Анонимный автор – 60'lardan Günümüze Azerbaycan Hikâyesi (страница 3)
“Dul Ayşe de hazırdır; bir atın üstündedir. Terkisinde, beş yaşındaki oğlu, belinden sımsıkı sarılmış, önünde üç yaşındaki kızı bir kuşakla dizlerinden eğere bağlı, kucağında bir yaşına basmayan yavrusu uykuda…
Tepelerden, ara vermeyen, soluk aldırmayan bir yağmur iniyor; kış başlangıcı yağmuru… Biliyorlar ki bu böylece sürerse ovayı su basacaktır; çaylar kabaracak, nehirler taşacak, köprüler çökecek, yol, iz kalmayacaktır. Islak gece içinde, sırsıklam bir kafile, kimi yaya kimi atla koşuyor, kaçıyor.
Öndeki ümit, ordumuza yetişmek; arkadaki korku, düşman ordularına çiğnenmek!” (Karay, 2000, s. 38).
Aynı tema etrafında şekillenen bir başka hikâye, günümüz Türk hikâyesinin temsilcilerinden Hüseyin Su’ya aittir ve “Ana Üşümesi” adını taşır. Bu hikâye, yine karanlık ve sisli bir gecede, bir ana-oğulun yolculuklarında yaşadığı sıkıntılar üzerine kurulur. Hikâyede ana-oğul, gecenin karanlığında kaybolur fakat nihayette diğer iki hikâyeden farklı bir şekilde varacakları yere ulaşırlar. Hikâyenin sonlarına doğru, “anne şefkati” tam bir dil ustalığıyla dile getirilir:
“Ali dayı, avlu kapısında karşıladı anayla oğulu. İçeri aldılar acıyarak, ahla vah-la söylenerek. Ocaktaki ateşleri öne çekerek üzerine bolca tezek vurdular. Koyu bir duman çıkararak yanmaya başladı tezekler. Sıcağı görünce elleri ayakları çözüldü. Ellerini ateşe tutarak oğlunun orasına burasına basıyor, ısıtmaya çalışıyordu. Kendi üşüdüğünün ayrımında bile değildi. ‘Çocuklar ısınsın diye anneler üşür’dü nasılsa” (Su, 2008, s. 20).
Enver Mehmethanlı’nın evrensel bir temaya eğilen “Buz Heykel” hikâyesi,“millî romantik duyuş tarzı”yla kaleme alınmış bir metindir. Şerif Aktaş, millî romantik duyuş tarzını “[şair veya yazarın]
“Buz Heykel”de olayların takdim tarzı, bakış açısı ve tema bu genç anne etrafında şekillenmiştir. Hikâyenin baş kişisi olan genç anne, millî romantik bir tarzla takdim edilen, verdiği mücadele ile hikâye boyunca yüceltilen ve neticede sembolleştirilen bir şahıs olarak ön plana çıkar. O, metnin sonunda buzdan bir heykele dönüşerek âdeta savaşın acılarını yaşayan bütün Azerbaycan kadınlarının sembolü olarak sunulmuştur. Nitekim Pervin Nuraliyeva (2013), Mehmethanlı ile ilgili kaleme aldığı bir yazıda şu yorumu yapmıştır: “‘Buz Heykel’i okuyan her çocuk kendini buzu yarıp sağ kalan çocuğun yerine koymakta, anasını kahraman görmekte ve en sonunda mücadelesini kendi çocukluğuyla kıyaslayabilir” (s. 9).
Hikâyenin diğer şahısları donmaktan kurtulan bebek ve üç askerdir.
Hikâyede mekân, fiktif/gerçeğimsi/itibarî yapıyı oluşturan önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkar. Edebî eserlerde mekân, bir fon teşkil ederek işlenen olayları anlamamıza ve şahısları tanımamıza yardımcı olur. Metinde olay örgüsünü meydana getiren unsurların özellikleri ve şahısların psikolojik hâlleri mekânın da şekillenmesine etki eden faktörler olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda “Buz Heykel” hikâyesinde olaylar -ismi anılmamakla birlikte- Azerbaycan Türklerinin yaşadığı geniş bir toprak parçasında cereyan eder. Hikâyede annenin ulaşmaya çalıştığı “büyük toprak” ifadesiyle kastedilen dönemin SSCB’sidir. Hikâyede etrafı ormanlarla kaplı nehirler, karla kaplı toprak parçaları, sığınılan kayın ağacının kovuğu geniş mekânın parçası olarak sunulur. “Buz Heykel”de mekân, hikâye kahramanın ruh hâlini ortaya koyacak tarzda sunulmuştur.
Mekân gibi zaman unsuru da hikâyenin genel terkibini meydana getiren önemli unsurlardan biridir. Fiktif/gerçeğimsi/itibarî özellik gösteren edebî eserlerde zaman unsurunun da “gerçeğimsi” olması tabiîdir. Tahkiyeli eserlerde zaman, vaka örgüsünün sunulmasında önemli bir yere sahip olduğu için eserin tahlili esnasında da zamanın belirlenmesi ve değerlendirilmesi gerekir. “Buz Heykel” hikâyesinde işlenen olay, 1941 yılının bir kış gecesinde cereyan eder. Bu tarih, II. Dünya Savaşı’nın bütün şiddeti ile sürdüğü günlere işaret etmektedir. Mehmethanlı’nın savaş yıllarında ülkenin çeşitli bölgelerinde muhabir olarak görev yaptığı bilinmektedir. Bu görevi esnasında yaptığı gözlemler, muhtemelen hikâyesine kaynaklık teşkil etmiştir. Metnin sonuna konulan nottan da hikâyenin 1944 yılında II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Bakü’de yazıldığı anlaşılmaktadır.
“Buz Heykel” hikâyesinin ilk biriminde zaman soğuk bir kış gecesidir ve hikâyede zaman mefhumu da annenin verdiği mücadelenin ağırlığını hissettirecek tarzda takdim edilir. Annenin verdiği mücadele çerçevesinde zamanın donuşu şu cümleyle vurgulanır:
Bir yazarın içinde yaşadığı hayat karşısındaki tercih, tepki ve sezgilerini gösteren tavrına “bakış açısı” denir ki bu terim tahkiyeli eserlerde kurguyu hazırlayan unsurlardan biri olarak karşımıza çıkar. Yazarın hikâyesini kurgularken takındığı tutum ve kullandığı teknikler bakış açısının oluşmasında etkili olur. Bu minvalde “Buz Heykel”de tasvir ve tahlil edici bakış açıları kullanılmıştır. Tasvirlerin ve tahlillerin gerçekçi bir şekilde yapıldığı hikâye, teklik 3. şahıs ağzından anlatılmıştır. Mehmethanlı’nın kahraman anlatıcı yerine “O” anlatımı da denilen “izlenimci bakış açısı”yla hikâyesini kurguladığı görülür.
“Buz Heykel” hikâyesinin dikkat çeken bir diğer özelliği oldukça kısa bir metin oluşudur. Buz Heykel, bir olayı işlemekle birlikte daha çok zamanın kısa bir kesitini ele alan ve “durum”a yoğunlaşan Çehov tarzı hikâyeye ait özelikler sergiler. Mehmethanlı, hikâyesinde anlatmak istediğini girift ve şiirli bir dille ortaya koymuştur.
Sonuç olarak diyebiliriz ki tahlil etmeye çalıştığımız “Buz Heykel”, Mehmethanlı’nın en tanınmış ve yazarın hikâye dünyasını bir bütün hâlinde yansıtan metinlerden biridir. Enver Mehmethanlı, “Buz Heykel” hikâyesinde trajik olduğu kadar evrensel bir olayı ele almıştır. İzlenimci bir bakış açısıyla kaleme alınan metinde “anne sevgisi” teması merkeze alınarak savaşın insanlar üzerinde yaptığı yıkıntılar şiirli ve girift bir dille, millî romantik duyuş tarzını anımsatacak tarzda işlenmiştir.
Akpınar, Y. (1994).
Aktaş, Ş. (2011). Millî Romantik Duyuş Tarzı ve Türk Edebiyatı-I.
Karay, R. H. (2000). Gözyaşı,
Mehmethanlı, E. (2013).
Nuraliyeva, P. (2013). Enver Mehmethanlı 100 Enver Ağrısı.
Su, H. (2008).
İSMAİL ŞIHLI
İsmail Şıhlı, 22 Mart 1919 yılında Gazah ilçesine bağlı İkinci Şıhlı köyünde doğdu. 1934-1936 yılları arasında Gazah Pedagoji Yüksek Okulu’nda eğitim görmüştür. Eğitimine Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi’nde devam etmiştir (1937-1941).
1936-1937 yıllarında Kosalar köyünde ortaokulda öğretmenlik yaparak çalışma hayatına atılmış, sonrasında II Dünya Savaşı’na katılmıştır. Savaş bitince Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi’nde doktora eğitimine başlamış, eğitimini tamamlayarak aynı üniversitede göreve yapmıştır. 1965 yılından itibaren Azerbaycan Yazar Birliği’nde çalışmaya başlamış, Azerbaycan dergisinin baş redaktörlüğünü yapmıştır.
Edebiyata 1938 yılından gelen İsmail Şıhlı’nın ilk kitabı Kerç Sularında 1950’de yayımlanır. Yazar, 1949 yılından itibaren Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin üyesidir. İsmail Şıhlı, 1995 yılında vefat etmiştir.
İsmail Şıhlı’dan Mertlik Dersi: “Namert Kurşunu”
Lale QASIMLI
Edebiyat dünyasına, 24 Kasım 1938 tarihinde
Yazarın 1957-1966 yılları arasında üzerinde çalıştığı
Çok sayıda hikâye, deneme, uzun hikâye, roman yazarı olarak bilinen İsmail Şıhlı’nın dikkat çeken hikâyelerinden biri “Namert Kurşunu” adlı hikâyesidir. 1991 yılında yayımlanan aynı başlıklı kitaba dâhil olan hikâyede köy muhtarı Niftalı’nın çevresindeki insanlarla ilişkileri ekseninde “mertlik” ve “namertlik” gibi kavramlar işlenir. Hikâye, Yasemin Bayer tarafından 2007 tarihinde Türkiye Türkçesine aktarılmış