реклама
Бургер менюБургер меню

Джейн Остин – Akıl ve Tutku (страница 6)

18

Yine de sohbetlerinde bir an olsun sessizlik olmadı çünkü Sör John oldukça konuşkandı ve Leydi Middleton da akıllıca davranıp altı yaşlarındaki sevimli büyük oğlunu beraberinde getirmişti; oğlan sayesinde, zorda kaldıklarında bahsedilecek bir konu oldu; çocuğun adı ve yaşı soruldu, güzelliğine hayran kalındı, sorulara onun yerine annesi cevap verdi; bu esnada çocuk annesine yaslanıp utangaçlık ediyor, evde yaramazlık ederken şimdi bu kadar utangaç olmasına anlam veremeyen leydi hazretlerini hayrette bırakıyordu. Her resmî ziyarette sohbet konusunu güvence altına almak için, mutlaka bir çocuk bulundurulmalıydı. Bu görüşmede de çocuğun en çok annesini mi yoksa babasını mı sevdiğini, neresinin hangisine benzediğini ortaya koyarken en azından on dakika geçti çünkü herkes ayrı bir fikir belirtiyor ve birbirlerinin fikirlerine şaşırıyorlardı.

Çok geçmeden Dashwood ailesi diğer çocuklardan bahsetmek için bir fırsat bulmuştu çünkü Sör John ertesi gün Park’a yemeğe gelme sözü almadan evden ayrılmayacağını söylüyordu.

7

Kır eviyle Barton Park arasında yaklaşık bir kilometre vardı. Hanımlar vadi boyunca yürürken Barton Park’ın yakınından geçmişlerdi fakat bir tepe araya giriyor, manzarayı kapatıyordu. Ev büyük ve gösterişliydi; Middleton’lar da eve yaraşır bir şekilde hem zarif hem de misafirperverlerdi. Misafirperverlik Sör John’dan, zarafet ise hanımından geliyordu. Mütemadiyen dostlarını evlerinde misafir ediyorlardı; değişik arkadaşlar edinmeye çevredeki diğer ailelerden çok daha fazla eğilimliydiler. Her ne kadar davranışları açısından birbirlerinden farklı olsalar da meşgalelerini, cemiyet görevlerinden ayrı gayet dar bir çerçevede içinde sınırlayan yeteneksizlik ve zevksizlik, bu çiftin ortak özelliğiydi. Sör John sporcu, Leydi Middleton ise bir ev hanımıydı. Sör John avlanırken hanımı çocuklarla ilgileniyordu; bunlar yapabilecekleri tek şeydi. Leydi Middleton tüm yıl boyunca çocuklarını şımartırken Sör John’un kendi uğraşları vaktinin anca yarısını alıyordu. Bununla birlikte evde ve dışarıda devamlı olarak o davetten bu davete sürüklenmekle karakter ve eğitimlerindeki bütün eksiliklerini kapatabiliyorlardı; böylece Sör John her daim neşeli olabiliyor ve bu da eşine görgüsünü sergileme imkânını sunuyordu.

Leydi Middleton masasının zarafeti ve eviyle ilgili düzenlemelerinden ötürü kendisiyle gurur duyuyordu; verdikleri davetlerde, en çok böyle gösterişlerden mutluluk duyardı. Sör John’un mutluluğu ise çok daha somut şeylere dayanıyordu; evini gençlerle doldurup onların yaptıkları gürültülerle mutlu oluyordu. Sör John, bölgedeki gençler için bir nimetti. Tüm yaz boyunca süren açık havada jambon ve tavuk partileri, kışın ise on beş yaşın önüne geçilemez açgözlülüğünden sıkıntı çekmeyen her genç hanıma yetecek kadar sık özel balolar düzenlerdi.

Muhitlerine yeni bir ailenin taşınması Sör John’u hep mutlu ederdi ve şimdi kır evine bulduğu kiracılar onu neredeyse kendinden geçirmişti. Dashwood kızları genç, güzel ve içtendiler. Onlar hakkında iyi düşünmesi için yeterliydi bu çünkü güzel bir genç kızın içten olması karşısındakini dış görünüşüyle olduğu kadar iç dünyası ile de etkileyebilmesi için en elzem şeydi. Eski yaşamlarına nispeten, şimdi talihsiz bir durumda olan bu insanları ağırlamaktan ve onlara dostluğunu sunmaktan keyif duyuyordu Sör Middleton. Ayrıca kuzenlerine gösterdiği nezaketten tam bir memnuniyet ve başlarında erkek bulunmayan bu aileyi kır evine yerleştirmekten ise bir avcının duyabileceği tüm tatmini duyuyordu; çünkü bir avcı yalnızca kendi cinsiyetindeki avcılara itibar ederse de kendi bölgesindeki bir eve yerleşmelerine izin vererek onların zevklerini teşvik etmek istemez.

Sör John, Bayan Dashwood ve kızlarını kapıda karşıladı ve büyük bir içtenlikle onları Barton Park’a buyur etti; resim odasına kadar onlara eşlik ederken, genç hanımlara bir önceki gün bahsettiği konuya tekrar değindi; onları tanıştırabileceği zeki ve genç adamlar bulamadığı için üzüntüsünü ifade etti. Sör John kendisi haricinde bu çevrede tek bir kişi bulunduğunu belirtti; Barton Park’ta kalan ne pek genç ne de pek neşeli sayılabilecek yakın bir arkadaşından bahsediyordu. Topluluğun kalabalık olmamasını mazur göreceklerini umuyor, bir daha böyle bir şey yaşanmayacağına dair onları temin ediyordu. Katılımı arttırmak için o sabah birkaç aileyi yemeğe davet etmişti ama gece ay ışığı olacağı için herkes önceden bir yerlere söz vermişti. Neyse ki Leydi Middleton’ın annesi bir saat önce Barton Park’a gelmişti ve gayet neşeli ve uyumlu bir kadın olduğundan Sör John, hanımların yemekten sıkılmayacaklarını umut ediyordu. Genç hanımlar ve anneleri ise hiç tanımadıkları iki kişinin yeterli olduğunu düşünüyorlar, fazlasını istemiyorlardı.

Leydi Middleton’ın annesi Bayan Jennings güler yüzlü, neşeli, şişman bir ihtiyardı; çok konuşuyor, mutlu görünüyordu ve biraz bayağıydı. Şaka ve kahkaha doluydu, yemek sona ermeden önce sevgililer ve kocalar hakkında birçok şakacı yorum yapmıştı; Dashwood kızlarının kalplerini geride, Sussex’te, bırakmadıklarını umuyordu ve bunu söyledikten sonra bırakıp bırakmadıklarını anlamak için kızardılar mı diye kontrol eder gibi yaptı. Marianne kız kardeşi adına oldukça sinirlenmişti; Elinor’un bunlara nasıl katlandığını görmek için gözlerini ısrarla ona çevirdi; öyle ki bu, Elinor’a, Bayan Jennings’inki gibi küçük bir dokundurmanın sebep olabileceğinden çok daha fazla ızdırap verdi.

Sör John’un arkadaşı Albay Brandon onun arkadaşı olmaya davranışları bakımından hiç de uygun değildi; Leydi Middleton’ın Sör John’un karısı olmaya, Bayan Jennings’in Leydi Middleton’ın annesi olmaya uygun görünmediği gibi. Sessiz ve ağırbaşlıydı. Bununla beraber otuz beş yaşını geçtiğinden Marianne ve Margaret yaşlı bir bekâr olduğunu düşünmüşlerdi ancak çirkin bir adam değildi; yüzü güzel olmayabilirdi ama hatları düzgündü ve tıpkı bir beyefendi gibi konuşuyordu.

Şöyle bir bakınca gruptaki kimsenin Dashwood’lar ile ahbap oldukları söylenemezdi fakat Leydi Middleton’ın tavırları o denli soğuk ve yavandı ki onunla karşılaştırıldığında Albay Brandon’ın ağırbaşlılığı ve hatta annesiyle kocasının şamatalı neşesi bile makul geliyordu. Ancak yemekten sonra dört gürültücü çocuğun gelişiyle Leydi Middleton keyiflenir gibi oldu, çocuklar annelerini çekiştirip durdular ve kendileriyle alakalı olmayan tüm muhabbetleri sonlandırdılar.

Akşam Marianne’in müzikle ilgilendiğini öğrenilince bir şeyler çalmasını istediler. Piyanonun kilidi açıldı, herkes büyülenmeye hazırlandı ve çok güzel şarkı söyleyen Marianne, Leydi Middleton’ın evlenirken yanında getirdiği ve annesinin dediğine bakılırsa Leydi Middleton zamanında çok güzel piyano çaldığı, kendi ifadesine göre de çok sevmesine rağmen evliliği müzikten vazgeçerek kutladığından açıkça belli ki o günden beri piyanonun üstünde öylece duran şarkıların çoğunu okudu.

Marianne oldukça beğeni topladı. Sör John her şarkının sonunda yüksek sesle hayranlığını ifade etti; şarkılar söylenirken de yüksek sesle muhabbet etmekten çekinmemişti. Leydi Middleton sık sık onu uyarmıştı; bir insan müzik varken nasıl dikkatini başka bir şeye verebiliyordu anlamıyordu. Leydi, Marianne’in henüz bitirdiği şarkıyı bir kez daha çalmasını istiyordu. Gruptakilerden yalnızca Albay Brandon, tüm parti boyunca olduğu gibi, sessizce Marianne’in çaldıklarını dinledi. Sadece dikkatini vermekle Marianne’e iltifatını sunmuştu; diğerlerinin zevkten yoksun bir şekilde saygısızca müziği umursamadıkları bir ortamda bundan dolayı Marianne ona saygı duymuştu. Albay Brandon’ın müzik zevki Marianne’inkiyle yarışamazdı fakat diğerlerinin korkunç zevksizliğiyle kıyaslandığında oldukça kayda değer bir zevki vardı; Marianne otuz beş yaşındaki bir adamın hayatın birçok zevkini sonuna kadar yaşayıp, birçok şeyi tecrübe etmiş olmasını da anlayabilecek biriydi. Albayın üst tabaka yaşantısının getirdiği şeyleri oldukça anlayışla karşılayabilirdi.

8

Bayan Jennings duldu; kendine ait bir servete sahipti. Yalnızca iki kızı vardı; ikisinin de mürüvvetini görecek kadar yaşamıştı ve şimdi tek meşgalesi, dünyanın geri kalanının da mürüvvetini görmeye çalışmaktı. Bunu gerçekleştirmek için elinden geleni yapıyordu; tanıdığını tüm gençler arasında evlilik planları yapma konusunda hiçbir fırsatı kaçırmazdı. Yakınlaşanları hemen keşfederdi ve tanıdığı genç adamlar üzerindeki etkilerinden bahsederek birçok genç kadını utandırma ve gururlanmalarını sağlama ayrıcalığını zevkle kullanmıştı; bu kabiliyeti sayesinde, Albay Brandon’ın, Barton’a gelir gelmez Marianne Dashwood’a âşık olduğunu ilan etti. Beraber geçirdikleri ilk akşam Marianne onlara şarkı söylerken onu öylesine dikkatle dinleyince şüphelenmeye başlamıştı; Middleton’lar kır evine akşam yemeğine giderek iadeiziyaret yaptıklarında, yine Marianne konuşurken albayın dikkat kesilmesi şüphesinden emin olmasını sağlamıştı. Buna kesin olarak inanmaya başlamıştı. Mükemmel bir çift olacaklardı; çünkü albay zengin, Marianne ise güzeldi. Sör John, Albay Brandon ile tanıştırdığından beri, onun iyi bir evlilik yapmasını çok istiyordu; zaten her güzel kıza münasip bir koca bulmak daima hoşuna gitmişti.