18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Виктор Мари Гюго – Sefiller II. Cilt (страница 9)

18

Jondrette en büyük kızının kulağına mırıldanacak zaman buldu:

“Alçak adam! Beş frangıyla ne yapabileceğimi sanıyor? Bu bana sandalyemin ve camımın değiştirilmesi için bile yetmez!”

Bu arada yaşlı adam mavi paltosunun üzerine giydiği büyük kahverengi paltoyu çıkarmış ve sandalyenin arkasına asmıştı. “Mösyö Fabantou.” dedi. “Benim yanımda sadece bu beş frank var ama şimdi kızımı eve götürüp bu akşam geri döneceğim. Bu akşam ödemeniz gerekiyor, değil mi?”

Jondrette’in yüzü tuhaf bir ifadeyle aydınlandı. Canlı bir şekilde cevap verdi:

“Evet, saygıdeğer efendim. Saat sekizde ev sahibimde olmalıyım.”

“Saat altıda burada olacağım ve sana altmış frank getireceğim.”

“Hayırseverim!” diye haykırdı Jondrette, heyecanla. Ve alçak bir sesle ekledi:

“Ona iyi bak, karıcığım!”

Yaşlı adam bir kez daha genç kızın koluna girmiş ve kapıya dönmüştü.

“Bu akşama kadar hoşça kalın dostlarım!” dedi.

“Saat altıda?” dedi Jondrette.

“Saat tam altıda.”

O anda, Jondrette’in büyük kızının gözü koltuğun üzerinde duran paltoya takıldı.

“Ceketinizi unutuyorsunuz efendim.” dedi.

Jondrette, kızına korkunç bir omuz silkme eşliğinde yok edici bir bakış fırlattı. Mösyö Leblanc geri döndü ve gülümseyerek ekledi:

“Unutmadım, bırakıyorum.”

“Ey koruyucum!” dedi Jondrette. “Yüce velinimetim, gözyaşlarına boğuluyorum! İzin verin, arabanıza kadar size eşlik edeyim.”

“Eğer dışarı çıkarsan…” diye yanıtladı yaşlı adam. “Bu paltoyu giy. Gerçekten çok soğuk.”

Jondrette’e bunun iki kez söylenmesine gerek yoktu. Aceleyle büyük kahverengi paltoyu giydi ve üçü de dışarı çıktı, Jondrette iki yabancının önünde yürüyordu.

X

Kiralık Araba Tarifesi: Saat Başına İki Frank

Marius bütün bu olanları izlemiş ancak işin sonunda yine de hiçbir şey anlamamıştı. Gözlerini genç kıza çevirmiş, virane eve adımını attığından bu yana sadece ona odaklanmıştı. Güzel kızın orada bulunduğu zaman boyunca Marius’ün aklı başından gitmişti. O, kıza bakmıyor; saten manto ile mor kadife bir şapkanın sınırladığı bir ışığa, sanki ilahi bir varlığa bakıyordu. Odanın ortasına gökten bir yıldız inmiş olsa Marius daha fazla şaşırmazdı. Güzel kız, onlara getirdiği paketi açıp yünlü giysilere ve battaniyelere dokunurken, hasta annesiyle konuşup yaralı kardeşini teselli etmeye çalışırken; Marius bütün o zaman boyunca kendisini onun sesine ve görüntüsüne bırakmış, ağzından çıkacak her sözü duymaya çalışmıştı çünkü âşık olduğu bu kızın sesini bile tanımıyordu aslında. Şu anda onun sözlerini duyabilmek için hayatını bile verebilirdi. Bu korkunç odanın içerisinde, tüm o yalancı yaratıkların arasında sevgilisini gördüğüne bir türlü inanamıyordu.

Onların çıktıklarını görünce Marius’ün ilk işi hemen peşlerine düşmek oldu, böylesi büyük bir tesadüf sonucu onu bulduktan sonra kesinlikle kaybetmemek için her şeyi yapmaya hazırdı. Masanın üstünden yere indi ve şapkasını aldı. Tam elini tokmağa atmış, kapıyı açıyordu ki ansızın aklına takılan bir düşünceyle olduğu yerde donup kaldı. Koridor uzun ve merdiven de çok dikti. Jondrette konuşmayı çok seven birisi olduğundan yaşlı adamın henüz arabaya binmemiş olması muhtemeldi. Ve onu görecek olurlarsa adam yeniden izini kaybettirmek için ortadan yok olabilirdi. Ne yapması gerektiğini bir türlü kestiremiyordu, beklemekten başka çaresi yoktu. Bununla birlikte araba çoktan gitmiş de olabilirdi. Marius epey şaşkındı ama karar alıp odasından çıktı. Koridor boştu, hızla merdivene koştu. Merdivende de kimse yoktu, basamakları dörder dörder indi. Yola çıktığında bir arabanın Petit-Banquier Sokağı’nın köşesini döndüğünü kederle fark etti. Marius, deli gibi arabanın peşinden koşmaya başladı. Caddenin kıvrımına vardığında kiralık arabanın Mouffetard Sokağı yokuşundan indiğini gördü ama çok uzaklaşmıştı, ona nasıl yetişecekti? Ardından koşmak olmazdı, arabadakiler kendisini tanırlardı, ihtiyar onu tanımakta hiç zorlanmazdı. Tam o anda, olağanüstü bir rastlantı sonucu bir başka kiralık arabanın yanından geçtiğini gördü. Arabaya atlamaktan başka yolu kalmamıştı, böylece hem güvenli hem de risksiz bir şekilde onları takip edebilirdi. Marius arabacıya işaret etti ve ona şöyle seslendi: “Arabanı bir saatliğine kiralamak istiyorum.”

Marius’ün üzeri pejmürde hâldeydi, kravatı bile takılı değildi; üzerindeki eski ceketinin düğmeleri kopuk, gömleğinin yakası da yırtıktı. Arabacı, Marius’e ilgiyle baktıktan sonra sol elini uzattı, baş ve işaret parmağını birbirine değdirip para işareti yaptı.

“Nedir?” diye sordu Marius.

“Parayı peşin alırım.” dedi arabacı.

İşte o zaman Marius cebinde sadece seksen santim olduğunu hatırladı: “Ne kadar?” diye sordu.

“İki frank”

“Dönüşte veririm.”

Adam tamamen umursamaz hâlde, bir ıslıkla La Palisse’in ezgisini çalarak kamçısını şaklatıp oradan uzaklaştı. Zavallı Marius, yirmi dört meteliği olmadığı için sevdiği kızın adresini öğrenemeyecekti. Ufku yeniden kararmıştı; mutluluğunu, sevincini, aşkını kaybediyordu. Sabah o fakir kıza verdiği beş frangı pişmanlıkla hatırladı. Beş frangı olsa kurtulacak, belki de yeniden doğacaktı. Büyük bir karamsarlıkla evine döndü. Aslında durum o kadar kötü değildi. Yaşlı hayırsever akşam altıda tekrar geleceğine söz vermişti. Marius bu kez ne yapar eder, onun izini yitirmezdi. Ancak kızı seyrederken öylesine kendinden geçmişti ki yaşlı adamın söylediklerini doğru dürüst duymamıştı. Tam merdivenleri çıkıyordu ki Jondrette’i gördü. O iyi adamın verdiği kalın ceket sırtında, serseri kılıklı biriyle konuşuyordu. Marius onun bir alçak olduğunu hemen anladı. Böyle adamlar suç işlemek için gündüzleri saklanıp geceleri ortaya çıkarlardı. Yağan karın altında, bir köşeye sinmiş bu görünümdeki iki adamı gören polis bile onları tutuklamak için gerekeni yapardı; bununla birlikte Marius onları belli belirsiz görmüştü. Kederden yanıp kavrulmasına rağmen bir anda aklına bir fikir geldi. Sanki Jondrette’in konuştuğu adamı bir yerlerden tanıyordu. O alçak suratlı adamı, bir gün Courfeyrac göstermiş ve onun Bigrenaille lakaplı Panchaud isimli büyük bir suçlu olduğunu da söylemişti. Daha sonraki yıllarda bu Panchaud, Bahar Çiçeği, Kolpacı, Gece Kuşu gibi adlarla cinayetler işleyecekti; şu sıralarda, henüz işinde ilk adımlarını atmasına karşın yine de tehlikeliydi. Günümüzde de haydutlar ve katiller arasında ismi hürmetle anılmaktadır. La Force Cezaevinin Aslanlı Çukur bölümünde, akşam karanlığında, mahkûmlar hâlâ ondan söz ederler. 1843’te otuz mahkûmun kaçış yolundaki kanalizasyon duvarında, kaçma teşebbüslerinden birinde kendi eliyle yazdığı PANCHAUD ismi görülebilir. 1832 yılında polis kendisini izlese de henüz aleyhinde yeterli kanıt bulunacak şekilde, tam manasıyla başlamamıştı.

XI

Sefilliğin Perişanlığa Yardım Teklifi

Marius yavaş adımlarla merdivenden çıktı, tam odasına giriyordu ki ardı sıra ayak sesleri duyarak başını çevirdi. Adamın büyük kızını karşısında görünce acısı bir kat daha arttı. Ona verdiği beş frangın büyük pişmanlığını yaşıyordu ve geri isteme olanağı da yoktu, ayrıca arkalarından gitmek için çok geç kalmıştı. Başka bir arabayı nasıl bulurdu? Aslında kız belki de parayı harcamıştı bile, ona geri vermezdi ki. Kıza biraz evvel gelen kişilerin adresini sormasının da bir anlamı yoktu çünkü nerede yaşadıklarını bilemezdi. Fabantou imzasıyla yazılı mektup, “Saint-Jacques-du- Haut-Pas Kilisesi’ndeki İyi Kalpli Mösyö’ye” hitaben yazılmıştı. Marius odasına girip kapısını kapatmak için itti fakat kapı kapanmadı, delikanlı bir elin kapıyı aralık tuttuğunu gördü.

“Ne var?” diye sordu. “Orada kim var?”

Jondrettelerin kızıydı bu.

“Yine mi siz?” diye sordu sabırsızlanarak Marius. “Ne istiyorsunuz?”

Kız dalgınca durdu, hemen karşılık vermedi. Henüz içeri girmemişti, kapıdaydı. Sabahki gibi kendinden emin, ukala değildi. Marius yarı aralık kapıdan, onun kederli göründüğünü fark etti. Genç adam haykırdı:

“Hadi ama artık konuşsanıza. Benden ne istiyorsunuz?”

Kızın fersiz gözlerinde sanki bir kıvılcım çakmış gibi parlama oldu:

“Mösyö Marius, çok kederli görünüyorsunuz, neyiniz var?”

“Benim mi?” dedi Marius.

“Evet, sizin.”

“Bir şeyim yok.”

“Bir sıkıntınız olduğu kesin!”

“Hayır!”

“Ben var diyorum!”

“Beni rahat bırakın!”

Marius kapıyı itti, kız onun elini tuttu. “Durun.” dedi kız. “Hata yapıyorsunuz. Size yardım etmek istiyorum. Siz çok iyi birisiniz, paranız olmadığı hâlde bu sabah bana beş frank verdiniz. Fakat siz bana derdinizi söylemiyorsunuz, oysa ben çok üzgün olduğunuzun farkındayım. Sizin üzülmenizi istemem. Size yardımcı olabilirim, benden ne istersiniz? Ama derdinizi söylemezseniz, size nasıl yardım ederim? Babama çok yardım ediyorum; mektup götürmeyi, evlere girip çıkmayı, adres aramayı, birinin ardından giderek kendimi göstermeden izlemeyi bilirim. Derdinizi anlatın, isterseniz gidip sizin adınıza konuşurum. Böylece her şeyi yoluna koyarız. Beni istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.”

Birden Marius’ün aklına bir şey geldi. Hangi dalı hor görür insan, düştüğünü hissediyorsa? Jondrette’nin kızına doğru yaklaştı:

“Dinle.” dedi.

Kızın yüzünde bir mutluluk ifadesi gördü, kız onun sözünü kesti:

“Ah, benimle sen diye konuştunuz, bu hoşuma gitti.”

“Tamam.” diye yanıtladı. “Şu ihtiyarla kızını buraya sen getirdin, değil mi?”