Ф. Анстей – Pirinç Şişe (страница 6)
Bu akşamın sonunda o müzayede odasında geçirdiği saatlerin karşılığını fazlasıyla almıştı. Sonunda şansı dönmüştü; başaracaktı. Sanki başına talih kuşu konmuştu.
Sylvia’yı düşünerek birkaç yıldır kaldığı, Vincent Meydanı’nın kuzeyindeki yarı müstakil, eski moda eve girdi. Saat neredeyse on iki olmuştu, ev sahipleri Bayan Rapkin ve kocası çoktan yatmışlardı.
Ventimore veranda ve balkona açılan iki uzun pencereli geniş oturma odasına çıktı. Kendi zevkine göre dekore ettiğinden, bu odada tipik bir pansiyondaki iç karartıcı çirkinliklerden eser yoktu.
Oda kapkaranlıktı, hava ateş yakılamayacak kadar ılık olduğundan lambayı yakmadan önce el yordamıyla etrafta kibrit araması gerekiyordu. Lambayı yaktıktan sonra ilk gördüğü şey, öğleden sonra satın aldığı ve şimdi şöminenin yanındaki lekeli tahtaların üzerinde duran bombeli, uzun boyunlu şişe oldu. Alışılmadık bir hızda teslim edilmişti!
Nedense şişeyi görünce tiksindi. “Düşündüğümden de sevimsiz bir nesne,” dedi kendi kendine. “Bir baca külahı bile daha dekoratif ve odama uygun olurdu. Bir ginemi, bundan daha anlamsız bir şeye harcayamazdım. İçinde gerçekten bir şeyler olup olmadığını merak ediyorum, o kadar çirkin ki bari bir faydası dokunsa. Profesör içinde belgeler olabileceğini düşünüyor, öyleyse haberi olmalı. Her neyse ona teslim etmeden önce içinde ne var ne yok öğreneceğim.”
Uzun, kalın boynundan tutup şişenin kapağını çevirmeye çalıştı ama kapak oynamadı. Buna şaşırmamıştı çünkü kapak lava benzeyen bir tabakayla kaplıydı.
“Bu tabakanın birazını kazıdıktan sonra tekrar denemeliyim,” diye düşündü. Alt kata inip bir çekiç ve keski aldıktan sonra bunlarla kapak çizgisi ortaya çıkana kadar tabakayı ufalayınca ortaya mandal gibi görünen kaba, metal bir tokmak çıktı.
Bir süre tokmağa sertçe vurarak kapağı açmaya çalıştıktan sonra şişeyi dizlerinin arasına alarak var gücüyle kapağı çekmeye başladı. Sallanır gibi olan şişenin kapağı biraz gevşemeye başlamıştı, son kez sert bir şekilde çekince kapak aniden öyle bir fırladı ki Horace şiddetle geriye doğru savrulup kafasını lambrinin köşesine vurdu.
Yoğun tıslama sesleriyle kapaktan çıkan siyah dumanın devasa bir sütun halinde tavana kadar yükselmesi ona şişenin yan yattığını düşündürdü, burnuna keskin ve tuhaf bir koku geliyordu. “Suikast bombası gibi bir şey satın almışım,” diye düşündü. “Birkaç saniye içinde bedenimin parçaları tüm meydana dağılacak!” Bu sonuca varır varmaz bilincini tamamen kaybetti.
Birkaç saniyeden fazla bilincini yitirmiş halde kalmış olamazdı çünkü gözlerini açtığında oda hâlâ dumanla kaplıydı ve dumanın arasından anormal, devasa boyuttaki bir yabancının suretini belli belirsiz seçebildi. Bu, dumanın büyüten etkisinden kaynaklı optik bir illüzyon olmalıydı; zaten duman dağılır dağılmaz ziyaretçisinin normal bir boyda olduğunu gördü. Yaşlıydı ve üzerindeki doğuya özgü, koyu yeşil tonlardaki cüppesi ve sarığıyla gerçekten saygıdeğer bir görünüşü vardı. Ellerini havaya kaldırmış, yüksek sesle Horace’ın bilmediği bir dilde bir şeyler söyleyerek dikiliyordu.
Hâlâ sersemliğini üzerinden atamayan Horace, onu gördüğüne şaşırmamış gibiydi. Bayan Rapkin sonunda bir doğulunun ikinci kata taşınmasına izin vermiş olmalıydı. Ev arkadaşı olarak bir İngilizi tercih ederdi ancak bu yabancının muhtemelen dumanı fark ederek ona yardıma gelmiş olması samimiyetini ve cesaretini gösteriyordu.
“İçeri gelmeniz büyük incelik bayım,” dedi ayağa fırlarken. “Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama bir şeyim yok. Sadece biraz sarsıldım. Bu arada, sanırım İngilizce konuşabiliyorsunuz, değil mi?”
“Elbette hitap ettiğim herkesin anlayacağı şekilde konuşabiliyorum,” diye yanıtladı yabancı. “Söylediğimi anlıyor musun?”
“Şimdi gayet iyi anlıyorum,” dedi Horace. “Ancak az önce anlayamadığım bir şey söylediniz. Tekrar etmenizde bir sakınca var mı?”
“Tövbe ey Allah’ın Resulü! Bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım dedim.”
“Ah!” dedi Horace. “Sanırım biraz
“Söyle bana, o mührü gerçekten senin elin mi kaldırdı ey iyilik sahibi genç adam?”
“Evet, şişeyi ben açtım,” dedi Ventimore. “Ortada bir iyilik var mı bilmiyorum çünkü o şeyin içinde ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.”
“İçinde ben vardım,” dedi yabancı sakince.
IV
Kaçak
“Yani bu şişenin içinde
“Doğru söylediğimden şüphen mi var? O lanet şişenin içinde sayısız asırdır kilitliyim. Ne kadar süre olduğunu bilmiyorum çünkü hesaplanamayacak kadar çok.”
“Görünüşünüze baktığımda bunca yıldır bir şişenin içinde hapsolduğunuzu hiç düşünmezdim bayım,” dedi Horace kibarca. “Ancak bir değişiklik yapma zamanınız gelmiş. Uygunsuz olmayacaksa, neden başınıza böyle bir şey geldiğini sorabilir miyim? Gerçi bunca zamandan sonra sebebini unutmuş olabilirsiniz.”
“Unutmak mı?” dedi yabancı, gözlerinde kırmızı bir kıvılcım çakmıştı. “Şöyle bilge bir söz vardır: ‘Bırakın unutulmayı arzulayan bir başkasına fayda sağlasın; zarar verenin hatırası ise sonsuza dek sürsün.’
“Kindar bir yaşlı adam,” diye düşündü Ventimore. “Deli olması da cabası… Tam ev arkadaşı olunacak biri!”
“Ey insanlığın en iyisi!” diye devam etti yabancı. “Bil ki şu an seninle konuşan, Yeşil
“Sanırım
“Benzersiz güzellikte, çeşitli başarılara imza atmış Bedia el-Cemal isminde kadın bir akrabam vardı. Bir
“Elbette böyle bir şey yapmak aklınızın ucundan geçmemiştir, değil mi?” dedi Ventimore.
“Zehirli bir üslup, en saf istekleri bile kirletebilir,” şeklinde kaçamak bir cevap geldi. “Bunun üzerine Süleyman, kendisine selam olsun, Jarjareeliyi dinleyerek kızı reddetti. Dahası, tutuklanıp pirinç bir şişeye hapsedilmemi, kıyamet günü gelene kadar El-Karkar Denizi’ne atılmamı emretti.”
“Çok kötü, gerçekten çok kötü olmuş!” diye mırıldandı Horace, yeterince empati kurabildiğini umuyordu.
“Asil soyun ve nezaketin sayesinde kurtuldum, sana bin yıl hizmet etsem bile bu iyiliğini ödeyemem. Ne yapsam az gelir!”
“Lafı bile olmaz,” dedi Horace. “Bir faydam dokunduysa ne mutlu bana.”
“Göklerde yazılıdır: ‘İyilik eden iyilik bulur.’ Ben
“Zavallı yaşlı adam!” diye düşündü Horace, “Gerçekten keçileri kaçırmış. Yakında bana bir hediye vermek isteyecek, elbette bunu kabul edemem… Bay Fakraş,” dedi yüksek bir sesle. “Ben hiçbir şey yapmadım, gerçekten. Yapmış olsaydım da bunun için bir hediye kabul edemezdim.”
“İsmin nedir? Ne işle meşgulsün?”
“Kendimi daha önce tanıtmalıydım, size bir kartımı vereyim,” deyince yabancı Ventimore’un uzattığı kartı alıp kemerine sıkıştırdı.
“Bu iş adresim. Mimarım, eğer ne olduğunu bilmiyorsanız evler, kiliseler, sizin kültürünüzde de camiler yapan kişi. Aslında bunlarla da sınırlı değil, kısaca inşa edilebilecek her şeyi yapıyorum.”
“Ne kadar da faydalı bir meslek, saf altınla ödüllendirilecek türden.”
“Benim durumumda ödül, ulaşılamayacak kadar güzel,” diye bir itirafta bulundu Horace. “Başka bir deyişle, henüz bir ödülüm yok çünkü hiç müşteri bulma şansım olmadı.”
“Bahsettiğin müşteri kimdir?”
“Ah şey, bir ev yaptırmak isteyen ve eve ne kadar para harcayacağı umurunda olmayan, hali vakti yerinde bir tüccar. Eminim etrafta onlardan çok fazla var fakat benim kapımı çalan olmadı.”
“Bana biraz süre ver, mümkün olursa sana böyle bir müşteri bulacağım.”
Horace, böyle bir çevreden gelen yaşlı bir adamın tavsiyesinin buralarda pek de etkili olmayacağını düşünmekten kendini alamasa da zavallı yaşlı adamın ona borcunu ödeme konusunda kendini baskı altında hissettiğini anladığından hevesini kırmak istemedi.
“Bayım,” dedi hafifçe, “Eğer aradığım müşteri profiline rastlayıp aradığı mimarın ben olduğuma inandırmayı başarırsanız, aramızda kalsın ama henüz kimse keşfetmemiş olsa da gerçekten işimde iyiyim, onun bana gelmesini sağlayabilirseniz bana en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Yine de kendinizi zorlamayın.”
“Bu isteyebileceğin en kolay şey,” dedi ziyaretçisi. “Tabii eski gücümden birazı bile kalmışsa…” Bunları söylerken birden zihnini şüphe kaplamıştı.