18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Антуан де Сент-Экзюпери – Küçük Prens (страница 3)

18

Önce çok şaşırmış göründün, ardından kendi kendine gülmeye başladın. Ve bana şöyle dedin:

“Kendimi hâlâ evimde sanıyorum!”

Gerçekten de herkes bilir ki, Amerika’da öğlen olmuşken, Fransa’da güneş batar. Eğer bir dakikada Fransa’ya uçmayı başarabilseydi insanoğlu, güneşin batışına tanık olabilirdi. Ama ne yazık ki Fransa buradan çok uzakta. Fakat senin minik gezegeninde sandalyeni birkaç adım yana kaydırman yeter de artardı bile. Canın ne zaman isterse gün batımını izlerdin…

“Bir gün, tam kırk üç defa gün batımını izledim!” demiştin bana.

Ardından şöyle ekledin:

“Bilirsin. Ne kadar üzgünsen, gün batımını o kadar çok seversin.”

“O gün çok mu üzgündün?”

Ama Küçük Prens cevap vermedi.

VII

Beşinci gün, Küçük Prens’in hayatındaki bir sır perdesi daha ortadan kalkmış oldu, yine koyunu sayesinde. Durup dururken, sanki çözümü üzerine uzun süre düşündüğü bir sorun hakkında soru sordu:

“Bir koyun, eğer fidanları yiyorsa bu, çiçekleri de yer demek mi oluyor?”

“Bir koyun, önüne ne çıkarsa yer.”

“Dikenli çiçekleri bile mi?”

“Evet, dikenli çiçekleri bile.”

“O hâlde, dikenler ne işe yarıyor ki?”

Bilmiyordum. O an motorumun sıkışan bir cıvatasını gevşetmeye çalışmakla meşguldüm. Motorumdaki arızanın ne kadar ciddi olduğunu fark edince iyice endişelenmiştim. Ve içecek çok az suyumun kalmış olması da beni iyice korkutuyordu.

“Dikenler ne işe yarıyor ki?”

Küçük Prens sorduğu soruda ısrarcıydı. Ben kafamı sıkışan cıvataya takmıştım ve aklıma gelen ilk şeyi söyleyiverdim:

“Dikenler hiçbir işe yaramaz, dikenler çiçeklerin kötü yanlarının yansımasıdır.”

“Yaa!..”

Biraz sessizlikten sonra, bir hınçla karşılık verdi:

“Sana inanmıyorum! Çiçekler kırılgandır. Masumdurlar. Kendilerini olabildiğince güvenceye almak isterler. Dikenleriyle ürkütücü olduklarına inanırlar…”

Sesimi çıkarmadım. O anda içimden; Eğer cıvata biraz daha direnirse onu bir çekiçle kırarım, diye geçiriyordum. Küçük Prens düşüncelerimi yeniden dağıttı:

“Demek, sen çiçeklerin…”

“Hayır! Hayır! Ben hiçbir şey demek istemiyorum! Aklıma ilk gelen şeyi söyleyiverdim. Görüyorsun ki ciddi şeylerle meşgulüm burada!”

Şaşkınlık içinde baktı bana:

“Ciddi şeylerle mi?”

Elinde bir çekiç, parmakları yağdan kapkara olmuş, herhâlde ona çok çirkin görünen bir nesnenin üzerine eğilmiş olan bana bakıyordu.

“Yetişkinler gibi konuşuyorsun!”

Bu sözleri beni biraz utandırdı. Ama o acımasızca sürdürdü konuşmasını:

“Her şeyi birbirine karıştırıyorsun… Hiçbir şeyin farkında değilsin!”

Gerçekten çok sinirlenmişti. Altın sarısı saçları esen rüzgârda dalgalanıyordu:

“Kırmızı suratlı bir adamın yaşadığı bir gezegen biliyorum. Bir çiçeğin kokusunu hiç içine çekmemiş, hiçbir yıldıza dalıp gitmemiş, bir insanı sevmemiş. Hayatı boyunca toplama işlemi yapmak dışında hiçbir şey yapmamış! Ve tüm gün boyunca senin gibi aynı şeyi söyler dururdu: ‘Ben ciddi bir adamım! Ben ciddi bir adamım!’ Bununla övünüp durur. Ama o bir insan değil, o bir mantardı!”

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.