, “bir insan parayla bir sürü şey yapabilir. Mesela elmacı kadın… Çok zengin olsaydım tezgâhını koyması için küçük bir çadır alırdım, küçük bir ocak da alırdım ve her yağmur yağdığında ona bir dolar verirdim, böylece evinde kalabilirdi. Sonra, ah! Ona bir şal verirdim. Böylece kemikleri o kadar kötü olmazdı. Onun kemikleri bizimkiler gibi değil; hareket ettiğinde canı yanıyor. Kemiklerinizin ağrıması çok fenadır. Ona bunları yapacak kadar zengin olsaydım, kemikleri iyileşirdi.”

“Öhöm! Peki, zengin olsaydınız başka neler yapardınız?”

“Ah! Bir sürü şey yapardım. Elbette canımın içine bir sürü güzel şey alırdım; iğnelik, yelpazeler, altın yüksük ve yüzükler, bir ansiklopedi, bir araba, böylece tramvayı beklemek zorunda kalmazdı. Pembe elbise sevseydi alırdım ama o en çok siyah sever. Fakat onu büyük mağazalara götürüp istediğini seçmesini söylerdim. Sonra da Dick…”

“Dick kim?” diye sordu Bay Havisham.

“Dick ayakkabı boyacısı.” dedi genç lord, ilginç planları onu gittikçe daha çok heyecanlandırıyordu. “Görüp göreceğiniz en iyi ayakkabı boyacısıdır. Çarşıdaki bir sokağın köşesinde durur. Onu yıllardır tanırım. Bir keresinde ben küçükken, canımın içiyle yürüyordum, bana zıplayan çok güzel bir top almıştı, onu taşırken arabaların ve atların olduğu sokağın ortasına doğru zıpladı, çok üzülmüştüm ve ağlamaya başladım, çok küçüktüm. İskoç eteği giyiyordum. Dick de bir adamın ayakkabılarını boyuyordu ve ‘Merhaba!’ deyip atların arasına koştu, topu benim için yakaladı, ceketiyle sildi ve topu bana verip, ‘Sorun yok delikanlı.’ dedi. Canımın içi ona hayran oldu, ben de öyle, o zamandan beri ne zaman çarşıya insek onunla konuşuruz. ‘Merhaba!’ der ve ben de ‘Merhaba!’ derim, sonra biraz yürürüz ve bana işlerinden bahseder. İşleri son zamanlarda pek iyi gitmiyor.”

“Onun için ne yapmak isterdiniz?” diye sordu avukat, çenesini ovuşturup garip bir şekilde gülümseyerek.

“Şey.” dedi Lord Fauntleroy, koltukta bir iş adamı havasıyla oturarak. “Jake’in hissesini satın alırdım.”

“Jake de kim?” diye sordu Bay Havisham.

“Dick’in ortağı ve bir insanın sahip olabileceği en kötü ortak! Dick böyle söylüyor. Hiçbir işe yaramıyor ve dürüst değil. Hile hurda yapıyor ve bu, Dick’i çileden çıkarıyor. Bir insan ayakkabıları elinden geldiğince iyi boyamaya çalışırken ve daima dürüst olurken ortağı dürüst olmazsa sinir olur. İnsanlar Dick’i sever ama Jake’i sevmezler, bu yüzden ikinci defa uğramazlar. Bunun için, zengin olsaydım Jake’in hissesini satın alır ve Dick’e ‘patron’ tabelası yaptırırdım; ‘patron’ tabelasının çok etkili olduğunu söyler; sonra ona yeni kıyafetler ve yeni fırçalar alırdım ve ona adil bir başlangıç sağlardım. Hep adil bir başlangıç istediğini söyler.”

Küçük lordun, içtenlikle arkadaşı Dick’ten alıntı yaparak anlattığı küçük hikâyeden daha saf ve daha masum bir şey olamazdı. Bu konunun kendisi kadar, büyük dostunun da ilgisini çektiğinden en ufak bir şüphesi yoktu. Gerçekten Bay Havisham’ın da ilgisini çekmeye başlamıştı; fakat Dick ve elmacı kadından ziyade, kıvırcık sarı saçlarının altındaki kafası dostları için iyi niyetli planlarla meşgul olurken kendini tamamen unutan onun kibar küçük lordu ilgisini çekmişti.