Альфред Адлер – Yaşama Sanatı (страница 2)
Dolayısıyla bireysel psikolojide kalıtımsal sorunlar o kadar önemli değildir. Burada asıl önemli olan kişinin neyi miras edindiği değil kendisine miras kalan şeyle, yani çocuklukta oluşturulan kişi modeliyle hayatının erken dönemlerinde ne yaptığıdır. Kalıtım elbette ki çocuğa ebeveynlerinden miras kalan fiziksel eksikliklerden sorumludur ancak burada asıl sorunumuz belirli bir problemi ele alıp çocuğun dezavantajlı durumunu olabildiğince gidermektir.
Fiziksel kusuru bulunan çocuklar zor bir durumla karşı karşıyadırlar ve aşırı derecede aşağılık hissi belirtileri sergilerler. Kişiler modellerinin oluşturulduğu dönemde zaten diğerlerine oranla kendileriyle daha fazla ilgilidirler ve bu eğilimi hayatlarının ileriki dönemlerinde de sürdürürler. Organ eksikliği kişi modelindeki hataların tek sorumlusu olmaktan çok ötedir; aynı hatalara başka durumlar da neden olabilir, örneğin şımarık ya da istenmeyen bir çocuk olma durumu gibi. Bu gibi durumlar kitabın ilerleyen bölümlerinde daha detaylı bir biçimde ele alınacaktır. Bu tip çocuklar sürekli olarak girişimde bulunmaktan korkar ve asla bağımsız olmayı öğrenemez.
Ebeveynlerin Etkisi
Bundan sonra yapmamız gereken, bireylerin gelişimini engelleyen zorlukları bulup ortaya çıkarmaktır. Şımarık çocukların durumunda ne toplum ne de aileleri şımartma sürecini sonsuza dek sürdürürler. Bu yüzden şımartılmış çocuklar kısa süre içinde hayatın sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar. Okuldayken kendilerini yeni bir problemle birlikte yeni bir sosyal kurum içinde buluverirler. Ders çalışmak ya da diğer çocuklarla birlikte oynamak istemezler çünkü henüz okulun toplu hayatı için hazır değillerdir. Aslında kişi modeli geliştirme sürecindeki tecrübeleri böylesi durumlardan korkmalarına ve daima daha çok şımartılmanın yollarını aramalarına neden olmuştur. Bu gibi bireylerin karakter özellikleri ancak modellerinin ve amaçlarının doğasından anlaşılabileceği için kalıtsal olarak edinilmezler. Bu bireylerin kendi hedeflerine olanak sağlayan belirli özellikleri olduğundan başka bir doğrultuya yönelecek özelliklerinin olması mümkün değildir.
Çocuğun zihni üzerindeki en yaygın etkilerden biri baba ya da annenin uyguladığı aşırı ceza ya da istismarın neden olduğu baskı duygusudur. Bu duygu çocuğun baskıdan kaçınmak için mücadele etmesine neden olur ve bazen de psikolojik bir dışlanma olarak kendini belli eder. Bu yüzden de aksi babaları olan bazı kızların bütün erkeklerden sırf huysuz olduklarını düşündükleri için kaçındığını görürüz. Ya da acımasız anneleri olan erkek çocuklar kadınları hayatlarından uzak tutabilirler. Bu dışlanma elbette kendini çok çeşitli biçimlerde açığa vurabilir. Örneğin çocuk kadınların yanındayken utangaç hissedebilir ya da eşcinsel olmayı tercih edebilir. Bu tip süreçler kalıtımla edinilmez, aksine erken dönemlerinde çocuğu kuşatan çevreden kaynaklanır.
Çocukların erken dönemlerindeki hataları oldukça pahalıya mal olur ancak buna rağmen onlara yol gösteren pek olmaz. Ebeveynler kendi deneyimlerinin sonuçlarını bilmezler ya da çocuklarına itiraf etmezler ve bu yüzden de çocuklar kendi yollarını çizmek zorunda kalırlar.
Bu konudan bahsederken çocuklara ceza vererek, öğüt vererek ve onları azarlayarak hiçbir şeyin elde edilemeyeceği üzerinde durmalıyız. Çocuk da yetişkin de neyin yanlış olduğu ve işleri doğru yoluna koymak için neyin yapılması gerektiği hakkında net olmadığında hiçbir şey elde edilemez. Çocuklar bir şeyleri anlamadıkları zaman sinsi ve cesaretsiz olurlar. Dahası, model tipleri cezalandırma ya da nasihatle değiştirilemez. Ayrıca salt hayat tecrübesiyle de değiştirilemez çünkü hayat tecrübesi denen şey daima kişisel öz algı modeline uygun biçimde algılanır. Ancak kişiliğin temel yapı taşlarına erişim sağlayabildiğimizde herhangi bir değişiklik gerçekleştirebiliriz.
Doğum Sırası
Aynı ailede olsa bile iki çocuğun aynı koşullar altında büyümediklerini belirtmek gerekir. Bireysel olarak çocukları kuşatan ortam aynı ailede bile eşsizdir. İlk doğan çocuk önceleri yalnızdır ve bu nedenle ilgi odağıdır. İkinci çocuk doğduğunda büyük çocuklar kendilerini tahttan indirilmiş hisseder ve bu değişiklikten hoşlanmazlar. Bir zamanlar güç sahibiyken artık güçsüzdürler. Bu trajedi hissi kişi modellerinin oluşumuna sızar ve yetişkin karakterlerinde yeniden ortaya çıkar. Vaka kayıtları bu gibi çocukların neredeyse her zaman yetişkin hayatlarında bir çöküş yaşadığını göstermektedir.
Bir başka etmen, erkek ve kız çocukların büyütülmesi sırasında verilen farklı eğitimde ortaya çıkar. Çoğunlukla erkek çocuklara daha fazla değer verilir ve kızlara sanki hiçbir şeyi başaramayacakmış gibi bakılır. Kendilerine bu şekilde davranılan kızlar her zaman tutuk bireyler olarak ve kendilerinden şüphe ederek büyürler.
İkinci çocukların durumu da ayırt edici ve kendine özgüdür. İlk çocukların durumundan tamamen farklı bir konumdadırlar çünkü daima örnek olan birileri vardır. Genellikle örnek aldıklarını geçerler ve bunun nedenine baktığımızda büyük çocukların yarışmaktan sıkıldıklarını ve bu tepkinin gelişimlerini etkilediğini görürüz. Büyük çocuklar rekabetten korkarlar ve başarılı olamazlar. İkinci çocukları her daim gitgide daha çok takdir eden ebeveynlerin gözünde ilk çocuklar giderek düşerler. Diğer yandan ikinci çocukların daima örnek alacakları biri vardır ve hep bir yarış içindedirler. Bütün karakteristik özellikleri aile içindeki bu tuhaf durumlarını yansıtır. İsyankâr olma eğilimindedirler ve güç ya da otoriteyi tanımazlar.
Tarihsel olaylar ve efsaneler birçok güçlü en küçük çocuk örneğiyle doludur. İncil’de geçen Yusuf’un öyküsü buna tipik bir örnektir: Yusuf bütün kardeşlerini alt etmek istemiştir. Kendisinden daha küçük bir erkek kardeşinin doğduğunu evden ayrıldıktan yıllar sonra öğrenmiş olması durumunu değiştirmemiştir. Ailesinde hep en küçük çocuk olarak kalmıştır. Aynı durum ailedeki en küçük çocuğun başlıca rolü oynadığı pek çok masalda da karşımıza çıkar. Bu karakter özellikleri çocukluğun erken döneminde ortaya çıkar ve daha büyük bir iç görü kazanana dek değiştirilemez. İnsanlara yardım edebilmek için önce çocukluklarının erken dönemlerinde ne olduğunu anlamalarını sağlamak gerekir. Öncelikle geliştirdikleri kişi modelinin hayatlarının üzerinde zararlı bir etkiye sahip olduğunu anlamak zorundadırlar.
Çocukluk Hatıralarını Keşfetmek
Kişi modelini ve dolayısıyla bireyin doğasını anlamaya yönelik değerli araçlardan biri çocukluk hatıralarının incelenmesidir. Bildiklerimizin tümü ve gözlemlerimiz hatıralarımızın kişi modelimiz için önemli bir etmen olduğu gerçeğine işaret etmektedir. Bir örnek bu durumu açıklayacaktır. Fiziksel bir kusuru olan, örneğin mide sorunu çeken çocukları düşünelim. Bu çocukların ilk hatıraları muhtemelen bir biçimde yemeklerle ilgili olacaktır. Veyahut sırf solak oldukları için sorun yaşayan çocukları ele alalım. Solak olmaları benzer biçimde bakış açılarını etkileyecektir. Birey kendisini pohpohlayan annesinden ya da küçük kardeşinin doğumundan bahsedebilir. Şayet huysuz bir babası varsa nasıl dayak yediğini, okulda kendisiyle nasıl dalga geçildiğini ya da diğer çocukların ona nasıl sataştıklarını anlatabilir. Tüm bu belirtiler ne kadar önemli olduklarını anlamayı öğrenirsek çok değerlidir.
Çocukluk hatıralarını anlama becerisi, oldukça yüksek ölçüde bir empati, yani kişinin kendisini çocukların çocukluktaki konumlarıyla özdeşleştirebilme becerisine sahip olmasını gerektirir. Ancak böyle bir empati sayesinde küçük bir kardeşin aileye katılmasının hayatındaki asıl önemini ya da asabi bir babanın çocuğun hayatında bıraktığı izlenimi anlayabiliriz.
Kişisel Mantık
Şayet kötü bir biçimde yetiştirilmiş çocukların bulunduğu bir aileyi gözlemlersek her şeye rağmen bu çocukların hepsinin, akıllı görünmelerine rağmen (şayet bir soru sorarsanız doğru cevabı verebilecekleri manada) güçlü bir aşağılık hissine sahip olduklarını görebiliriz. Zekâ denen şey elbette sağduyu anlamına gelmek zorunda değildir. Böyle çocuklar nevrotik insanlarda karşılaşabileceğimiz türden bireysel (aslında kişisel olarak adlandırabileceğimiz) bir zihinsel tutum takınabilir. Örneğin bir baskı nevrozu esnasında ebeveynler baskıcı davranışlarının beyhudeliğini fark ederler ancak buna engel olamazlar. Kişisel anlayış ve kişisel dil de yüksek bir sosyal çıkar derecesini temsil eden sağduyu dilini asla konuşamayan delilerin karakteristik özelliğidir.
Şayet sağduyu muhakemesini kişisel mantıkla mukayese edecek olursak sağduyu muhakemesinin genellikle gerçeğe daha yakın olduğunu görürüz. Sağduyuyu genelde iyi ve kötü arasında ayrım yapmak üzere kullanırız ve çoğu zaman karmaşık bir durumda hatalar yapsak da hatalar kendilerini düzeltme eğilimindedir. Ancak her zaman kendi kişisel çıkarlarının peşinde koşanlar doğru ve yanlışı diğer insanlar kadar kolay ayırt edemez. Aslında eylemleri gözlemciler için oldukça anlaşılır olduğundan bu yetersizliklerini çoğu kez açığa vururlar.
Suçların nasıl işlendiğini bir düşünün. Şayet suçluların zekâ, anlayış biçimi ve güdülerini inceleyecek olursak suçlarını daima hem becerikli hem de kahramansı bulduklarına tanık oluruz. Belirli bir üstünlük hedefine ulaştıklarına inanırlar. Yani onlara göre polislerden daha akıllıdırlar ve diğer herkese karşı galip gelmişlerdir. Bu yüzden de kendi zihinlerinde kahramandırlar ve eylemlerinin kahramanlık girişimlerinden uzak, çok farklı bir şeyi temsil ettiğini düşünmezler. Eylemlerini zararlı ya da toplum için faydasız kılan sosyal çıkar eksiklikleri cesaretsizlikle, korkaklıkla ilişkilidir ancak onlar bunu bilmezler. Yüzlerini hayatın yararsız tarafına çevirenler başarısızlıktan, karanlıktan ve yalnızlıktan korkarlar. Diğerleriyle birlikte olmak isterler. Bu korkaklıktır ve bu şekilde nitelendirilmelidir. Aslında suçu önlemenin en iyi yolu, herkesi suçun aslında korkaklıktan başka bir şey olmadığına ikna etmektir.