18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Эмили Бронте – Uğultulu Tepeler (страница 11)

18

“Sus bakayım!” diye onun sözünü kestim. “Catherine’in neden orada kaldığını bana hâlâ anlatmadın, Heathcliff.”

“Güldük dedim ya!” diye cevap verdi. “Lintonlar bizim sesimizi duymuşlar, ikisi birden ok gibi kapıya koştu. Derken önce bir sessizlik oldu, sonra da bir feryattır koptu: ‘Ah, anne, anne! Ah, anne! Gelin buraya. Ah, baba ah!’ diye haykırmaya başladılar. Biz de onları biraz daha korkutmak için daha korkunç sesler çıkarmaya başladık ama birisinin sürgüleri çektiğini duyunca kendimizi aşağıya attık. Hemen kaçmamızın doğru olacağını düşünüyorduk. Ben Cathy’yi elinden tutmuş, hızlanmaya zorluyordum birdenbire yere yıkılıverdi. ‘Kaç, Heathcliff, kaç!’ diye fısıldadı. ‘Köpeği ardımızdan salmışlar, o da beni yakaladı.’

O yezit, Cathy’yi ayak bileğinden yakalamıştı, Nelly. Korkunç hırıltılarını da duyuyordum. Cathy bağırmadı, hayır. Azgın bir boğanın boynuzuna takılmış bile olsa böyle bir şey yapmayı küçüklük sayardı. Ama ben haykırdım. Hristiyanlık dünyasındaki zebanilerin hepsini bir anda yok etmeye yetecek kadar lanet yağdırdım. Sonra bir taş alıp köpeğin ağzına soktum, olanca gücümle boğazından aşağıya itmeye çalıştım. Derken hayvan gibi bir uşak, elinde feneriyle göründü. ‘Sıkı tut Skulker, sıkı tut!’ diye bağırdı.”

“Sonra, Skulker’ın ne yakaladığını görünce sesi değişti. Köpeğin soluğu kesilmişti, koca pembe dili bir karış dışarı sarkmıştı, dudaklarında köpük köpük kanlı salya vardı.

Adam Cathy’yi kaldırdı. Kız bayılacak gibiydi; korkudan değil, acıdan. Adam onu içeri götürdü; ben de lanetler, küfürler savurarak arkalarından gittim.

Linton, kapının ağzından: ‘Ne avladınız, Robert?’ diye sordu. Uşak: ‘Skulker küçük bir kız yakaladı, efendim.’ dedi. Sonra: ‘Burada bir de oğlan var.’ diyerek beni kolumdan tuttu. ‘Tıpkı bir sokak köpeğine benziyor. Haydutlar herkes uyuduktan sonra, bunları pencereden içeri sokup kapıları açtırabilirlerdi pekâlâ. Böylece de bizi kolayca öldürebilirlerdi. Tut çeneni, ağzı bozuk hırsız yamağı! Sen bunun hesabını, darağacında vereceksin!’ diyordu. Sonra: ‘Bay Linton, sakın silahınızı bir yana bırakayım demeyin.’ dedi. İhtiyar budala da: ‘Hayır, bırakmam, Robert.’ dedi. ‘Bu alçaklar, dün benim kira toplama günüm olduğunu biliyorlardı; beni kurnazca yakalamak istediler. Gelin içeri; onlara güzel bir ziyafet çekeceğim. Hadi, John sen kapıların zincirlerini tak. Skulker’a biraz su ver, Jenny. Bir yargıcı evinde, hem de kutsal günde, soymak ha? Bunların hiç utanmaları yok mu? Mary, şuraya bak! Korkma canım, alt tarafı bir çocuk ama yüzünden kötülük akıyor. İçinden geçenleri yapmaya kalkışmadan bunu hemen asıvermek memlekete de bir iyilik olmaz mı?’ ”

“Beni avizenin altına çekti. Bayan Linton gözlüğünü taktı, ellerini dehşet içinde havaya kaldırdı. Ödlek çocuklar da yaklaşmışlardı. Isabella peltek peltek: ‘Ne korkunç şey!’ dedi. ‘Onu mahzene kapat, baba. Tıpkı benim terbiyeli sülünümü çalan falcının oğluna benziyor, değil mi, Edgar?’

Onlar beni tepeden tırnağa süzerlerken Cathy de göründü. Son konuşmayı duymuş, gülüyordu. Edgar Linton, onu meraklı meraklı şöyle bir süzdükten sonra çok şükür, tanıdı. Biliyorsun, başka yerde pek karşılaşmasak bile kilisede karşılaşıyoruz onlarla. Annesine: ‘Earnshawların kızı bu.’ diye fısıldadı. ‘Bak, köpek onu nasıl da ısırmış… Ayağı nasıl da kanıyor!’ Annesi: ‘Earnshawların kızı mı dedin? Olamaz!’ diye bağırdı. ‘Öyle bir kız, bir Çingene çocuğuyla kırda, bayırda dolaşır mı hiç! Ama dur bakayım, bu çocuk yas elbiseleri giymiş. Evet, öyle… Ömrü boyunca da topal kalabilir.’

Bay Linton, beni bırakıp Catherine’e dönmüştü. ‘Ağabeyinin dikkatsizliğine, ilgisizliğine de diyecek yok!’ diye haykırdı. ‘Shielders’tan duyduğuma göre…’ Shielders dediği bizim papaz. ‘…Ağabeyi kızın tam bir putperest gibi yetişmesine göz yumuyormuş. Ama bu da kim? Kız bu arkadaşı nereden buldu? Ha, anladım. Komşumun vaktiyle Liverpool’da bulup getirdiği çocuk bu, kalıbımı basarım! Ya Hint ya da Amerika’dan, belki de İspanya’dan sürülmüş bir yumurcak.’

İhtiyar kadın: ‘Kimin nesi olursa olsun, kötü bir çocuk!’ dedi. ‘Kendini bilen derli toplu bir aileye yakışmaz. Konuşmasına dikkat ettin mi, Linton? Söylediği sözleri çocuklarımın da işittiklerini hatırladıkça aklım başımdan gidiyor.’

Yeniden küfretmeye başladım -kızma bana sakın, Nelly- onun için de Robert’ın beni alıp götürmesi emredildi. Ben Cathysiz yerimden kıpırdamak istemiyordum. Beni zorla bahçeye sürükledi, elime feneri tutuşturdu, yaptıklarımı Bay Earnshaw’ya anlatılacağını söyledikten sonra, yürümemi emretti, arkamdan kapıyı güzelce kapadı.

Pencerenin perdesi, hâlâ bir köşeye toplanmış duruyordu, ben gözetleme işine yeniden başladım çünkü Catherine dönmek isteyip de onu dışarı bırakmazlarsa o koca camları milyonlarca parçaya bölmeye kararlıydım. Catherine, sessiz sessiz kanepede oturuyordu. Bayan Linton, gezi için sütçü kadından aldığımız kurşuni pelerini Catherine’in üzerinden çekti çıkardı. Bir yandan da başını sallıyor, ona çıkışıp duruyordu. Catherine genç bir hanımefendiydi, ona karşı takındıkları tavırla bana karşı takındıkları tavır arasında mutlaka büyük bir fark olmalıydı. Derken bir hizmetçi bir tas dolusu ılık su getirdi, Catherine’in ayağını yıkadı. Bay Linton da bir ilaç hazırladı. Isabella kucağına bir tabak bisküvi boşalttı. Edgar ise ağzı bir karış açık, uzaktan olanları seyre dalmıştı. Daha sonra Catherine’in o güzel saçlarını kurulayıp taradılar, bir çift kocaman terlik verdiler, ocakbaşına götürdüler. Onu bıraktığımda pek neşeliydi; bisküvilerini ara sıra burnunu sıktığı küçük köpek Skulker ile arasında pay ediyordu. Böylece Lintonların da boş bakışlı mavi gözlerinde, neşe pırıltıları yaratmıştı. Onu budalaca bir hayranlık içinde seyrettiklerini gördüm. Cathy, onlardan öylesine üstün görünüyordu ki… Zaten o, dünyada herkesten üstündür, öyle değil mi Nelly?”

Oğlanın üstünü örtüp ışığı söndürürken: “Bu işin sonunda senin sandığından daha büyük şeyler çıkacak.” dedim. “Sen adam olmazsın, Heathcliff. Bay Hindley de sana kim bilir daha neler yapacak, göreceksin.”

Sözlerim ne yazık ki pek doğru çıktı. Uğursuz serüven, Earnshaw’yu küplere bindirmişti. Ertesi gün Bay Linton, işleri düzeltmek için bizi görmeye geldi. Bizim Küçük Bey’e ailesini çekip çevirme konusunda öyle bir ders verdi ki Bey, şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi.

Heathcliff’i kırbaçlamadılar ama Catherine’le bir kelime bile konuşursa hemen kapı dışarı edileceğini söylediler. Bayan Frances Earnshaw da görümcesine gerektiği gibi göz kulak olma işini üzerine aldı, yalnız bu işi zor kullanarak değil, tatlılıkla yapacaktı; zaten zor kullanmaya kalksa hiçbir şey yapamazdı.

7

Cathy, Thrushcross Çiftliği’nde Noel’e kadar, yani beş hafta kaldı. Bu süre içinde ayak bileği tamamıyla iyileşmiş, hâli hareketi de hayli düzelmişti. Hanım da onu, sık sık görmeye gidip güzel elbiselerle, benliğini okşayacak sözlerle onda kendine karşı güven uyandırarak onu yeniden kendine getirme işine girişmişti. Cathy de bunu seve seve kabul etmişti. Öyle ki evden içeri koşarak hepimizin soluğunu kesecek bir telaşla giren başı açık, küçük yabani yerine, pek ağırbaşlı bir hanımefendi geldi. Yağız bir midilliden inerken kestane rengi bukleleri; tüylü, kunduz kürklü şapkasından iki yana sarkıyordu. Üzerindeki binici elbisesinin uzun eteklerini, iki eliyle tutmak zorunda kalmıştı.

Hindley, sevinçle haykırarak onu attan indirdi:

“Aman Cathy, ne kadar güzelleşmişsin! Seni az kalsın tanımayacaktım. Şimdi tam bir hanımefendiye benzemişsin. Isabella Linton onunla mukayese edilemez bile değil mi, Frances?”

Hindley’in karısı cevap verdi: “Isabella’da onun doğal üstünlüğü yok ki!” dedi. “Yalnız, burada gene o eski yırtıcılığına dönmemeye dikkat etmesi gerekir. Catherine’in soyunmasına yardım et, Ellen. Dur şekerim, buklelerin bozulacak, şapkanı ben çıkarıvereyim.”

Kızın uzun etekli binici kıyafetini ben çıkardım, altından pırıl pırıl parlayan kareli ipekli kumaştan bir bluz, beyaz golf pantolon ve cilalı çizmeler göründü. Onu karşılamaya koşuşan köpeklere sevinçten parlayan gözlerle baktığı hâlde o güzelim elbiseleri kirlenir korkusuyla hayvancağızlara dokunmadı bile…

Beni de çekine çekine öptü çünkü Noel pastasını yaparken una bulanmıştım; bana sarılması doğru olmazdı. Sonra etrafına bakınıp Heathcliff’i aradı. Bay ve Bayan Earnshaw, iki arkadaşı ayırma işinin başarıya ulaşıp ulaşmayacağını bir dereceye kadar anlayabilmek için, onların karşılaşmalarını bekliyorlardı.

Heathcliff’i hemen bulmak çok güç oldu. Catherine gitmeden önce ona bakılmamış, ilgi gösterilmemişse kızın yokluğunda bu ilgisizlik, on kat daha artmıştı.

Benden başka hiç kimse ona pis bir çocuk olduğunu söylemek, haftada bir kere yıkanmasını hatırlatmak iyiliğinde bulunmuyordu; onun yaşındaki çocukların da sabunu, suyu kendiliğinden sevdikleri pek nadir görülür. Bu yüzden üç aydan beri giydiği elbiseleri, tarak girmemiş gür saçları bir yana, eli, yüzü de acınacak derecede kirliydi. Kendisine benzeyen kaba saba bir kızın gelmesini beklerken eve kibar, pırıl pırıl bir hanım kızın girdiğini görünce divanın arkasına gizlenmeyi uygun bulmuştu.

Cathy, eldivenlerini çekip iş yapmadan evde oturmak yüzünden bembeyaz olan ellerini gözler önüne sererken: “Heathcliff yok mu?” diye sordu.