Gönül alır, söz söyler
Aradaki gönül hatım,
Akarsu gibi coşar
Balçıksızdır yalağım,
Ne hastayım, ne sağım,
Tükendi gücüm, dermanım.
Saf saf gönlüm, saf gönlüm!
Hayal kurma boş yere,
Farzetmekten fayda yok,
Dünya hazır geçmeye,
Ecel hazır gelmeye.
Hoş, kız alsa da koynuna,
Azap çekmeden, talih yok,
Henüz batıp gitmeye.
Yalnızca bu şekilde
Gelişir mi iman ile talih de?
“Kız beni seviyor” diye
Sevinip durma kendince!
Saf saf gönlüm, saf gönlüm!
Boşaltma, aklını bozarsın,
Her şeyi kendin bilsen de,
Daha sen de cayarsın.
Tutuşursun, yanarsın.
Kendi elinle meşakkate
Kendi başını sokarsın.
Ne zaman doyurdun
Ayı gibi amcasını,
Kadınını kısrağını?
Karsak gezmez kara tepede
Bakmadan niye kamçılarsın?
O zaman iyi mi olur;
Tutup biri döverse,
Elbiseni soydurup
Alay mevzuuna dönüşünce?
Saf saf gönlüm, saf gönlüm!
Hasretle sararıp solma!
Kız peşinde koşmadan yaşayınca
Beddua mı ediyor birisi sana?
Kız istersen, başlık ver
Bu öğüt değil mi sana?
Görüp alsan görkemlisini,
Seçip alsan asilini
Gönül yine de yetinmez mi?
İlk karda kartalcı çıkar ava
İlk karda kartalcı çıkar ava,
Taşlıkta tilki bulunur göz açıp bakana,
İyi at ile geçimli yoldaş – bir ganimet -,
Uygun tertipteki giyim, avcı adama…
Beklenmedik bir anda kavuşunca ayak izine,
Çabucak asılırlar dizgine, takılırlar peşine.
Kartalcı dağ başında, izci düşüncede,
İzin gittiği yönü kestirdiklerinde,
Göz bandını çıkarırlar, ırak bir yerde.
“Alçak uçarsam tilki kaçıp kurtulur” diye,
Kanlı göz, kasıntıyla vurup çıkar göklere…
Yırtıcı kuş avını görüp süzüldüğünde,
Pençesindeki sekiz mızrak ile gözü tilkide,
Yiğit de… Bırakmaz sonraki güne.
Kanat, kuyruk uğuldatarak ıslık atar gökte,
Kartal, gökten ağar gibi süzüldüğünde.
Görür görmez kalakalır kaçan tilki olduğu yerde,
Boşuna kaçmakla kurtulamayacağını bilince!
Kabartır tüylerini, açar ağzını, gösterir dişini de
O da boğuşur hayatı pahasına, gücü yettiğince…
Şark şurk ederek başlar ikisi çatışmaya.