реклама
Бургер менюБургер меню

Джейн Остин – Gurur ve Ön Yargı (страница 13)

18

“Biliyor musunuz anne, Philips enişte, Richard’ı geri döndürmekten bahsediyor, eğer bunu başarırsa Albay Forster onu işe alacak. Teyzem cumartesi günü kendi söyledi. Yarın Meryton’a gidip işin aslını astarını öğreneceğim, bir de Bay Danny şehirden ne zaman dönecekmiş onu soracağım.”

Lydia’ya iki ablası çenesini tutmasını söylese de oldukça alınan ama Bay Collins, kitabını bir kenara bırakıp dedi ki:

“Küçük hanımların ciddi kitaplara olan ilgisinin -sırf onların iyiliği için yazılmış olmalarına karşın- ne kadar az olduğunu sık sık gözlemliyorum. İtiraf etmeliyim ki bu beni çok şaşırtıyor, öğrenim kadar onların yararına olan bir şey daha olamaz, kesinlikle! Ama genç kuzinimi daha fazla sıkmayacağım.”

Daha sonra Bay Bennet’a dönerek ona tavlada meydan okudu. Bay Bennet bu teklifi kabul etti. Collins’in, kızları basit eğlenceleriyle baş başa bırakışını zekice bulmuştu. Bayan Bennet ve kızları, Lydia’nın kabalığı için utana sıkıla özür dilediler ve bunun bir daha olmayacağına dair söz vererek kitabına kaldığı yerden devam etmesini istediler. Ama Bay Collins genç kuzinine hiç darılmadığı ve hareketini kabalık olarak algılamadığı konusunda ikna ederek Bay Bennet’la birlikte başka bir masaya oturdu ve tavla oynamaya hazırlandı.

15

Bay Collins akıllı bir adam değildi. Tabiatındaki yoksunluk, eğitimle ya da yetiştirilme biçimiyle pek de giderilmemişti. Yaşamının büyük bir kısmını okuma yazma bilmeyen ve cimri bir babanın himayesinde geçirmişti. Öte yandan bir üniversiteye kabul edilmiş olmasına karşın yalnızca devam zorunluluğunu yerine getirdiği için ne işe yarar bir bilgi edinmiş ne de faydalı olabilecek arkadaşlıklar kurmuştu. Babasının onu yetiştirirken üzerinde kurduğu otorite aslında ona ezik bir kişilik kazandırmış ancak şimdi bunun yerini, inzivaya çekilmiş, erken ve beklenmedik bir başarının tadını çıkartan zayıf bir kafanın kendini beğenmişliği almıştı. Hunsford’da işsizken iyi bir rastlantı onu Lady Catherine de Bourgh’ün karşısına çıkarmış, onun yüksek konumuna duyduğu saygı ve kollayıcısı olarak duyduğu minnet, kendisini, din adamlığını ve papazlık haklarını pek bir önemsemesiyle harmanlanarak ortaya gurur, dalkavukluk, caka ve eziklik alaşımı bir karakter çıkarmıştı.

Artık iyi bir evi ve fazlasıyla yeterli bir maaşı olduğu için evlenmeye niyetleniyordu. Longbourn’daki aileyle barışma çabasının arkasındaki neden de eş bulmaktı. Eğer çevresinden duyduğu kadar güzel ve cana yakın olduklarına kanaat getirirse niyeti kızlardan birini seçmekti. Babalarının evinin mirasçısı olmasına karşılık böyle bir yardımda bulunmayı, durumu “düzeltmeyi” planlıyordu ve bu planı kusursuz buluyordu. Hem duruma çok uygun hem de pek yerindeydi, kendi açısından da oldukça cömert ve çıkarsızdı.

Planı onları görünce değişmedi. Genç Bayan Bennet’ın güzel yüzü düşüncelerini pekiştirdi ve yaşça en büyük olmasına da dayanarak fikrini belirledi; ilk akşam Jane’de karar kılmıştı. Ancak ertesi sabah Bayan Bennet’la kahvaltıdan önce yaptığı, papaz eviyle başlayıp doğal olarak kendine aradığı eşin Longbourn’dan çıkabileceği umudunu belirtmesiyle süren, Bayan Bennet’ın hoşgörülü gülümsemeleri ve genel anlamda yüreklendirmeleri eşliğinde adama Jane’den kesinlikle uzak durmasını söylediği on beş dakikalık baş başa konuşmadan sonra fikri değişmişti. Küçük kızları için bir şey söylemenin kendisine düşmeyeceğini, kesin bir cevap veremeyeceğini ama herhangi bir ön yargı da taşımadığını, en büyük kızının ise çok yakında nişanlanacağını söylemeden de edemiyordu.

Bay Collins’in yapması gereken tek değişiklik, Bayan Bennet ateşi karıştırırken çok kısa bir sürede gerçekleşmiş ve Jane’den Elizabeth’e yönelmişti. Yaş ve güzellik olarak Jane’in hemen arkasından gelen Elizabeth elbette onun yerini almıştı.

Bayan Bennet bunu sevinçle karşıladı, kısa sürede iki kızının birden mürüvvetini göreceğinden emindi, daha bir gün önce ismini anmaya bile tahammül edemediği adam artık başının tacıydı.

Lydia’nın Meryton’a yürüme isteği unutulmamıştı. Mary dışındaki tüm kardeşleri ona eşlik etmeyi kabul etti. Bay Collins de ondan kurtulmak ve kütüphanesiyle baş başa kalmak için can atan Bay Bennet’ın ricası üzerine onlarla gidecekti; kendisini kahvaltıdan kalktıktan sonra kütüphaneye dek takip etmiş, koleksiyondaki en büyük kitaplardan biriyle ilgileniyor gibi görünse de aslında hiç durmadan Hunsford’daki evden ve bahçesinden bahsetmişti. Bu tarz davranışlar Bay Bennet’ı çok sinirlendirirdi. Kütüphanesindeyken kendine ayıracağı zaman ve dinginlikten her zaman emin olurdu ve Elizabeth’e söylediği gibi evdeki diğer odaların hepsinde aptallık ve kibirle karşılaşmaya hazır olmasına karşın burada bunlardan uzak durmaya alışmıştı. Bu yüzden de Bay Collins’i kızlarının yürüyüşüne davet etme nezaketini göstermekte aceleci davranmıştı; yürüyüş yapmayı okumaktan daha çok seven Bay Collins de dev kitabını kapatıp onlarla gitmekten büyük zevk duymuştu.

Boş boş övünüp duran Collins ve nezaketen onu onaylayan kuzinleri, Meryton’a gidene dek birlikte zaman geçirdiler. Oraya vardıkları zaman gençlerin ilgisi artık Collins’in üzerinde değildi. Gözleri fıldır fıldır subayları arıyordu ve mağaza vitrininde görecekleri çok şık bir şapka veya en yenisinden bir muslin dışında hiçbir şey bu ilgiyi dağıtamazdı.

Ama kısa süre sonra bütün hanımların ilgisi, daha önce hiç görmedikleri, çok efendi görünümlü, yolun diğer tarafında bir subayla yürüyen genç bir adama yöneldi. Subay, Lydia’nın Londra’dan dönüşünü merak ettiği Bay Denny’den başkası değildi, geçerken onlara başıyla selam verdi. Bu yabancı erkeğin endamıyla çarpılmışlardı, hepsi onun kim olduğunu merak ediyordu. Bu sorunun cevabını bulmaya kararlı olan Kitty ile Lydia karşı dükkândan bir şey almak istiyormuş gibi yapıp sokağın karşısına geçtiler ve şans eseri tam da kaldırıma çıktıkları sırada iki beyefendi aynı noktaya geldiler. Bay Denny doğrudan onlara seslenerek arkadaşı Bay Wickham’ı tanıtmak için izin istedi; kendisi önceki gün onunla birlikte şehirden dönmüştü ve Denny onun alaylarında subay olmayı kabul ettiğini söylemekten mutluluk duyuyordu. Olması gereken tam da buydu; çünkü genç adamın kusursuz görkemini tamamlamak için üzerinde bir üniforması eksikti. Pek alımlıydı ve her bakımdan çok çekiciydi; hoş bir yüz, yerinde bir boy bos ve gayet tatlı bir konuşma tarzı… Tanışma faslının ardından genç adam muhabbet etmeye ne kadar istekli olduğunu gösterdi. Ama bu tavrında aynı anda hem ölçülü hem de alçak gönüllüydü. Grubun tamamı ayakta dikilmiş güzel güzel muhabbet ederken at sesleriyle irkildiler, Darcy ve Bingley sokaktan aşağı iniyordu. Topluluktaki hanımları fark edince iki beyefendi onlara doğru yönelip olağan kibarlıklarını gösterdiler. Baş konuşmacı Bay Bingley, sohbetin ana konusu da genç Bayan Bennet idi. O sırada Bingley, kendisinin de hanımefendinin sağlığını sormak için Longbourn yollarında olduğunu söyledi. Bay Darcy de bunu hafifçe eğilerek onayladı ve tam da gözlerini Elizabeth’e dikmemeye karar vermişti ki yabancı adamın varlığıyla birdenbire donakalmaları ve Elizabeth’in, her ikisinin de karşılaşmanın şaşkınlığıyla birbirine baktığını görmesi bir oldu. Her ikisinin de rengi değişivermişti, biri bembeyaz, diğeri kıpkırmızı kesilmişti. Bir süre sonra Bay Wickham şapkasına dokundu, Bay Darcy’nin karşılık verme lütfunu gösterdiği bir selamdı bu. Bunun anlamı ne olabilirdi? Hayal etmesi imkânsızdı, öğrenmek için sabırsızlanmamak da imkânsızdı.

Biraz sonra arkadaşıyla birlikte yola koyulurken Bay Bingley olanın bitenin farkına varmış gibi görünmüyordu.

Bay Denny ve Bay Wickham, genç hanımlarla birlikte Bay Philips’in evinin kapısına doğru yürüdüler ve Bayan Lydia’nın içeri girme ısrarlarına, hatta Bayan Philips’in salon penceresini açıp bu daveti yinelemesine karşın selamlarını verip oradan ayrıldılar.

Bayan Philips, yeğenlerini görmekten her zaman mutluluk duyardı, son zamanlarda ona pek uğramayan en büyük iki yeğenini büyük bir sevinçle karşıladı. Arabayla gelmemelerinden dolayı sürpriz bir ziyaret olmuştu. Sokakta Bay Jones’un çırağına rastlayıp da ondan Bennet hanımlar geleceği için Netherfield’a ilaç yollamayacaklarını duymuş olmasaydı hiç haberinin olmayacağı bu ani ziyarete ne kadar şaşırdığını sevinçle yineleyip duruyordu ki tam o esnada Jane tarafından takdim edilen Bay Collins de zarifliğinden nasibini aldı. Onu olabilecek en kibar hâliyle karşıladı, çok daha fazlasını da karşılık olarak gördü. Bay Collins, kendisini tanımadıkları hâlde davetsiz bir misafir olarak geldiği için özür diledi; gerçi bu durumun, kendisini onunla tanıştıran genç hanımlarla olan onur verici akrabalığı ile telafi edileceğini düşünüyordu. Bayan Philips böyle bir beyefendilik karşısında mest olmuştu ama bir yabancı hakkındaki gözlemleri;

hakkında, yeğenlerinin zaten bildiği şeylerden fazlasını anlatamayacağı başka bir yabancıya dair sorular ve nidalarla kesildi. Bay Denny ile beraber Londra’dan gelmişti, yakında …shire’da teğmen olacaktı, tüm bildiği bunlardan ibaretti. Söylediğine göre son bir saattir onun yolu boydan boya katedişini izliyordu ve Bay Wickham ortaya çıkmış olsaydı, Kitty ve Lydia da izleme işini kesinlikle sürdürürdü. Ama ne yazık ki yabancı adamla karşılaştırıldığında “aptal, itici herifler”den öteye gidemeyecek birkaç subay dışında kimsenin geçtiği yoktu. Bunların kimileri Philips’lerle ertesi gün yemek yiyecekti ve teyzeleri, Longbourn’lu aile akşam gelecek olursa eşini Bay Wickham’a yollayıp onu da davet ettireceğine söz verdi. Anlaşma sağlanmıştı ve Bayan Philips şamatalı, güzel bir ödüllü kart oyunu oynayacakları, ardından da sıcak bir yemek yiyecekleri haberini verdi. Bunlar kulağa çok güzel gelen şeylerdi, ayrılırken karşılıklı güzel hisler içindeydiler. Bay Collins odadan ayrılırken özürlerini yineledi ve dur durak bilmeyen bir kibarlıkla özre hiç gerek olmadığı konusunda ikna edildi.