18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Karakalpak Halk Masalları (страница 11)

18

Padişah ve vezirleri bu sefer kürk getirmesini emretmişler. Delikanlı perilerin de yardımıyla incili koyunun derisinden kürkü de getirmiş.

Bir süre sonra padişah delikanlıyı tekrar çağırtmış. Bu sefe vezirler:

– Gohikap dağının arkasında bir deniz var, o denizde su küheylanı var. Serçe başlı doru at yaraşır padişahımıza, diyerek delikanlıyı o su küheylanını getirmesi için göndermişler.

Delikanlı bunu duyunca iyice çaresiz bir şekilde evine gelmiş. Karısı ona bir akıl vermiş. Delikanlı yola çıkmış. Birkaç gün yol gittikten sonra o cadının ortanca kızının evine varmış. Kıza geliş sebebini anlatmış:

– Bu senin için kolay bir iş değil, demiş ona ortanca kız. Denizin kenarına varacaksın. Vardıktan sonra fırtına kopacak. Ardından yağmur yağacak, denizin atı üstüne gelecek, bulut gibi dalgalar kıyıya vuracak. İşte o an su küheylanını kıyıya çıkar, demiş.

Delikanlı gitmiş. Bir süre sonra denizin altı üstüne çıkıp dalgalar kıyıya vurmaya başlamış. Daha sonra kıyıya vuran dalgalar yavaş yavaş azalmış, deniz sakinleşmiş, sular çekilmiş. Kıyıya yakın bir yerde suların çekilmesiyle su küheylanının arkası görünmüş. Bu at çoğu zaman küçücük başını suya sokup arkasını güneşlendirirmiş. Tam o sırada ilk önce eyerle kayışlarını sıkıca bağlayacaksın. Sonra da kendini kırk kulaç urganla sağlam bir şekilde bağlayacaksın. Bağladıktan sonra üstüne bineceksin. Bunları yapana kadar su çekilmez, su küheylanı da başını sudan çıkarmaz. Bir ara su iyice çekilmeye başlar. O sırada at üstündeki insanı farkeder. Farkettikten sonra ilk önce havaya doğru uçar hemen ardından da suya dalar. Sakın bunlardan korkup üstünden inme. En sonunda atın mecali kalmayıp “Artık senin oldum.” der. Sen de o zaman attan inip yeniden terkile. Böylelikle artık at senin olur. Başka şekilde bu ata sahip olamazsın, demiş peri.

Delikanlı ortanca kızın söylediklerini yerine getirmek üzere harekete geçmiş. Kulak çelikten değil, çok söz baş ağrıtırmış. Delikanlı su küheylanına binip padişahın huzuruna çıkmış. Padişah da, vezirler de çok şaşırmışlar.

Padişah ve vezirleri toplanıp bu nasıl iştir. Bu sefer başka bir iş için gönderelim, demişler. Delikanlıyı çağırıp:

– İncili koyunun derisinden şapkayı da kürkü de serçe başlı doru su küheylanı da getirdin, padişahımıza. Şimdi de Gülhagiyha, Gülzamze kız yaraşır padişahımıza. Atını buldun, kürkünü buldun, şimdi kızını da bul. Eğer bunu bulamazsan soyunu kuruturuz, demişler.

Delikanlı üzgün, düşünceli, bir şekilde karısına gelmiş ve ne yapacağını danışmış. Karısının verdiği akıl onun kaygısını azaltmış.

Delikanlı su küheylanı ile epey yol gitmiş ve karısının söylediği o cadnın küçük kızının evine gelmiş. Ona Gülhagiyha ve Gülzamze’yi sormuş. Kız da:

– Gülhagiyha ve Gülzamze Gohikap’ın arkasındaki denizin ortasındaki bir adada yaşıyorlar. O adaya su küheylanıyla uçacaksın. Adada büyük bir saray var. O saraya vardığında önüne hırıldayan kaplanlar çıkacak. Onlara bu perilerin sözlerini söyleceksin, doğru söylersen sağ salim geçersin. Sarayın kapısına geldiğinde kükreyen bir aslan göreceksin. Bu perilerin sözlerini söyleyeceksin. Doğru söylersen sağ salim geçersin. Kapıdan girdiğinde nefes alan bir ejderha göreceksin. Ona bu perilerin sözlerini söyle. Doğru söylersen sağ salim geçersin. Kapının içinde bir kapı var. O kapının ağzında bir kara yılan tıslayıp duruyor olacak. Ona, bu perinin sözlerini söyle. Doğru söylersen sağ salim geçersin. Perilerin söylediği sözler her hayvanı yerinde uyutacaktır. Eğer sen mekâna sağ salim girebilirsen büyük bir sandık var. Sandığın yanında anahtarı var. O anahtarı eline alınca sandık açılacak. O sandığın içinde küçük bir sandık var. Onu alıp gel. O sandığı alırsan kızları eline geçirirsin, demiş peri.

Delikanlı birkaç gün içinde perilerden hayvanlarla karşılaştığında söyleyeceği sözleri öğrenmiş. Su küheylanına binmiş ve yine yola revan olmuş. Perinin bütün söylediklerini uygulamış. Perilerin sözlerini yanılmadan söylemiş, karşılaştığı hayvanların hepsini uyutmuş. Adadaki mekâna giren delikanlı perinin söylediği sandığı görmüş. Anahtarı eline aldığında sandık açılmış. Büyük sandığın içinde küçük bir sandık varmış. Delikanlı bu sandığı almış ve ayağını yere yavaşça basarak uyuyan hayvanların üstünden korka korka geçerek zar zor atının yanına gelmiş.

Delikanlı o kadar zahmet çektim, bunun içinde ne var acaba, diyerek sandığı açıp baktığında sandıkta biri beyaz, biri kırmızı iki elma varmış. Delikanlının ülkesinde elma nadir yetişirmiş. Her şeyi unutup elmayı yiyecekken bir kız “Enişte!” diyerek delikanlıyı kucaklamış. İkinci elma da kıza dönüşmüş. Bu kızların biri büyük, biri küçükmüş. Onun için elmayken biri beyaz, biri kırmızıymış. Bu kızlar delikanlının peri karısının akrabalarıymış. Delikanlı çekinerek yerlerinize oturun diye söylemiş. Kızlar hemen elmaya dönüşmüşler. Delikanlı onları sandığa koyup atına yüklemiş ve geri dönmüş.

Yaşlı kadının yanına gelmiş. Kızları da oradaymış hepsiyle vedalaşmış ve tam yola çakacakken yaşlı kadın:

– Ey evladım! Kim birisine kötülük ederse, kendisi kötülüğün içinde kalır. Kim birisine kuyu kazarsa en sonunda o kuyuya kendisi düşer. Tüm dileklerin gerçekleşsin oğlum, diyerek dua etmiş.

Delikanlı uzun bir yolculuktan sonra padişahın huzuruna çıkmış ve bunlar kızlar, bu da at deyip teslim etmiş. Sandığı açıp baktığında padişahın gözüne iki elma görünmüş. Padişah elmayı tam ağzına götürürken kızlar padişahın sakalını tutmuş, vezirleri de padişah da perilerin sözleriyle mermere dönüşmüş. Daha sonra halk toplanarak delikanlıyı padişah seçmişler.

Bir gün delikanlı avdan dönerken zamanında kendisini dövüp kovan iki ağabeyinin dilenci olduklarını görmüş. Onlar kardeşlerini tanıyamamış. Ancak kardeşleri onları tanımış ve yanıana alıp saraya getirmiş. Önce güzelce karınlarını doyurtmuş. Sonra güzel elbiseler giydirmiş. Onlara kendisinin yıllar önce kovdukları kardeşi olduğunu söylemiş. Delikanlı yanında ezilen iki ağabeyini Gülhagiyha ve Gülzamze adındaki peri kızlarıyla evlendirmiş. Böylece muradına ermiş.

JANSAP

Çok eskiden padişahın Jansap adında bir oğlu varmış. Jansap on beş yaşına geldiğinde yanına altı yiğit almış gemiyle ava çıkmış. Denizde balık yakalayıp kuş vururken kıble taraftan sert bir fırtına kopmuş ve gemisi altı gün, altı gece fırtınalarla boğuşarak büyük bir dağın dibine kadar gelmiş. Denizin etrafı tamamen dağlarla çevriliymiş. Jansap yanıdakilere:

– Altı gündür açız, yiyecek bir şeyler bulup yemek yapalım demiş. Hep beraber dağa çıkmışlar. Dağın başında yemek pişirip yerlerken etraflarını yarım başlı, tek gözlü, yarım ayaklı kişiler sarmış. Yedi kişiye bu altı yarım kişi güçlerini göstermek istemişler. Yedisi yarım adamlarla kavga edip zar zor kurtulmuşlar. Dağın diğer ucuna doğru kaçmışlar. Bir gün sonra karınları acıkmış ve yiyecek bir şeyler bulmak için yine aynı yere varmışlar. Yemek pişirip tam yiyeceklerken bu sefer tek ayaklı, iki gözlü yedi kişi gelip tabaklarına el uzatmışlar. Yedisi tek ayaklı yedi kişiye de güç yetiremeyip kaçmışlar. Akşam olunca. Yedisi de “Akşam akşam burada kalmayalım, bu adamlar gece gelip bize rahat vermezler.” demişler. Gemilerine binip gece boyu uzaklara doğru gitmişler. Tan attığında önlerine büyük bir şehir çıkmış. Gemiyi kıyıya yanaştırmışlar ve şehre girmişler. Şehirde kimsecikleri görememişler. Ama insan için lazım olan her şey varmış. Şehri dolaşmaya başlamışlar. Bir yere geldiklerinde padişahın sarayı karşılarına çıkmış. Sarayın önünde hazırlanmış güzel bir sofra duruyormuş ama ortada ne padişah ne de başkaları varmış. Pişmiş yemekleri yemişler ve o gün orada yatmışlar. Ertesi sabah kalktıklarında her taraf maymunlarla doluymuş. Otlar, kumlar sayılır ama bu maymunlar saymak mümkün değilmiş. Bazı yaşlı maymunlar bunların yanına oturmuşlar. Hepsi birden maymunlara dik dik bakmaya başlamışlar.

Jansap şaşkınlık içinde ağzı dili lal olup maymunlarla hangi dilde konuşacağını bilememiş. Bir ara yaşlı bir maymun kapıyı işaret etmiş. Jansap yerinden doğrulmuş ve maymunu takip etmiş. Şehrin içinde bir minare varmış. Maymun Jansap’ı oraya götürmüş ve minareyi işaret etmiş. Jansap minarenin yanına varıp “Burada ne var acaba?” diyerek minareye bakmış. Minarenin duvarında bir yazı görmüş. Yazıda “Buraya insanoğlu gelir ve daha sonra doğuya doğru altı ay boyunca yol giderse karşısına karıncalar çıkar. Karıncalar insanı yerler, yoldan geçirmezler. Kıble tarafa doğru giderse altı ay boyunca yılanlardan geçemez. Yılanlar insanı sokup öldürürler. Batıya doğru altı ay yol giderse karşısına deniz çıkar. O denizi görünce nereden nereye gittiğini anlayamaz. Arkasına bakarak giderse “Demir Tırnak” adlı maymunların düşmanı var. İnsanoğlu maymunlara padişah olursa tüm işleri maymunlar halleder. Bundan dolayı peygamber “Buraya gelip gören insanlar bu şehirden gitmesin.” diye şart koymuştur yazıyormuş.

Jansap yazıyı okuyunca:

– Bu şehirden başka yere gitmenin iyi olmayacağı yazıyor. İyi bir rüzgâr çıkarsa o zaman buradan kaçalım. Ülkemize varırız, demiş Jansap yanındaki yiğitlere. Bunun üzerine geminin yanına varmışlar. Geminin yanına geldiklerinde maymunların gemiyi paramparça etmiş olduğunu görmüşler. Şehre geri dönmüşler.