Джордж Оруэлл – Hayvan Çiftliği (страница 3)
En sadık müritleri Boxer ve Clover ismindeki araba atlarıydı. Bu ikisi kendileri için bir şey düşünmek konusunda büyük zorluklar yaşarlardı. Ancak domuzları öğretmenleri saydıktan sonra söyledikleri her şeyi kabul ediyor ve diğer hayvanlara basit argümanlarla aktarıyorlardı. Ahırdaki gizli toplantıları hiçbir zaman kaçırmıyor ve her toplantının sonunda “İngiltere’nin Hayvanları” şarkısını söylerken başı çekiyorlardı.
Ancak Başkaldırı beklenenden çok daha önce ve kolayca gerçekleşti. Bay Jones her ne kadar sert bir efendi de olsa son yıllarda becerikli bir çiftçi olmuştu. Ancak son zamanlarda işleri iyi gitmemeye başlamıştı. Bir davada büyük paralar kaybetmiş ve haddinden fazla içmeye başlamıştı. Bazen tüm gün boyunca mutfaktaki ahşap koltuğuna oturur, gazete okur, içki içer ve biraya batırdığı ekmek kırıntılarıyla Moses’ı beslerdi. Adamları başıboş ve hilekâr davranırdı. Tarlalar yabani otlarla dolardı. Binaların çatıları haraptı, çitler bakımsız bırakılmıştı ve hayvanlar beslenmiyordu.
Haziran ayı gelmişti ve otlar biçilmeye hazırdı neredeyse. Cumartesi gününe denk gelen yaz dönümünde Bay Jones, Willingdon’a gitmiş ve Kızıl Aslan isimli mekânda öylesine sarhoş olmuştu ki pazar öğlene kadar geri dönememişti. İnekleri sabah erken sağan adamlar daha sonra hayvanları beslemeden tavşan avına çıkmışlardı. Bay Jones geri döndüğündeyse oturma odası koltuğuna çökmüştü hemen. Dünya’dan Haberler dergisini okurken uyuyakalmıştı. Yani o günün akşamında da hayvanlar hâlâ açtı. Artık buna daha fazla dayanamıyorlardı. İneklerden biri ambarın kapısını boynuzuyla kırdı ve hayvanlar yemlenmeye başladılar. Bay Jones bu olaydan sonra uykusundan uyandı. Kısa bir süre sonra soluğu adamlarıyla birlikte ambarda aldı. Ellerindeki kırbaçları dört bir yana savuruyorlardı. Aç hayvanlar buna artık dayanamadılar. Daha öncesinde böyle bir şey planlanmadığı hâlde hep birlikte saldırdılar işkencecilerine. Jones ve adamları bir anda kendilerini dört bir taraftan darbe alırken buldular. Bu durum kontrol edebilecekleri bir durum değildi artık. Daha önce hiç hayvanların böyle davrandığını görmemişlerdi. İstedikleri gibi kötü davranmaya ve şiddet uygulamaya alışkın oldukları hayvanların bu ayaklanması onları öylesine korkutmuştu ki neredeyse akılları başlarından gidecekti. Çok kısa bir süre sonra kendilerini savunmayı bırakıp tabanları yağlamaya baktılar. Bir dakika sonra bu beş adam ana yola çıkan araba yolundan uçarcasına kaçıyorlardı. Arkalarındaki hayvanlar ise onları muzaffer bir şekilde kovalıyordu.
Yatak odası penceresinden dışarı bakan Bayan Jones, olan biteni gördükten sonra birkaç parça eşyasını bez çantaya tıkıştırdı ve başka bir yönden kaçarak çiftlikten uzaklaştı. Tüneğinden sıçrayan Moses, onun arkasından kanat çırpmaya başladı, yüksek sesle ciyak ciyak haykırıyordu. Bu arada hayvanlar Jones ve adamlarını ana yola kadar kovalamış ve çiftliğin dış kapısını arkalarından kapatmışlardı. Böylece onlar daha ne olduğunu anlayamadan Başkaldırı başarıyla gerçekleşmişti. Jones kovulmuştu ve çiftlik artık hayvanlara aitti.
İlk birkaç dakika boyunca bu kadar şanslı olmalarına inanmakta güçlük çektiler. Yaptıkları ilk şey çiftliği dolaşıp insanların bir yerlere saklanmadığından emin olmaktı. Sonra çiftlik binalarına geri dönüp nefret edilen Jones yönetimine ait her şeyi ortadan kaldırdılar. Ahır bölmelerinin sonunda bulunan koşum takımları odasının kapısını kırarak içeri girdiler. Gemler, burun halkaları, köpek zincirleri ve Bay Jones’un domuzlarla koyunları iğdiş etmek için kullandığı zalim bıçaklar kuyudan atıldı. Yularlar, kementler, at gözlükleri, küçük düşürücü yem torbaları ise avluda yanan çöp ateşine fırlatıldı. Kırbaçların da akıbeti aynıydı. Kırbaçların alev aldığını gören tüm hayvanlar sevinçle atlayıp zıplamaya başladılar. Snowball, pazar sergisi zamanlarında yeleleri ve kuyrukları süslemek için kullanılan kurdeleleri de ateşe attı.
“Kurdeleler.” demişti. “Giysi sayılırlar. Giysilerse insanoğlunu çağrıştırır. Tüm hayvanlar çıplak olmalıdır.”
Bu sözleri duyan Boxer, yaz günlerinde sinekleri kulaklarından uzak tutmak için kullandığı küçük saman şapkayı getirip ateşe attı.
Hayvanlar çok kısa bir süre içinde kendilerine Bay Jones’u hatırlatan her şeyi yok ettiler. Napolyon daha sonra onları ambara götürdü ve herkese ikişer pay mısır dağıttı, her köpeğe ise iki bisküvi vardı. Sonra “İngiltere’nin Hayvanları” şarkısını baştan sona yedi kez söylediler. Akabinde gece istirahatine çekilip daha önce hiç uyumadıkları gibi uyudular.
Ancak her zamanki gibi şafak sökünce uyandılar. Başlarına gelen muhteşem şeyi aniden hatırlayıp hep birlikte çayıra koştular. Çayırın biraz aşağı tarafında tüm çiftliğin görülebildiği bir tümsek vardı. Hayvanlar hemen bu tümseğin üzerine çıkıp berrak sabah ışıklarını seyre daldılar. Evet, burası onlara aitti. Görebildikleri her şey onlara aitti! Bu düşüncenin coşkusuyla dolanıp durdular ve heyecanla atlayıp zıpladılar. Çiğ tanelerinin üzerinde yuvarlanıp tazecik yaz çimenlerinden hapır hupur yediler. Toprağı eşeleyip zengin kokusunu içlerine çektiler. Sonra tüm çiftliği teftişe çıktılar ve tarlaları, otlakları, bostanı, göleti ve koruyu sözlere dökülmeyen bir hayranlıkla incelediler. Sanki bu şeyleri daha önce hiç görmemişlerdi ve o an için her şeyin kendilerine ait olduğuna güç bela inanıyorlardı.
Sonra sıra hâlinde yürüyerek çiftlik binalarının yolunu tuttular. Çiftlik evinin kapısının dışında sessizce durdular. Burası da onlara aitti artık ama içeri girmeye korkuyorlardı. Ne var ki bir süre sonra Snowball ve Napolyon omuzlarıyla açtılar kapıyı ve hayvanlar tek sıra hâlinde içeri girdiler. Bir şeylere zarar verme korkusundan çok dikkatli hareket ediyorlardı. Odaları ayak parmakları ucunda dolaşıyor, fısıltıdan daha yüksek sesle konuşmaya korkuyorlardı. Etraflarında gördükleri inanılmaz lükse, kuş tüyü yataklara, aynalara, at kılı koltuğa, Brüksel halısına ve oturma odasındaki şömine rafının üzerindeki Kraliçe Elizabeth’e ait taş baskısı portreye hayranlık ve hayretle bakıyorlardı. Mollie’nin kayıp olduğunu fark ettiklerinde merdivenlerden iniyorlardı. Geri döndüklerinde Mollie’nin en güzel yatak odasında kaldığını gördüler. Bayan Jones’un tuvalet aynasından aldığı bir parça mavi kurdeleyi omzuna tutuyor, şapşal bir halde aynada kendini seyrediyordu. Diğerleri onu sertçe azarlayıp dışarı çıktılar. Mutfakta asılı vaziyette duran domuz butları gömülmek üzere alındı ve kilerdeki bira fıçısı Boxer’ın çifte darbesiyle yerle bir oldu. Bunların dışında hiçbir şeye dokunulmadı. Çiftlik evinin müze olarak muhafaza edilmesine oy birliğiyle karar verildi. Hiçbir hayvanın burada yaşamaması gerektiğine karar verdiler hep birlikte.
Hayvanlar kahvaltılarını yaptıktan sonra Snowball ve Napolyon onları tekrar çağırdı.
“Yoldaşlar.” dedi Snowball. “Saat altı buçuk ve önümüzde koca bir gün var. Ot biçmeye bugün başlayacağız. Ancak bundan önce ilgilenilmesi gereken başka bir mesele var.”
Domuzlar son üç ay içinde Bay Jones’un çocuklarına ait çöpe atılmış bir heceleme kitabından okuma yazma öğrendiklerini açıkladılar. Napolyon siyah beyaz boya kaplarını getirtti ve diğer hayvanları ana yola çıkan dış kapıya doğru yönlendirdi. Sonra Snowball, (Yazı yazma konusunda içlerinde en iyi olanı Snowball’du çünkü.) ön ayaklarının eklemleri arasında bir fırça koydu ve kapının üst kısmındaki KÖŞK ÇİFTLİĞİ yazısını boyayla kapatarak HAYVAN ÇİFTLİĞİ yazdı. Artık çiftlik bu isimle anılacaktı. Daha sonra tekrar çiftlik binalarına döndüler. Snowball ve Napolyon merdiven getirilmesini istemişti. Getirilen merdiveni büyük ahırın uç tarafındaki duvara yasladılar. Son üç ay içinde domuzların Animalizm ilkelerini yedi maddeye düşürmeyi başardıklarını açıkladılar. Bu yedi madde duvara yazılacak ve Hayvan Çiftliği’ndeki tüm hayvanların uymakla yükümlü olduğu değiştirilemez kanunlar olacaklardı. Biraz güçlük çekerek (Bir domuzun merdiven üzerinde dengesini sağlaması kolay değildi çünkü.) Snowball merdivenden tırmandı. Squealar ise birkaç basamak aşağıda boya kovasını tutuyordu. Emirler katranla kaplanmış duvara iri beyaz harflerle yazıldı. Böylece otuz metre öteden bile okunabilecekti.
Maddeler şu şekildeydi:
YEDİ EMİR
1. İki ayaklı herkes düşmandır.
2. Dört ayaklı ya da kanatlı herkes dosttur.
3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecektir.
4. Hiçbir hayvan yatakta uyumayacaktır.
5. Hiçbir hayvan alkol kullanmayacaktır.
6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecektir.
7. Tüm hayvanlar eşittir.
Emirler oldukça düzgün bir yazıyla yazılmıştı. “Dost” kelimesinin “Dsot” şeklinde ve “s”lerden birinin ters yönde yazılması sayılmazsa imlası da doğruydu. Snowball, bu emirleri herkesin duyması için yüksek sesle okudu. Tüm hayvanlar emirleri kabul ederek kafalarını salladılar ve içlerinden daha zeki olanları hepsini kısa sürede ezberlediler.
“Şimdi yoldaşlarım.” dedi Snowball elindeki boya fırçasını yere bırakarak. “İstikamet çayır! Jones ve adamlarından çok daha hızlı hasat edebilmek bizim için şeref meselesi.”
Fakat o sırada bir süredir rahatsız görünen inekler böğürmeye başladılar. Tam yirmi dört saattir sütleri sağılmamıştı ve memeleri neredeyse patlamak üzereydi. Bir müddet sonra domuzlar kova getirtip sütleri başarılı bir şekilde sağdılar. Ne de olsa ön ayakları bu işi yapabilmeye müsaitti. Kısa süre sonra hayvanların çoğunun ilgiyle baktığı köpük köpük beş kova süt çıktı ortaya.