18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Ali Akbaş Armağanı (страница 16)

18
Kırda bir göze kadar berrak Ve bir çocuğun gözleri kadar saf ve temiz Bakabilir misiniz? Daha kıyamet kopmuyorsa eğer, Gökler başımıza çökmüyorsa Onlar sayesindedir. Onlar Bize Rabb’in emânetleri Onlar Bosna’da, Grozni’de Uganda’da, Somali’de, Bağdat’ta Fillerin ayakları altında ezilen karıncalar, Onlar daha açmadan solan goncalardır. Vakitsiz ölürse çocuklar Bir yer altı nehri doğar Anaların toprağa sızan gözyaşlarından Bir gizli deniz oluşur yavaş yavaş Ve sonra bir dağ koyağı, Yâhut bir fay çatlağı bularak Tekrar çıkarlar apansız Berrak bir pınar gibi Köhne dünyamızın herhangi bir yerinden” 16

O; Ahmet Cevat’a ithâf ettiği meşhur “Göygöl” şiirinde, Göygöl’e dair izlenimlerini tarihi ve kültürel arka plânıyla anlatmış, “Gök mavi, göl mavi, her şey semâvî” diyerek bizleri çok başka âlemlere götürmüş, Türk Dünyası’na dâir duygu, düşünce ve hayâllerini sembolik ifâdeler ve şâheser mısrâlarla dile getirmiş ve bir anlamda en güzel şiirine de imzâ atmıştır:

“Bir seher vaktinde vardık Göygöl’e Burda kızlar gül takıyor kâküle. Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı; Yavaş yavaş araladı perdeyi Gönlüm göle düşmüş yaban ördeği Giyip kuşanmaya erinmiş Göygöl İpekten tüllere bürünmüş Göygöl. Gök mavi, göl mavi, her şey semâvi Arşa çıkar Ateşgâh’ın alevi Burası Kafdağı tezatlar evi Çıkar her adımda bir masal devi Dağlar deve olur bulut güvercin Bir gümüş sakallı keçi olur cin Yanılıp Göygöl’ü su sanmasınlar Bismillah demeden yıkanmasınlar Bir Nevruz sabahı sökerken şafak Bir şehzâde gelip uyandıracak Nal sesleri duyacaksın derinden Öpecek usulca göy gözlerinden Açma duvağını sır verme ele Şu fırtına dinsin, yaz gelsin hele Uyu nâtevanım yaralım uyu Uyu bahtı kara maralım uyu Mesnevî okuyup geçtim Gence’den İçime bir sızı düştü inceden Elvedâ bağlarda üzüm derenler Üzümü unutup hüzün derenler Elvedâ adını unutan şehir Elvedâ akmayı unutan nehir Ata yâdigârı Gence elvedâ Dalında kuruyan gonca elvedâ!” 17

O; bir kuyumcu titizliğiyle işlediği ve sâde bir Türkçeyle kaleme aldığı şiirlerinde bizlere; insan rûhunu kanatlandıran sesler, Mâverâ’dan menzilli adresler, kârîlerini şark bahçelerinden Kaf Dağı’na götüp onlara tayy-i zaman ve tayy-i mekân yaşatan nefesler, çocukluğumuzdan akseden rengârenk kır çiçeklerinin kokusunu teneffüs ettiren râyihâlar duyurduğu gibi; çöle dönmüş ruhları suya kavuşturan gönül sultanlarından ve tarihî destanlardan levhâlar resmetmiş; samîmiyet dolu sımsıcak tebessümlere mesken olan mısrâlarıyla gönül tellerinizi titretmiş bir büyük sanatkârdır.

O; bu toprakların sahip olduğu medenî ve tarihî müktesebâtı, Anadolu insanın gönlündeki duygu birikimini, inanç değerlerini, kültürel zenginliklerini, köye ve köy hayatına dâir her türlü folklorik özellikleri, siyâsî ve sosyal temaları, geçmişe ve çocukluk dönemine yönelik özlemlerini şiirlerinde çok çarpıcı dizelerle dile getirmiştir. O; “makarr-ı ulemâ” ve “makarr-ı şuâra” olan “Şiirin Başkenti”nde yetişmiş; kelâmı “laf” olmaktan çıkartıp “güzel söz”e dönüştürmüş, duygu ve düşüncelerimizi farklı bir idrâk ve ifâde gücüyle buluşturmuş, kelimelerle hayâl ülkesinin esrârengiz ufuklarını tasvir ederken söz ipliğine mânâ incileri dizmiş ve şiiri; hayâtın teri, hayâtı da şiirin sermâyesi olarak görmüş olan -kelimenin kâmil mânâsıyla- ‘Maraşlı bir güzel adam’dır.

O; şiirlerinde doğup büyüdüğü toprakları, köyünü, Elbistan’ı, Ceyhan’ı, Şar Dağı’nı, Maraş’ı anlatmayı da ihmâl etmemiş ve “Bakıra Övgü” şiirinde güneşin Maraş ufuklarına doğuşunu çok edebî bir üslupla şöyle dile getirmiştir:

Daha gün doğmadan uyanır Maraş Uyanır da mor dağlara yaslanır Ela gözlü bir Selçuk şehzâdesi Bir kumru hu husu ve ezan sesi Ökkeş sabah sabah bakır dövüyor Bir bakır sinide güneş doğuyor Çekiş sesleriyle, alın teriyle Küçük dükkânlara rahmet yağıyor.18