реклама
Бургер менюБургер меню

Джейн Остин – Gurur ve Ön Yargı (страница 12)

18

“Bu yüzden, saat dörtte barışmak isteyen bu beyefendiyi konuk edebiliriz.” dedi Bay Bennet mektubu katlarken, “Vicdan sahibi ve çok kibar bir genç adama benziyor, çok değerli bir ahbaplığımız olacağından kuşkum yok, özellikle de bizi yeniden ziyaret etmesi konusunda Leydi Catherine bu kadar anlayışlı ise…”

“Kızlarla ilgili söyledikleri çok anlamlı. Eğer onlarla ilgili bir yardım niyeti varsa ona engel olmam.”

“Her ne kadar gönlümüzü nasıl almayı düşündüğünü tahmin etmek zor olsa da bu dileği iyi niyetini gösterir.” dedi Jane.

Elizabeth adamın en çok Leydi Catherine’e olan olağanüstü saygısından ve kilisesine gelecek insanları gerektiği zaman vaftiz edecek, evlendirecek ve defin işlemlerini yapacak olmasından etkilenmişti.

“Tuhaf birine benziyor bence.” dedi, “Çözemedim. Üslubunda fazla havalı olan bir şey var. Ayrıca yeni mirasçı olduğu için özür dilemekten kastı ne olabilir? Öyle bile olsa yardım edeceğini düşünemeyiz. Sizce gerçekten duyarlı bir adam olabilir mi efendim?”

“Hayır hayatım, sanmam. İçimden bir ses tam tersi bir adamla karşılaşacağımızı söylüyor. Mektubunda itaatkârlık ve kibir karışımı bir hava var ki bu da oldukça mantıklı. Onu görmek için sabırsızlanıyorum.”

“Kompozisyon bakımından mektubu pek kusurlu görünmüyor. Zeytin dalı fikri pek de yeni değil ama bence çok iyi ifade edilmiş.” dedi Mary.

Catherine ve Lydia’ya göre mektup ve yazarı zerre kadar ilginç değildi. Kuzenlerinin kırmızı ceketli bir üniformayla gelmesi neredeyse imkânsızdı; oysa haftalardan beri başka renkte giyinmiş bir erkeğin arkadaşlığından keyif almıyorlardı. Annelerine gelince, Bay Collins’in mektubu onun kötü düşüncelerini büyük ölçüde gidermişti; konuğunu, eşi ve kızlarını şaşırtacak bir soğukkanlılıkla bekliyordu.

Bay Collins tam da belirttiği saatte gelmiş ve tüm aile tarafından büyük bir nezaketle karşılanmıştı. Bay Bennet az konuşmuştu ama hanımlar muhabbete dünden razıydı. Bay Collins’in de bu yolda ne teşvik beklediği ne de susmaya niyetli olduğu görülüyordu. Uzun boylu, iri yapılı, yirmi beş yaşında, genç bir adamdı. Ağırbaşlı ve haşmetli bir havası vardı, davranışları da çok resmî idi. Oturduktan kısa süre sonra Bayan Bennet’a böyle hoş kızlardan oluşan bir ailesi olduğu için uzun uzun övgüde bulunmuş; kızlarının güzelliğini çok duyduğunu ama o anda duyduklarının gördüklerinin yanında hiçbir şey olduğunu söylemiş; annelerinin, zamanı gelince hepsinin kaderinde iyi birer evlilik yapmak olduğunu göreceğinden kuşkusu olmadığını da eklemişti. Bu iltifatlar, bütün dinleyicilerin zevkine uymuyordu ama her türlü övgüye açık olan Bayan Bennet karşılık vermeye dünden razıydı:

“Çok naziksiniz beyefendi, böyle olacağından eminim ve bütün kalbimle bir an önce bunun gerçekleşmesini diliyorum, yoksa yoksulluk çekecekler. Durum pek tuhaf!”

“Sanırım bu evin ipoteğini kastediyorsunuz.”

“Ah! Bayım, doğrusunu isterseniz evet. Bu, kızlarım için çok ağır bir durum, kabul etmelisiniz ki… Suçu size atıyor değilim, biliyorum ki dünyada bu işler kısmet işi. Miras nasıl ipoteğe girer ve elden çıkar, hiç anlamıyorum.”

“Nazik kuzinlerimin yaşadığı zorluğun farkındayım ve bu konuda söylenebilecek çok şey var. Ama aceleci ve küstah olmamaya da özen gösteriyorum. Ancak sizi temin ederim ki ben buraya genç hanımlara beğenmeye hazır olarak geldim. Şu anda daha fazlasını söylemeyeyim ama belki birbirimizi biraz daha iyi tanıdığımızda…”

Yemek zili çaldığından sözü kesildi, kızlar da birbirlerine bakıp gülümsediler. Bay Collins’in hayranlığını kazanan yalnızca onlar değildi. Salon, yemek odası ve tüm mobilya incelenmiş ve övülmüştü; onun her şeyi beğenmesi, bütün bunları gelecekteki mal varlığı olarak gördüğü düşüncesi keyfini kaçırmasaydı Bayan Bennet’ın kalbini fethedebilirdi. Sırası gelince yemek de övgüden nasibini aldı, Collins bu muhteşem aşçılığı hangi zarif kuzinine borçlu olduğunu öğrenmek için hayli üsteledi. Ancak bu noktada Bayan Bennet kendisine gelerek biraz sert bir dille aşçı tutabilecek güçlerinin olduğunu ve kızlarının hiçbirinin mutfakla işi olmadığını dile getirdi. Collins onu incittiği için af diledi. Bayan Bennet ses tonunu biraz yumuşatarak hiç kırılmadığını söylese de özürler çeyrek saat boyunca sürdü.

14

Yemek süresince Bay Bennet neredeyse hiç konuşmamıştı. Ama hizmetkârlar çekilince misafiriyle biraz sohbet etmenin zamanının geldiğini düşündü, bu yüzden de seve seve konuşacağına inandığı için, Collins’in, onu himayesine alan hanım bakımından ne kadar şanslı olduğundan söz açtı. Leydi Catherine de Bourgh’ün onun isteklerine olan dikkati ve onu rahat ettirme çabası olağanüstüydü. Bay Bennet daha iyi bir konu seçemezdi. Bay Collins kadına övgüler yağdırdı. Konu ilerledikçe kendinden geçiyor, önemli bir adam edasıyla yaşamı boyunca mevki sahibi hiç kimsenin kendisine böyle davranmadığından, Leydi Catherine’den gördüğü nezaket ve lütfu kimseden görmediğinden söz ediyordu. Onun huzurunda verme şerefine nail olduğu her iki vaazı da tüm merhametiyle onaylamasından büyük bir memnuniyet duymuştu. Ayrıca onu iki kez Rosings’te yemeğe ve daha geçen cumartesi akşamı kadril karesini tamamlamak üzere davet etmişti. Leydi Catherine’e onu tanıyan pek çok kişi tarafından kendini beğenmiş gözüyle bakılıyordu ama Collins’in onda tek gördüğü tatlılık olmuştu. Onunla, tüm beylerle nasıl konuşuyorsa öyle konuşuyor, ne o yörenin topluluğuyla kaynaşmasına ne de akrabalarını ziyaret edebilmesi için duruma göre bir veya iki haftalığına bölgesinden uzaklaşmasına en ufak bir itirazda bulunuyordu. Hatta seçimini sağduyuyla yapması koşuluyla en kısa zamanda evlenmesini öğütlemeye bile tenezzül etmişti. Bir keresinde de mütevazı evine ziyarette bulunmuş ve yaptığı tüm değişiklikleri istisnasız onaylamış, üstelik lütfedip kendisi de birkaç öneride bulunmuş, üst kattaki dolaplardan birkaç rafı kaldırmasını söylemişti.

“Bütün bunlar çok yerli yerinde ve kibar davranışlar eminim ki…” dedi Bayan Bennet, “Ve söylemeden de edemeyeceğim, çok ince bir hanımmış. Ne acıdır ki önemli hanımlar genellikle onun gibi değiller. Peki size yakın bir yerde mi oturuyor beyefendi?”

“Fakirhanemin bulunduğu bahçe, hanımefendinin konutu olan Rosings Köşkü’nden yalnızca dar bir geçitle ayrılıyor.”

“Sanırım onun dul olduğunu söylemiştiniz beyefendi. Ailesi var mı peki?”

“Tek bir kızı var yalnızca, Rosings’in ve muhteşem bir mülkün vârisi.”

“Ah!” diye inledi Bayan Bennet başını sallayarak, “Pek çok kızdan daha iyi bir durumda o zaman. Nasıl bir kız peki? Güzel mi?”

“Gerçekten de çok çekici bir kız. Leydi Catherine’in kendisi de diyor ki gerçek güzellik bakımından Bayan de Bourgh en güzel kadından daha güzelmiş; çünkü yüz ifadelerinde doğuştan ayrıcalıklı bir genç kadın havası varmış. Ancak ne yazık ki hasta bir bünyesi var, bu da onu normalde kesin başarılar elde edeceği pek çok becerisini geliştirmekten alıkoyuyor; ben de eğitimini sağlayan ve hâlâ onlarla kalan hanımdan duydum. Fakat son derece cana yakındır, sık sık küçük faytonu ve midillileriyle fakirhanemin yanından geçme lütfunda bulunur.”

“Kraliçeye takdim edilmiş miydi? Saraydaki hanımlar arasında onun ismini hatırlamıyorum.”

“Kötü sağlığı yüzünden istemese de şehir dışında kalmak zorunda ve bu yüzden de Leydi Catherine’e bir gün şahsen söylediğim üzere İngiliz Sarayı en parlak ziynet taşından mahrum durumda. Leydi bu benzetmeden hoşnut kaldı; hanımların her zaman hoşuna gidecek bu küçük iltifatları her fırsatta onlara sunmaktan memnuniyet duyduğumu tahmin ediyorsunuzdur. Leydi Catherine’e güzel kızının sanki düşes olmak için doğduğunu ve en yüksek zümrenin bile onu ihya etmek yerine onun tarafından ihya edileceğini birden çok kez söylemişimdir. Bunlar hanımefendileri mutlu edecek türden küçük şeyler ve böyle bir ilgiyi göstermeyi kendime görev bilirim.”

“Çok doğru bir davranış.” dedi Bay Bennet, “Ve ne mutlu size ki nazik iltifatlar etme yeteneğine sahipsiniz. Sorabilir miyim acaba, bu hoş ilgi o anın etkisiyle mi ortaya çıkıyor, yoksa önceden provasını yaptığınız bir şey mi?”

“Çoğunlukla o an yaşananlardan ortaya çıkıyor, her ne kadar arada sırada günlük durumlara uyarlanabilecek böyle küçük, şık iltifatlar düşünüp düzenleyerek kendi kendime eğlensem de onlara her zaman mümkün olduğunca üzerinde çalışılmamış gibi bir hava katmak isterim.”

Bay Bennet’ın beklentileri tamamen karşılanmıştı. Yeğeni umduğu kadar aptaldı ve onu son derece eğlenerek dinlemiş, aynı zamanda yüz ifadesindeki ciddiyeti de bozmamıştı. Elizabeth’e tesadüfen attığı bir bakış dışında keyfine ortak da aramamıştı.

Yine de çay saatine dek bu kadarı yeterliydi. Bay Bennet konuğunu tekrar oturma odasında ağırlamaktan ve çay bittikten sonra da hanımlara bir şeyler okuması için davet etmekten memnuniyet duymuştu. Bay Collins buna dünden razıydı, hemen bir kitap bulundu. Ama halk kütüphanesinden alındığı her hâlinden belli olan kitabı görür görmez irkildi ve özür dileyerek hiç roman okumadığını söyledi. Kitty ona dik dik baktı, Lydia ise hafif bir çığlık atarak tepki gösterdi. Böylelikle raftan başka kitaplar indirildi, biraz düşünüldükten sonra Fordyce’ın “Vaazlar”ında4 karar kılındı. Adam daha ilk cildi açtığında Lydia esniyordu, tekdüze bir ciddiyetiyle daha üç sayfa okumamıştı ki onun sözünü kesti: