реклама
Бургер менюБургер меню

Джером Клапка Джером – Aylak bir adamdan aylak düşünceler (страница 6)

18

Fakir olmak önemsizdir. Esas can acıtan, fakir olduğunun bilinmesidir. Paltosu olmayan bir adamı çabuk çabuk koşturan şey, soğuk değildir. İnanmayacağını bile bile sana paltoların sağlıksız olduğunu düşündüğü yalanını söylemesi ve asla şemsiye taşımamayı prensip haline getirmesidir sadece yüzünü kızartan. Yoksulluğun bir suç olmadığını söylemek kolaydır. Hayır, öyle olsaydı insanlar ondan utanç duymazdı. Ama bir soygundur ve bu yüzden de cezalandırılır. Fakir bir adam dünyanın her yerinde hor görülür; bir lord tarafından olduğu kadar bir Hristiyan tarafından, bir uşak tarafından olduğu kadar bir demagog tarafından hor görülür ve mürekkep yalamış gençler için yazılmış müsvedde defterinden çıkan özdeyişlerin çoğu da yoksul birine saygı duymayı öğütlemez. İnsanın düşüncesinde görünüş her şeydir; Piccadilly’de iyi giyimli olması koşuluyla Londra’nın en belalı, en yaramazıyla kol kola yürüyen bir adam arka sokaklardan birine girip pejmürde görünümlü bir beye birkaç söz söylemeden duramaz. O pejmürde görünümlü bey de durumu herkesten daha iyi bildiği gibi, tanıdık birine rastlamamak için yolu uzatmaya razıdır. Onu hali vakti yerindeyken tanıyanlar da hiç yüzlerini başka yöne çevirmeye tenezzül etmezler zaten. Pejmürde görünümlü bey, görülme ihtimalinden dolayı onlardan bin kat daha endişelidir. Onların yardım eli uzatmalarına gelince, bundan nefret ettiği kadar hiçbir şeyden nefret etmiyordur. Tek dilediği unutulmaktır ve bu açıdan şanslıdır – çoğunlukla istediğini alır.

Kimse, diğer her türlü olayda olanın aksine, Zaman denilen o muhteşem homeopatik8 yaşlı doktorun yardımıyla beş parasız olmaya alışmaz. Eski toprak ile çaylak arasındaki farkı; yani yıllarca yaşadığı değişimler, mücadeleler ve olaylarla pişmiş eski toprak ile sefaletini saklamaya çalışan ve sürekli bulunacağı korkusuyla yaşayan zavallı acemi arasındaki farkı, tek bakışta anlayabilirsin. Hiçbir şey bu farkı, bu iki adamın saatlerini tefeciye veriş biçimlerinden daha iyi ortaya koymaz. Ne demiş şair: “Bir şeyi tefeciye verirken hissedilen hafiflik sanattan gelir, şanstan değil”. Bu iki adamdan biri, “Amca’nın Yeri”ne, tıpkı terzisine giderken büründüğü soğukkanlılıkla, hatta daha fazlasıyla girer. Asistan kibardır ve yan taraftaki bayanın büyük öfkesini göze alarak bir an önce onunla ilgilenir ki o bayan yine de kendisi yerine ilgilenilen müşteri “sıradan” biriyse durumu sıkıntı etmez. İşlemin keyifli ve profesyonel bir şekilde gerçekleştirilmesi nedeniyle, büyük bir satın alma durumunun söz konusu olduğu düşünülebilir. Ancak bir adam ilk tefeciliğinden ne kadar kazanabilir ki? İlk sorusunu “tefeciye veren” bir çocuk, onunla kıyaslandığında güven timsalidir. O kişi, mahalledeki bütün kaldırım mühendislerinin dikkatini çekmeyi başarana kadar dükkanın dışında dolaşır ve artık devriye gezen polislerin zihninde büyük şüphe uyandırmıştır. Camların muhtevasını dikkatlice inceledikten sonra (ki bunu etraftakilerde bir elmas bilezik veya benzeri bir şey alacağı hissini uyandırmak amacıyla yapar), nihayet içeri girer (ki bunu da sanki şişkinler çetesinin bir üyesiymiş gibi umursamaz bir kasıntıyla yapar). İçeri girdiğindeyse hiçbir şekilde duyulmamak istercesine alçak bir ses tonuyla konuşur ve hepsini tekrar söylemek zorunda kalır. “Bir arkadaşıyla” ilgili sohbeti esnasında sıra “ödünç vermek” sözcüklerine gelince kendisine bir an önce sağ taraftaki adliye binasına gitmesi ve köşeyi döndükten sonra ilk kapıya girmesi söylenir. Dükkandan, üzerinde kolayca sigara yakabileceğiniz bir suratla ve muhitin tüm sakinlerinin kendisini izlediği hissiyle çıkar. Söz konusu yere geldiğindeyse adını ve adresini unutmuştur ve umutsuz bir embesillik vakası olmuş çıkmıştır. Ciddi bir ses tonuyla “o şeye” nasıl sahip olduğu sorulduğunda kekeler ve kendisiyle çelişir. Tam da o gün onu çaldığını itiraf etmemesi bir mucizedir. Orada, öyle bir şeyle ilgilenmediklerini, bir an önce oradan ayrılmasının kendisi için hayırlı olacağını belirtirler ve o da söylenileni yapar; beş kilometre ötede kendine geldiği ana kadar hiçbir şeyi hatırlamaz ve oraya nasıl geldiğine dair en ufak bir fikri de yoktur.

Bu arada zaman konusunda birahanelere ve kiliselere güvenmek ne kadar tuhaftır, değil mi? Birahaneler genelde çok hızlıyken kiliseler de bir o kadar yavaştır. Bunun yanı sıra, birahanenin saatine dışarıdan bakabilmek için gösterdiğin çaba, büyük zorlukları beraberinde getirir. Kibarca kapıyı aralayıp içeriye bakarsan anında seni oraların muhbirleri ve dilencileriyle aynı kategoriye sokan kadın barmenin aşağılayıcı bakışlarını üzerine çekersin. Ayrıca evli müşterilerin de huzursuz olmalarına neden olursun. Saati göremezsin, çünkü kapının arkasındadır. Sessizce geri çekilmeye çalışırken kafanı kapıya çarparsın. Mümkün olan diğer tek yöntemse camın arkasından bir aşağı bir yukarı zıplamaktır. Ancak bu ikinci işlemden sonra bir banjo9 çıkarıp şarkı söylemeye başlamazsan, mahallenin beklenti içinde etrafta toplanmaya başlayan en genç sakinleri sükût-u hayale uğrayacaklardır.

Yarım saat önce saatini “tamir edilmeye” bırakınca sokaktaki birisinin seni durdurup dikkat çekici bir şekilde saati sormasının doğanın hangi kanunuyla açıklandığını da öğrenmek isterim. Saatin yanınızdayken hiç kimsenin bu konuyla ilgili en ufak bir merakı söz konusu değildir.

Sevgili beş parasız olma konusunda hiçbir şey bilmeyen yaşlı hanımlar ve beyefendiler – hiç de bilmesinler zaten – tefecileri alçalmanın en son safhası olarak görürler. Konuyu daha iyi bilenlerse (ki eminim okuyucularım da bunu fark etmişlerdir) orada görmeyi hayal bile edemeyecekleri birçok insanı orada görünce genelde rüyasında Cennet’e gittiğini gören küçük bir çocuk gibi şaşırırlar. Bana gelince, arkadaşlara borçlanmaktansa tefeciliği daha bağımsız bir eylem olarak algılıyorum ve daima “yarından sonraki güne kadar birkaç pound istemeye” meyilli tanıdıklarıma da bu düşünceyi aşılamaya çalışıyorum. Ama hepsi bunu görmüyor. Bir kere bir tanesi, meselenin ilkesine karşı olduğunu ifade etmişti. Zannederim itiraz ettiği şeyin faiz olduğunu söylemiş olsaydı gerçeğe biraz daha yaklaşmış olurdu. %25 gerçekten de ağır bir miktar.

Beş parasız olmanın kademeleri var. Hepimiz az çok beş parasızız – kimimizse biraz daha fazla öyle. Kimileri bin pounda beş parasız, kimileri bir şiline. Bense tam şu anda beş pounda beş parasızım. Sadece bir iki günlüğüne ihtiyacım var. Taş çatlasa bir hafta içinde geri öderim. Okuyucularım arasından herhangi bir hanım veya beyefendi bana borç verirse gerçekten minnettar olurum. Gizli olarak Sayın Field ve Sayın Tuer adına yollayabilirler ama böyle bir durumda lütfen zarfın iyi kapatıldığından emin olun. Güvenlik için size “I.O.U.”mu10 verebilirim.

Gösteriş ve Kibirlilik Üzerine

Her şey gösteriş için ve herkes gösteriş meraklısı. Erkekler de en az kadınlar kadar, hatta bazı durumlarda daha da fazla… Çocuklar da öyleler. Hatta en çok onlar… Bir tanesi tam da şu anda bacaklarımı dövüyor. Yeni ayakkabıları hakkında ne düşündüğümü bilmek istiyor. Açıkçası pek de hoş durmuyorlar. Simetrik durmadıkları gibi kıvrımları da iyi değil. Ayrıca tanımlanamaz derecede pütürlü bir görüntüsü var (ayrıca sanıyorum ki yanlış ayakta duruyor). Ama bunu dile getirmiyorum. Küçük kızın benden istediği şey eleştiri değil, övgü; dolayısıyla ben de ayakkabılara, değerlerini düşürdüğüne inandığım bir taşkınlıkla övgüler yağdırıyorum. Başka hiçbir şey bu kendini beğenmiş melek yüzlü yavrucağı tatmin etmezdi. Bir keresinde onunlayken “dürüst arkadaş geçiştirmesini” denemiş, başarısız olmuştum. Bana kendisinin genel hâl ve hareketleriyle ilgili fikrimi tam olarak şu sözlerle sormuştu: “Hakkımda ye düşünüyoşun? Benden memyun muşun?” Ben de bunun son zamanlardaki ahlaki kariyeriyle ilgili fikirlerimi söylemek için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm ve “hayır, senden memnun değilim,” dedim. O sabah olanları hatırlattım ve bir Hristiyan kızı olarak kendisinin istekleri doğrultusunda o sabah saat 5’te evdekileri uyandıran, saat 7’de su testisini düşürüp merdivenlerde onu yakalamaya çalışan, saat 8’de kediyi banyoya sokmaya uğraşan ve saat 9.35’te kendi babasının şapkasının üzerine oturan aklıselim ve iyi bir amcanın ondan nasıl memnun olmasını beklediğini sordum. Karşılığında ne yapmış olabilir? Direkt konuşmamdan ötürü bana minnettar olmuş mudur? Sözlerimin üzerine düşünüp taşınmış, onlardan faydalanmaya karar vermiş ve o saatten itibaren daha iyi, daha alçakgönüllü bir hayat sürmeye karar vermiş midir?

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.