Baltasar Gracian – Akıllı yaşama sanatı (страница 2)
Mükemmel doğmayız; üstünlüklerimizin, becerilerimizin tamamını elde edip varlığımızın bütünlüğüne erişene kadar, kişiliğimiz ve mesleğimiz açısından her gün daha da gelişiriz. Bu durum zevklerimizin saflığı, zihnimizin berraklığı, muhakememizin olgunluğu ve irademizin sağlamlığından anlaşılır. Bazıları bu bütünlüğe hiç erişemez, bir şey hep eksik kalır; bazılarıysa daha geç olgunlaşır. Varlığında bütünlüğü yakalamış, konuşması bilgece ve eylemleri sağduyulu olan kişi, ölçülü insanların yakın çevresinde kabul görür, hatta özellikle aranır.
Tüm zaferler nefret doğurur, üstlerinize karşı kazandığınız zaferler ise aptalca veya ölümcüldür. Üstünlük diğer insanlarda, özellikle de üstler üzerinde kurulduğunda her zaman tiksinti uyandırır. Genel avantajların üzeri ihtiyatla örtülebilir; mesela güzel fiziki görünüm, özensiz giyim tarzı ardına saklanabilir. Kimisi şans veya iyi huy konusunda önceliği size bahşetse de, söz konusu sağduyu olunca, hele de bir prensse bunu asla yapmaz. Çünkü sağduyu kraliyetin ayrıcalığıdır, bu konuda üstünlük talep etmek krallara hakaret olur. Prensler, prenslere yakışır özellikler taşımak ister. Kendilerine yardım edilmesine izin verseler de, onları aşmanıza müsaade etmezler; kendilerine sunulan tavsiyeleri, bulamadıkları şeyler için kılavuz değil, unuttukları şeylerin hatırlatılması olarak kabul ederler. Nabza göre şerbet verme ustalığını bize gökteki yıldızlar öğretir; güneşin çocukları olup onun gibi parladıkları halde, onun parlaklığıyla asla boy ölçüşmezler.
en asil zihinlerin ayrıcalığıdır. Bu yoksunluk bizi geçici ve ucuz dürtülerin etkisinden kurtarır. İnsanın kendine, nefsine hâkim olması en önemli ilkedir; özgür iradenin zaferi burada yatar. İhtiras kişiliğimizi yönetmiyorsa, gözümüz yükseklerde değilse, küçük mevkiler bile en büyüklerinden farksızdır. Skandallardan kaçınmanın tek rafine yolu ve yeniden saygın bir insan olmanın en kısa yolu budur.
Su aktığı yolun; insan, içinde doğduğu şartların iyi ve kötü niteliklerini alır. Bazıları yurtlarına daha fazla şey borçludur, çünkü zirvede daha elverişli bir ortam mevcuttur. En uygar milletlerin bile kendilerine özgü kusurları vardır; bu zayıf yanlar, diğer milletlerin böbürlenerek veya onları uyararak kınamalarına yol açar. İnsanın kendi milletinden aldığı kusurları düzeltebilmesi ya da en azından saklayabilmesi zekâ göstergesidir; böylece kendi toplumunuzda özgün olmanın itibarını kazanabilir ve bu yöndeki beklentiler az olduğu için daha da saygın addedilirsiniz. İnsanların mevkilerinin, görevlerinin veya yaşlarının beraberinde getirdiği zayıflıklarının yanı sıra, aileden gelen kusurları da olabilir. Eğer bu zayıflıkların hepsi bir kişide toplanır ve doğru düzgün önlemler alınmazsa, ortaya tahammül edilemez bir canavar çıkar.
Biri gelir geçer, diğeri kalıcıdır. Birincisi hayat boyu, ikincisi daha sonrası içindir; birisi gıpta uyandırır, diğeri unutulmamayı sağlar. Para arzu edilir, bazen de hazır bulunur; ün ise hak edilir. Ünlü olma tutkusu insanın en iyi yönünden kaynaklanır. Çağlar boyu devlerin kardeşi olmuştur, her zaman uçlara meyleder; ya insanı dehşete düşüren ucubeler ya da göz kamaştıran dâhiler yaratır.
Bırakın dostça ilişkiler bilgi ve tecrübe okuluna dönüşsün, sohbetlerde kültür aktarılabilsin; böylece arkadaşlarınız öğretmenleriniz olur, sohbetin hazzına eğitimin avantajlarını da eklersiniz. Akıllı kişiler hazlarını böyle değiş tokuş etmekten keyif alırlar: Konuşurken beğeni toplar, duydukları sayesinde eğitim alırlar. Diğer insanlara hep çıkarlarımız yüzünden ilgi duyarız ama buradaki durum daha saygın niteliktedir. Buralar kibrin mabedi değil, görgünün sahnelendiği birer tiyatro olduğu için, bilge insanlar asilzade konaklarının müdavimidir. Öyle beyefendiler vardır ki, sadece kişilikleri ve davranışları ile soyluluk kerametini sergilediklerinden değil, çevrelerinde dünyevi bilgeliğin en iyi ve asil temsilcileri olan, iyi yetişmiş kişiler bulunduğu için de görmüş geçirmiş kimseler olarak itibar görürler.
Malzeme ve işçiliktir. Sanatla, ustalıkla desteklenmeyen mükemmeliyet ve üzerinde çalışılmamış güzellik olmaz, işlenmeyen kaba kalır. Sanat kötü durumdakini iyileştirir, hayırlı olanı ise geliştirir. Doğa bize en uygun olanı nadiren verdiği için sanata başvurmak zorundayız. Doğadaki en kusursuz görünen yaratım bile yontulmamıştır, eğitim yoksa mükemmellik yarım kalır. Yüzeysel eğitim alınmadığı sürece herkeste parlatılmamış bir yön kalır ve mükemmelliğin her türü biraz cila gerektirir.
İnsanın hayatı insani kötülüklere karşı savaşmaktan ibarettir. Sağduyu stratejik plan değişiklikleri aracılığıyla mücadele eder: Savurduğu tehdidi asla gerçekleştirmez, tek beklentisi fark edilmeden kaçabilmektir. Mücadele taktiğini her zaman gizlemeye çalışarak ustalıkla havaya nişan alıp hedefini umulmadık bir yönden vurur. Karşı tarafın dikkatini çekmek için göstermelik bir maksat belirler, sonra geri dönüp umulmadık bir hamleyle zafer kazanır. Fakat keskin bir zekâ, dikkatle gözlemleyip işin aslını kavrayarak pusuya yatar. Rakibinin vermeye çalıştığı izlenimin zıddını her zaman anlar, tüm yanıltıcı hileleri fark eder. İlk dürtünün geçip gitmesine izin verir; ikinciyi, hatta üçüncüyü bekler. Bunun üzerine sağduyu, hilesinin tahmin edildiğini görerek daha yüksekten uçuşa geçer ve gerçeği kullanarak kandırmaya çalışır. Farklı bir dolap çevirebilmek için oyununu tersine çevirir, rakibini hiçbir hile yapmadan aldatmaya, son derece açık yürekli davranarak kandırmaya çalışır. Fakat karşısındaki keskin zekâ da artan bir dikkatle tetiktedir; ışıkla gizlenen karanlığı fark eder, daha basit olduğu için daha zor anlaşılsa da, her eylemin anlamını çözer. Piton ejderi, Apollon’un uzaklara erişen oklarıyla işte böyle kurnazca savaşmıştır.2
Ortaçağ bilginlerinin söylediği gibi, “öz” yeterli değildir, “şartlar”a da bakmak gerekir. Görgüsüzlük her şeyi, sağduyu ve adaleti bile bozar; görgü ise her şeyin eksiğini örter, olumsuz cevapları allayıp pullar, gerçeğe tat katar ve yaşlılığı bile güzelleştirir. İşlerin nasıl yapıldığı gidişatın belirlenmesinde önemli rol oynar, görgülü tavırlar insanların duygularını derinden etkiler. Hoş davranışlar hayata neşe katar ve iç açıcı ifadeler zorlukları aşmada muazzam fayda sağlar.
Akılca üstün kimseleri çevrelerine toplamak kudretlilerin bir ayrıcalığıdır; bu kimseler onları her türlü cehalet korkusundan ve tartışmalı meseleleri düşünüp taşınmak külfetinden kurtarır. Bilgelerden faydalanmak nadir rastlanan bir azamettir ve esir aldıkları hükümdarları hizmetkarları olarak kullanmayı seven Dikranlar’ın3 barbarca zevkini fazlasıyla aşar. Üstadımız olabilecek yaradılışa sahip kişileri hizmetimize almayı başarmak, hayatın bize sunabileceği en büyük, en benzersiz üstünlüktür. Bilmek çok önemliyken, yalnızca yaşamak o kadar da önemli değildir; bilgisiz bir yaşam gerçek olmaz. Çaba harcamadan öğrenmek, başkalarının deneyimlerinden yararlanmak ve bu şekilde bilgeleşmek son derece zekicedir. Sonrasında meclis salonunda başkalarını temsilen konuştuğunuzda, önceden danıştığınız çok sayıda bilge sizin aracılığınızla konuşmuş olur; böylece başkaları zahmet çekerken, siz de bir uzman olarak nam salarsınız. Size bu şekilde hizmet eden üstatlar en iyi kitapları damıtarak bilgeliğin özünü çıkarır. Bilgeleri hizmetine alamayanlar ise onlarla dostluk kurmalıdır.
bir arada olunca, başarının sürekliliği muhakkaktır. Kendini kötülüğe adayan parlak bir entelektüel, doğadışı bir canavardır. Kötü niyet tüm mükemmellikleri zehirler, bilgiyle birleşmesi ancak vereceği hasarı arttırır. Yalnızca yıkım getiren, sefil bir üstünlük sağlar. Sağduyusuz bilgi çılgınlığı ikiye katlar.
bir rakip karşısında, onun dikkatini dağıtmak için yöntem değiştirmek yararlıdır. Her zaman ilk dürtülerinizle harekete geçmeyin, rakibiniz çok geçmeden tekdüze davranışlarınızın farkına varacak, sonraki hamlelerinizi tahmin ederek tasarılarınızı gerçekleştirmenizi engelleyecektir. Düz uçan kuşu vurmak kolay, dönerek uçanı vurmaksa zordur. Her zaman aklınıza sonradan gelen fikirlere göre de hareket etmeyin; ikinci hamlenizde planınızı fark edebilirler. Düşman hep tetiktedir, hakkından gelebilmek yüksek beceri gerektirir. Kumarbaz, rakibin beklediği kartı elinde tutar, ona istediğini asla vermez.
olmaksızın hiçbir mevkiye ulaşılmaz; ancak bu ikisi birleştiği zaman en yükseklere erişilir. Bazen orta zekalı insanlar sadece eylem içinde oldukları için, oturduğu yerde oturan üstün insanlardan daha başarılıdırlar. Çalışmak itibarın bedelidir. Bedeli az olanın değeri de düşüktür. En yüksek mevkilere ulaşmanın önünde, uygulama eksikliği sık sık, yetenek eksikliği ise nadiren bir engel teşkil eder. Mütevazı bir işte şöhret ve saygınlık kazanmaktansa büyük işlerde ortalama bir başarı yakalamayı tercih etmek, en azından asil bir zihnin göstergesidir. Fakat en yükseklerde parlayabilecekken, ortalama bir başarıyla tatmin olmak bu şekilde mazur gösterilemez. Dolayısıyla hem doğal yeteneğe hem de onu işleme becerisine ihtiyaç vardır, uygulama ise insanı bütünlüğe eriştir.
Önceden yaratılan beklentileri karşılayamamak, tüm ünlülerin genel şanssızlığıdır. İdealleri oluşturmak kolay, gerçekleştirmek zor olduğu için gerçekler hayallerin yerini asla tutmaz. Hayal gücü, umutla birleşerek, ikisinden de daha üstün beklentilerin ortaya çıkmasına yol açar. Meziyetler ne kadar üstün olsa da beklentileri asla tatmin etmez ve insanlar aşırı yüksek beklentileri yüzünden düş kırıklığına uğradıkça, hayranlık duymak yerine hayal kırıklıkları yaşamaya daha meyilli olurlar. Umut gerçeği fena halde çarpıtır; becerilerinizin sizi bu durumdan korumasına izin verin, çünkü amaca ulaşmak arzuları tatmin etmekten daha önemlidir. Başlangıçta merak uyandırmak için, nihai sonucun teminatı sayılmayacak, övgüye değer birkaç girişimde bulunmak yeterlidir. Gerçeğin beklentileri gölgede bırakarak onların ötesine ulaşması daha faydalıdır. Ancak aynı abartı onların en büyük yardımcısı olduğu ve genel beğeniyi üzerlerine çektiği için, bu kural kötüler üzerinde geçerliliğini yitirir: Başlangıçta büyük bir yıkım gibi görünen durum, daha sonra katlanılır bulunmaya başlanır.