18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – 60'lardan Günümüze Azerbaycan Hikâyesi (страница 4)

18

İsmail Şıhlı’nın “Namert Kurşunu” hikâyesi, bir köy muhtarının çevresindeki insanlarla ilişkileri ekseninde “mertlik” ve bunun karşıtı “namertlik” kavramlarının işlendiği tezli bir hikâyedir. Hikâye, ismini de bu kavramlardan alır. Hikâyenin olay örgüsü şöyle özetlenebilir:

Sıcak bir yaz günü hasadı denetlemeye gelen köy muhtarı Niftalı, dinlenmek için silahını bir kenara bırakıp arkın suyuyla yıkanarak serinlemek, kendisi gibi sıcaktan bunalmış ve terlemiş atını da serbest bırakmak ister. Fakat hem görevi hem de şahsi ilişkileri yüzünden köyde birkaç kişinin düşmanlığını kazanmıştır bu yüzden yalnızken atını serbest bırakmaya ve silahı belinden çıkarmaya çekinir. Niftalı’nın düşmanlarından Kerem, eski dostudur, mert birisidir, onun silahsız birine saldırmayacağı kansındadır, diğer düşmanı Mürşid için aynı şeyi düşünmez. Bu düşüncelerle karar vermeye çalışırken bunaltıcı sıcağa dayanamayıp üstündekileri çıkarır ve suya girer. Bu sırada uzaktan gelen atlılardan biri ateş açar. Yere düşen yaralıya yaklaşan Kerem, karşısındakinin Niftalı olduğunu görünce kahrolur. Ateşi son zamanlarda Kerem’in grubuna sığınan Mürşid açmıştır. Bunun üzerine, nasıl olsa Niftalı’nın akrabaları öçlerini alacak diye, Kerem, Mürşid’e dokunmaz, onu kovmakla yetinir. Yaralı muhtar kurşunun Kerem tarafından atılmadığını öğrenince sevinir. Ondan böyle namertliği zaten beklememektedir. Fakat henüz yaşayan ve namert kurşunuyla ölmek istemeyen Niftalı, Kerem’i onu kendi silahıyla vurması için ikna etmeye çalışır, buna pek yanaşmayan Kerem, son anda Niftalı’nın ondan umut bekleyen bakışlarına dayanamayıp tetiği çeker.

“Namert Kurşunu” hikâyesi her şeyi gören ve bilen hâkim bakış açılı anlatıcı tarafından anlatılır. Anlatıcı hikâyede kendini belli etmez, tarafsızdır.

Hikâye, köy muhtarı ve iki düşmanı etrafında şekillenir. Olay örgüsünü yönlendiren çatışma Niftalı ve düşmanları arasında yaşanır. Düşmanlar arasındaki karakter farkı olay örgüsünün gerilimini arttırır.

Hikâye, köy muhtarı Niftalı’nın atının otlağını değiştirmek isterken onu serbest bırakamama ve silahını yanından ayıramama kaygısıyla kendi can güvenliğiyle ilgili endişelerini anlatan cümlelerle başlar:

“Muhtar Niftalı atı otlattığı yeri değiştirdiğinde, eyer ve dizginleri de çıkarmak, önceden yaptığı gibi arkın suyuyla belinin terini yıkamak istedi. Ama sonra bu fikrinden vazgeçti. Atı, eyer ve dizgini haliyle kazığa bağladı. İpi biraz daha yakına, arkın alt tarafına çekti. Biliyordu: Hava sıcaktı. At kan ter içindeydi. Ama başka çaresi yoktu. Eskiden nereye giderse gitsin, atını bağlardı. (…) O zamanlar kendisinin de atının da hiçbir şeyden korkusu yoktu. Hem gençti hem de… Ama muhtar olduktan sonra, artık korku içinde yaşıyordu…” (Şıhlı, 2007, s. 15).

Hikâyenin şahıs kadrosu kalabalık değildir. Muhtar Niftalı, Kerem, Mürşid, Niftalı’nın babası ve atlılar şahıs kadrosunu oluşturur. Köy muhtarı Niftalı başkahramandır. Niftalı’nın fiziksel portresiyle hikâyenin sonuna doğru, muhtar vurulduktan sonra karşılaşırız. Manevi portresiyle ilgili pek bilgi verilmez, köye gelen yabancı birine yardım etmesinden yola çıkarak iyi kalpli, yardımsever biri olarak tanımlanabilir. Niftalı, görevi dolayısıyla ve şahsi ilişkiler gibi sebeplerle köyde kendine düşman edinir, bu düşmanları nedeniyle devamlı dikkatli davranmak zorunda kalır. Hikâyede geniş olarak yer verilmese de Niftali’nin köylülerle ilişkileri ve görevi açısından iç âleminde bir çatışma yaşadığına da değinilir. Geleneksel hayat tarzının getirdiği ahlaki görüşlerle yönetimin taleplerini arasında kalan kahramanın hayatı trajik bir şekilde sonlanır.

Hikâyede Niftalı’nın görevi nedeniyle köy ahalisiyle yaşadığı sorunlara değinildiği gibi başkahramanın sorumlulukları altında ezildiğine de dikkat çekilir. İkilemde kalmıştır Niftalı; bir tarafta köylüleri, diğer tarafta görevi:

“Niftalı muhtar olduktan sonra istese de istemese de bazılarının kalbini kırmıştı. Her ne kadar onlardan uzak durmaya, gözlerine batmamaya çalışsa da olmuyordu. Arayıp buluyor; ‘Filan hırsızı neden yakalamadın? Falanca kaçağa neden ekmek verdin? Kaçak Kerem’e Kür’den geçip yaylaya çıkması için neden izin verdin?’ diye azarlıyorlardı. Söylemesi kolaydı, ama böyle şeyler için köylülerle ya da tanıdıklarla yüz göz olmak, yapabiliyorsan, buyur sen yap bakalım, demek zordu. Görev boyunduruk gibi bir şeydir. Boynuna geçirdiler mi, sırtına binip istedikleri yöne sürerler. Ya dayanman ya da kendinle birlikte, boyunduruk vuranları da sürükleyip Kür’e atman gerekir” (Şıhlı, 2007, s. 19-20).

Böylece kahramanın iki baskı arasında kalması, olay örgüsüne farklı bir gerilim unsuru daha katar. Niftalı, görevi nedeniyle düştüğü çıkmazda bocalayıp durur. Görevinin gereğini yerine getirince köylülerle arası bozulmakta, yapmazsa üstü tarafından tembihlenmektedir. Görevi onu karakteriyle uyuşmayan davranışlara zorlamaktadır. Kahramanın karakterindeki bu özellikler geleneksel hayat tarzının izleridir. Olayların feodal, ataerkil yaşam tarzının hala geçerli olduğu bir zamanda gerçekleştiği dikkate alınırsa, hikâyedeki çatışmanın sebeplerinin daha derin olduğu görülür. Bu bakımdan hikâyede görülen çatışmanın aslında insanların bir yaşam tarzından başka bir yaşam tarzına geçmek zorunda bırakılmasından kaynaklandığı söylenebilir.

Niftalı’nın düşmanlarından biri hikâye boyunca yer yer kendisiyle ilgili kısa bilgiler verilen Kerem’dir. Yukarıda bahsedildiği gibi olayın yaşandığı gün korkuları üzerine düşünen Niftalı’nın, Kerem’den pek çekinmediği anlaşılır: “Kimden korkacaktı ki? Kerem bu saatte kuşkusuz Dilican’da olurdu. Yazın bu sıcağında buralarda olamazdı. Zaten olsa da korkusu yoktu. Hiçbir zaman silahsız bir adama kurşun atmazdı” (Şıhlı, 2007, s. 16). Kerem uzakta olabileceği gibi silahsız birine kurşun atmayacak kadar mert biridir. Bu nedenle sıcak bir günün ortasında yorgun muhtarın atını serbest bırakıp kendisi de biraz dinlenmek isterken Kerem’le ilgili gönlü rahattır.

Yönlendirici kahraman olarak değerlendirilebilecek Kerem, gerçek hayattan alınmış bir karakterdir. Hikâyenin başında ismi Kerem olarak geçen karakterin ilerleyen sayfalarda ünlü Kaçak Kerem olduğunu öğreniriz. Fakat hikâyede Kaçak Harekâtı’nın öncüsü gibi değil, mertliği temsil eden biri olarak görülür. Kerem’in isminin karşısında sadece bir kere “Kaçak” tanımının verilmesi, karakter olarak geniş işlenmemesi hikâyedeki konumuyla ilgilidir.

Kaçak Kerem, XIX yy. ikinci yarısında yaygınlaşan Kaçak Harekâtı’nın en önemli isimlerinden biridir. Kaçakçılık 19. yüzyılda halkın çıkarlarını koruyan mücadele biçimi olarak ortaya çıkar. Çarlık Rusyasının köylülerin haklarını elinden alması Kafkaslar’da itirazlara sebep olur ve bu itirazlar Kaçak Harekâtı’na dönüşür. Almaz Yürdsever (2015), Gürcü gazeteci G.Gviniashvili’nin, “Kafkasya’da kaçakçılığın oluşum sebepleri üzerinde durduğu ‘İveria’ adlı makalesinde, kaçakçılığın ‘esarete, istismara karşı, adalet uğrunda önemli bir mücadele şekli’ olarak” değerlendirdiğini belirtir. Kaçakçılık harekâtı Çarlık Rusyası basını tarafından sürekli ve uzun süre takip ediliyordu. Takip edilen isimlerden biri Kaçak Kerem’di. Kaçak Kerem’in mücadelesi –insan hakları ve kişisel özgürlüğü önemsemesi, sadece basına yansımakla kalmayıp, yaşadığı günlerden itibaren Azerbaycan edebiyatı ile birlikte, Gürcü ve Rus edebiyatlarına da konu olur, şahsiyeti ve mücadelesiyle halk kahramanı tipi olarak işlenir. Rus edebiyatında özellikle, M. Qorki’nin Kaçak Kerem’le ilgili olumlu düşünceleri dikkat çeker.

Niftalı’nın diğer düşmanı Mürşid, kimliğiyle ilgili köyde kimsenin bir şey bilmediği, nereden geldiği, soyu-sopu belli olmayan biridir. Mürşid karşı güç olarak görülür; yanlış bir yaşama biçimine sahiptir, namertliği temsil eder. Hikâye, Mürşid’in öne çıkan bu yönüne göre adlandırılmıştır. Yardıma muhtaçken yazık görünümlü, eli güçlenince geçmişi ve ona yardım edenleri unutan, ailesi ve çocuklarını düşünmeyen, bu gibi değerlerden uzak bir karakterdir.

Köyde hasadın bitmesini bekleyen Niftalı, köye dışarıdan geldiği için “Garip Mürşid” olarak adlandırılan Mürşid yüzünden sadece otlakta dinlenmekten değil, köyde yalnız kalmaktan da çekinir. Köy ahalisi çoktan yaylaya çıkmıştır, böyle bir durumda köyde yalnız kalmak doğru değildir. Hikâyenin bu yerinde geriye dönüş yöntemiyle Mürşid’in köye gelişi anlatılır. Kara bir kış günü Niftalıların evlerine kadar gelip kendini kaçkın, kimsesiz gibi takdim eden Mürşid, onu karşılayan Niftalı ve babasından yardım ister. Niftalı ve babası şaşkın halde ne karar vereceklerini bilemezler, hatta Niftalı’nın babası yabancı adama ilk bakıştan güvenmez:

“Gürültüyü duyunca dışarı çıkıp köpekleri susturmuş, bahçe kapısında duran delikanlıya kim olduğunu sormuşlardı. Kürkünü omzuna atarak oğluyla birlikte bahçe kapısına gelen Niftalı’nın babası, yolunu şaşırıp gelmiş olan bu Allah’ın kuluna dikkatle bakmış ve onun, buraların insanlarına benzemediğini anlamıştı. Son zamanlarda böylelerine sıkça rastlanıyordu. Ya düşmanı öldürdükten sonra kaçıp buralara gelirler, ya da bir lokma ekmek için çöllere düşerlerdi. Adam, delikanlıyı tepeden tırnağa dikkatle süzdükten sonra, “Hayır, adam öldürüp kaçan birine benzemiyor bu.” diye geçirmişti içinden. “Belki de başka bir sorunu var.” diye düşünmüştü. Aslına bakılırsa, delikanlının çukurlaşmış gözleri adamın hiç hoşuna gitmemişti.(…)