реклама
Бургер менюБургер меню

Джордж Оруэлл – Hayvan Çiftliği (страница 2)

18

Peki o zaman yaşamımızdaki tüm kötülüklerin sorumlusu insan değilse kimdir yoldaşlarım? İnsandan kurtulduğumuz anda emeğimizin ürünleri sadece bize kalacak. Neredeyse bir gün içinde zengin ve özgür olacağız. Yapmamız gereken ne o zaman? Çalışmak. Bedenimiz ve ruhumuzla, gece gündüz insan ırkını devirmek için çalışmak. Benim sizlere anlatmak istediğim budur yoldaşlarım: Başkaldırmak! Bu başkaldırının ne zaman geleceğini bilemiyorum. Bir hafta içinde de olabilir yüz yıl içinde de. Ama o günün geleceğinden ayağımın altındaki şu samanı gördüğüm kadar eminim. Önünde sonunda hak yerini bulacak. Kısa yaşamlarınızın geri kalanında gözleriniz bunun üzerinde olsun. Hepsinden önemlisi bu mesajımı sizden sonra gelen herkese de iletin ki gelecek nesiller zafer kazanılıncaya dek mücadeleye devam etsinler.

Azminizde sebat edin, tereddüde düşmeyin yoldaşlarım. Hiçbir gerekçe sizi yoldan çıkarmasın. İnsanlarla hayvanların ortak çıkarlarının olduğu, birinin refahının diğerinin refahı olduğu sözlerine kulak asmayın. Bunların hepsi yalan. İnsan denilen yaratık kendisi dışında hiçbir canlıya fayda etmez. Bu mücadelemizde, tüm hayvanlar arasında her daim mükemmel uyum ve mükemmel yoldaşlık olsun. Tüm insanlar düşmandır. Tüm hayvanlar yoldaştır.”

Tam bu sırada müthiş bir hengâme başladı. Lider konuşurken, dört koca fare deliklerinden sürünerek çıkıp arka ayakları üstüne çömelmiş vaziyette onu dinlediler. Köpeklerin onları aniden fark etmesi üzerine hayatlarını kurtaran şey deliklerine çabucak kaçmayı başarmaları oldu. Lider, sessizliği sağlamak için ön ayağını kaldırdı.

“Yoldaşlarım.” dedi. “Anlaşılması gereken bir nokta var. Fare ve tavşan gibi yaban hayvanları bizlerin dostu mudur, düşmanı mıdır? Hadi bunu oylamaya sunalım. Toplantıya katılanlara şu soruyu yöneltmek istiyorum: Fareler yoldaş mıdır?”

Oylama derhâl gerçekleştirildi ve oy çokluğuyla farelerin yoldaş olduğuna karar verildi. Sadece dört karşıt görüş mevcuttu. Bunlardan üçü köpek, biri kediydi ve daha sonra anlaşıldı ki bu kimseler iki tarafa da oy vermişti. Lider devam etti:

“Söyleyecek çok fazla bir şeyim kalmadı. İnsanlara ve onlara ait olan her şeye düşman olmanın göreviniz olduğunu tekrar etmekle yetineceğim sadece. Dört ayağı ya da kanatları olan her şey dostunuzdur. Şunu da unutmayın ki insana karşı mücadele ederken ona benzememeliyiz. Onları fethettikten sonra dahi ahlaksızlıklarını benimsemeyin. Hiçbir hayvan bir evde yaşamamalı, bir yatakta uyumamalı, giysiler giymemeli, alkol içmemeli, tütün çekmemeli, paraya dokunmamalı ve ticaretle uğraşmamalıdır. İnsanın tüm alışkanlıkları kötülük saçar. Bunlardan daha da önemlisi hiçbir hayvan kendi türü üzerinde tahakküm kurmamalıdır. Zayıf-güçlü, zeki-ahmak; hepimiz kardeşiz. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı asla öldürmemeli. Tüm hayvanlar eşittir.

Şimdi yoldaşlarım. Sizlere dün gece gördüğüm rüyamdan bahsetmek istiyorum. Bu rüyayı size tam olarak tarif edemem. İnsanın ortadan kaybolduğu bir dünyanın rüyasıydı. Ama bana uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırlatmış oldu. Uzun yıllar önce, ben küçük bir domuzken annem ve diğer dişi domuzlar sadece melodisini ve ilk üç kelimesini bildikleri bir şarkı söylerlerdi. O melodiyi bebekliğimde bilirdim ancak uzun zamandır aklımdan çıkmıştı. İşte o melodi dün gece gördüğüm rüyada tekrar geldi kulağıma. Dahası, şarkının sözleri tersten söyleniyordu. Bu şarkının uzun zaman önce hayvanlar tarafından söylendiğinden ve nesillerin hafızasından silindiğinden eminim. Şimdi sizlere bu şarkıyı söyleyeceğim. Ben artık ihtiyarladım. Sesim de kartlaştı ama sizlere melodiyi öğrettiğimde siz daha iyi söylersiniz. Şarkının adı: ‘İngiltere’nin Hayvanları.’ ”

İhtiyar Lider boğazını temizledi ve şarkıyı söylemeye başladı. Belirttiği üzere sesi karttı ancak yeterince iyi söylüyordu yine de. Şarkının kıpır kıpır bir havası vardı. “Clementine” ve “La Cucaracha” arasında bir şeydi. Sözleri şöyleydi:

İngiltere’nin hayvanları, İrlanda’nın hayvanları, Her bir iklimin ve diyarın hayvanları, Altın gelecekten getirdiğim, Güzel haberlerime kulak verin. Er ya da geç gelecek o gün. Zalim insan yerle bir edilecek. Ve İngiltere’nin bereketli tarlalarında, Sadece hayvanlar yürüyecek. Burnumuzdaki halkalar gidecek, Sırtımızdaki eğer inecek. Gemler ve mahmuzlar sonsuza kadar çürüyecek. Zalim kırbaçlar artık kimseye değmeyecek. İşte o gün geldiğinde, Akıl almayan zenginlikler, Buğdaylar, arpalar, yulaflar, samanlar, Yoncalar, baklalar ve pancarlar Hep bizim olacak. Işıl ışıl parlayacak İngiltere tarlaları, Suları daha saf olacak, Meltemleri daha tatlı esecek. O günü görmeden ölecek olsak da Hepimiz o gün için çalışmalıyız. İnekler ve atlar, kazlar ve hindiler, Herkes özgürlük için mücadele etmeli İngiltere’nin hayvanları, İrlanda’nın hayvanları, Her bir iklimin ve diyarın hayvanları, Dediklerime kulak verin ve altın geleceğin Müjdesini herkese verin.

Bu şarkıyı söyleyen hayvanlar büyük bir coşkuya kapıldılar. Lider daha şarkının sonuna gelmemişken kendi kendilerine söylemeye başladılar. İçlerinden en aptal olanı bile melodiyi ve birkaç sözü kapmayı başarmıştı. Domuzlar ve köpekler gibi akıllı olanlarıysa şarkıyı birkaç dakika içinde ezberlemişlerdi. Sonra ise birkaç denemenin ardından tüm çiftlik “İngiltere’nin Hayvanları” şarkısını muazzam bir ahenkle söylemeye başlamıştı. İnekler şarkıyı böğürdü, köpekler inleyerek söylediler. Koyunlar şarkıyı meleyerek, atlar kişneyerek, ördekler ise vaklayarak söylediler. O kadar beğenmişlerdi ki art arda tam beş kez söylediler. Eğer araya bir şeyler girmeseydi şarkıyı tüm gece söylerlerdi muhtemelen.

Maalesef bu gürültü Bay Jones’un uyanıp yataktan fırlamasına sebep olmuştu. Bahçeye tilki girdiğini düşünmüştü. Her zaman odasının bir köşesinde duran silahı aldı ve karanlığa doğru altı el ateş etti. Mermilerin ahır duvarına gömülmesiyle beraber toplantı alelacele sona erdi. Herkes kendi uyku alanına çekildi. Kuşlar tüneklerine zıpladı. Hayvanlar ise samanın üzerine yerleştiler. Tüm çiftlik bir anda uykuya dalmıştı.

İKİNCİ BÖLÜM

Büyük Lider üç gece sonra uykusundayken huzurla ölüme vardı. Meyve bahçesinin ucuna gömüldü.

Bu olay mart başlarında gerçekleşmişti. Takip eden üç ay boyunca gizli saklı bir faaliyet yürütüldü. Lider’in konuşması çiftliğin daha akıllı hayvanlarına yepyeni bir bakış açısı kazandırmıştı. Lider’in öngördüğü Başkaldırı’nın ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyorlardı ve bunun kendi yaşamları süresince gerçekleşebileceğini düşünmek için hiçbir gerekçeleri yoktu. Yine de bu Başkaldırı’ya hazırlanmanın bir vazife olduğunu düşünüyorlardı. Öğretme ve diğerlerini organize etme işi hâliyle domuzlara düştü. Ne de olsa domuzların en akıllı hayvan olduğu kabul edilirdi. Domuzlar arasında ise Snowball ve Napolyon isimli iki erkek domuz öne çıkıyordu. Bay Jones onları satmak için yetiştiriyordu. Çiftlikteki tek Berkshire domuzu olan Napolyon iri yarı sert görünüşlüydü. Pek konuşmazdı ama bildiğini okumasıyla meşhurdu. Snowball ise Napolyon’dan çok daha canlı bir domuzdu. Konuşmayı daha iyi bilirdi ve daha yaratıcıydı ama karakterinin aynı derinliğe sahip olduğu söylenemezdi. Çiftlikteki geri kalan erkek domuzlar ise besi hayvanlarıydı. İçlerinde en iyi tanınanı Squealar isimli küçük ve şişman bir domuzdu. Yuvarlak yanakları ve ışıldayan gözleri vardı. Hareketleri çevik, sesi tizdi. Ağzı iyi laf yapardı. Zor bir konu hakkında fikir verdiğinde ise yan yana zıplamak ve kuyruğunu sallamak gibi bir hareketi vardı ki bu her nedense çok ikna ediciydi. Onun siyahı beyaz gösterebileceği söylenirdi.

İşte bu üç kişi Büyük Lider’in öğretilerini incelikle işleyip sistemli bir fikre dönüştürdüler ve buna “Animalizm” ismini verdiler. Haftada birkaç gece Bay Jones uyuduktan sonra ahırda gizli toplantılar düzenleyip Animalizm ilkelerini diğerlerine aktardılar. İlk başlarda çok fazla aptallık ve ilgisizlik ile karşılaştılar. Bazı hayvanlar Bay Jones’a olan sadakat vazifelerinden bahsettiler. Bay Jones’dan “Efendi” diye bahsediyorlardı. Onun tarafından besleniyor olmak gibi sığ argümanları vardı. “O olmazsa açlıktan ölürüz.” dediler. Diğerleri ise, “Biz öldükten sonra olacakları neden umursayalım?” ya da “Eğer bu Başkaldırı illa ki gerçekleşecekse onun için çalışmamız ya da çalışmamamızın ne önemi var ki?” gibi sorular sordular. Domuzlarsa bu yaklaşımların Animalizm’in ruhuna ne kadar aykırı olduğunu anlatmaya çalışırken büyük güçlük yaşadılar. En aptal sorular ise beyaz kısrak Mollie’den geldi. Snowball’a sorduğu ilk soru: “Başkaldırı’dan sonra şeker olacak mı?” şeklindeydi.

“Hayır!” dedi Snowball sertçe. “Bu çiftlikte şeker üretemeyiz. Ayrıca şekere ihtiyacın olmayacak. İstediğin kadar yulaf ve samanın olacak zaten.”

“Peki yeleme kurdele takmama izin verilecek mi?” diye sordu Mollie.

“Yoldaş.” dedi Snowball. “O çok sevdiğin kurdeleler köleliğin nişanesi. Özgürlüğün kurdelelerden çok daha değerli olduğunu anlayamıyor musun?”

Mollie söylenenleri kabul etse de ikna olmuşa benzemiyordu.

Domuzlar, evcil kuzgun Moses’un söylediği yalanlara karşı mücadele ederken daha büyük zorluklar yaşıyorlardı. Bay Jones’un gözde ev hayvanlarından Moses bir casustu ve dedikoducuydu. Bir de ağzı iyi laf yapardı. Hayvanların öldükten sonra Şekerleme Dağı isminde gizemli bir diyara göçtüklerini söylüyordu. Şekerleme Dağı’nın gökyüzünde bir yerlerde, bulutların az biraz ötesinde olduğunu söylemişti Moses. Burada haftanın yedi günü de pazar günü gibiydi ve yılın dört mevsiminde yoncalar yetişirdi. Kesme şekerler ve keten tohumu yemleri yetişirdi çalılarda. Hayvanlar Moses’tan nefret ederlerdi. Çünkü masallar anlatır ve hiç çalışmazdı. Ama bazıları Şekerleme Dağı’na inanıyordu ve domuzlar böyle bir yerin olmadığına onları ikna etmeye çalışırken çok zorlanıyorlardı.