Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası IV. Cilt (страница 23)
Bir gün Xue Pan’den bir mektup geldi. Xue teyze açtı ve okuması için Baochai’i çağırdı. Şöyle diyordu mektupta:
Xue teyze ağlamaya başladı. Baochai ve Xue Ke, onu yatıştırmak için ellerinden geleni yaptılar, aynı zamanda da çabuk harekete geçmek gerektiği konusunda bastırdılar. Kadın bir kere daha yeğeninden ayrılmak zorunda kaldı. Çantalar hazırlandı, gümüş para tartıldı; Xue Ke o akşam aile dükkânındaki yardımcılardan biriyle yola çıkmaya hazırlandı. Çok telaşlı bir akşamdı, Baochai geç saatlere kadar ayaktaydı; hizmetçilerin hiçbir şeyi gözden kaçırmadıklarından emin olmak istiyordu. Hem sinirsel gerginlik hem de fiziki yorgunluk hassas bünyeli ve narin yetiştirilmiş bir kız için biraz fazlaydı. Ertesi sabah Baochai’in ateşi çıktı, ne su içebildi ne de ilaç. Yinger derhâl annesine haber verdi. Xue teyze hemen geldi. Baochai’in konuşamayacak hâlde, yüzü kıpkırmızı ve vücudunun ateş içinde olduğunu görünce panik içinde ağlamaya başladı. Baoqin onu sakinleştirmeye ve desteklemeye çalışırken, Xiangling Baochai’in görüntüsünden o kadar etkilendi ki yatağının kenarında durup ağlayarak ona seslendi. Baochai’in ne konuşmaya ne de elini kıpırdatmaya hâli vardı. Gözleri kupkuru, burnu tıkalıydı. Doktor çağırdılar, yazdığı reçete onu biraz kendine getirdi ve bu kriz de atlatılmış gibi görününce aile rahat bir nefes aldı. Haberler Rong ve Ning Konaklarına da ulaşmıştı. Xifeng bir hizmetçisiyle On Aromalı Canlandırıcı Haplar’ından birini gönderdi, bir başka hizmetçi de Wang Hanım’ın en kıymetli haplarından birini getirdi. Büyükanne Jia, Xing Hanım, Wang Hanım ve You Shi de dâhil her iki konağın diğer hanımları, nasıl olduğunu öğrenmek için hizmetçilerini gönderdiler ama hepsi hastalığının Baoyu’den gizlenmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Yedi sekiz gün boyunca çeşitli tedaviler uyguladılar ama pek bir ilerleme olmadı. Sonra Baochai kendi Soğuk Aroma Hapları’nı hatırladı ve bunlardan üç tane alınca iyileşmeye başladı. Baoyu’nün haberi olduğunda çoktan iyileşmişti, bu yüzden Baoyu ziyaretine gitmedi.
Xue Ke’dan bir mektup geldi ama Xue teyze, üzülmesin diye Baochai’e göstermedi. Kendisi okudu ve hemen Wang Hanım’dan yardım istemeye, aynı zamanda Baochai’in durumunu bildirmeye gitti. Xue teyze yattıktan sonra Wang Hanım kocasına ricasını iletti.
“Yüksek sınıftan memurlara tek kelime bile yeterli olur ama bölge yetkilileri için maddi teşvik gerekir.” dedi Jia Zheng. “Elimizi cebimize atmak zorundayız.”
Wang Hanım, Baochai’den söz açtı.
“Zavallı çocukcağız zor zamanlardan geçiyor! Ona karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Bizim aileden sayılır. Baoyu ile ne kadar çabuk evlendirirsek o kadar iyi olur! Olanlar onun sağlığını mahvediyor.” dedi.
“Aynı fikirdeyim.” dedi Jia Zheng. “Ama şu sıralar ailesi büyük bir hengâme içinde. Üstelik kışın ortasındayız. Yeni yıl da geliyor. Kutlamalarımızı bir düzene koymamız lazım. Şöyle bir program yapmayı teklif ediyorum: Bu kış nişanı yapalım; baharda karşılıklı hediyelerini verirler; annemin yaş gününden sonraki bir gün için düğüne karar verilir. Ablana böyle söyleyebilirsin.”
“Tamam.” dedi Wang Hanım.
Ertesi gün Xue teyzeye anlatınca, kadın bu teklifi uygun buldu. Öğle yemeğinden sonra ikisi beraber Büyükanne Jia’ya gittiler.
“Yeni mi geldin sen, canım?” diye sordu Büyükanne Jia, karşılıklı selamlamalar ve hatır sormalardan sonra.
“Hayır, dünden beri buradayım.” dedi Xue teyze. “Ama çok geç olmuştu, size saygılarımı sunmaya gelemedim.”
Wang Hanım Jia Zheng’ın teklifini Büyükanne Jia’ya tekrarladı. Yaşlı kadın çok memnun oldu. Onlar konuşurlarken Baoyu içeri girdi.
“Öğle yemeğini yedin mi?” diye sordu büyükannesi.
“Evde yedim.” dedi Baoyu. “Şimdi tekrar okula giderken önce sana uğramak istedim. Xue teyzenin de burada olduğunu duyunca saygılarımı sunmaya geldim.” Sonra teyzesine döndü. “Kuzen Chai biraz daha iyi mi?” diye sordu.
“Evet.” dedi kadın gülerek.
Baoyu, ani gelişiyle sohbetin kesildiğini fark etti. Birkaç dakika yanlarında oturduktan sonra, teyzesinin kendisine karşı her zamanki gibi ilgi göstermediğini anlayınca kendi kendine düşündü.
“Keyfi yerinde olmasa bile, benimle neden konuşmadıklarını hiç anlamıyorum…”
Şaşkın bir hâlde okulun yolunu tuttu.
O akşam okuldan dönünce her zamanki ziyaretlerini yaptı ve Bambu Evi’ne gitti. Kapı perdesini kaldırıp içeri girince Zijuan karşıladı onu. İçerideki oda boştu.
“Hanımın nerede?” diye sordu kıza.
“Büyük hanımefendinin yanında.” dedi Zijuan. “Xue Hanım’ın orada olduğunu duyunca görmeye gitti. Siz bu akşam oraya uğramadınız mı, Efendi Bao?”
“Evet, oradan geliyorum ama Bayan Lin’i görmedim.”
“Orada değil miydi?”
“Hayır. Nereye gitmiş olabilir?”
“Bilmiyorum.”
Baoyu geri dönmek üzereyken, Daiyu’nün Xueyan’le beraber ağır ağır kapıya doğru geldiğini gördü.
“Döndün demek, kuzen?” diye bağırdı, geçmesi için kenara çekilirken. Sonra o da peşinden girdi. Daiyu iç odaya geçti.
“Gelip otursana.” dedi Baoyu’ye.
Zijuan başka bir ceket getirip Daiyu’nün giymesine yardım etti.
“Büyükannenin yanında Xue teyzeyi gördün mü?” diye sordu Daiyu, oturunca.
“Evet.” dedi Baoyu.
“Benden söz etti mi?”
“Hayır. Bana karşı da her zamanki gibi sıcak değildi. Kuzen Chai’yi sorduğumda, pek bir şey demeden sadece gülümsedi. Son birkaç gündür Chai’yi ziyarete gitmediğim için bana kırılmamıştır umarım.”
Daiyu güldü.
“Gitmedin mi?”
“Başlangıçta hasta olduğundan haberim yoktu.” dedi Baoyu. “Bir iki gün önce duydum ama gitmedim.”
“Başka ne bekliyordun?” dedi Daiyu.
“Aslına bakarsan, büyükannem, annem ve babam izin vermediler, o zaman nasıl gideyim? Eskiden günde on kere uğrardım ona ama şimdi yan taraftaki küçük kapıyı kapattılar, ön taraftan dolaşmam gerekiyor, bu da külfetli bir şey.”
“Ama o bütün bunları nereden bilsin?”
“Chai’yi bilirsin, bana anlayış göstermiştir.”
“O kadar da emin olma.” dedi Daiyu. “Belki de anlamamıştır. Hasta olan kendisi, annesi değil ki! Şiir yarışmalarımızı bir düşünsene, beraber eğlencelerimizi, çiçekleri, şarabı, partileri. Şimdi bizden ayrıldı, ailesinin yaşadığı sıkıntıları biliyorsun ve ciddi şekilde hastalanınca, ilgisiz davranıyorsun! Tabii ki kırılır.”
“Yani beni artık sevmediğini söylemeye çalışmıyorsun, değil mi? Küs mü olacağız?”
“Hiçbir fikrim yok. Ben sadece neler hissedebileceğini tahmin ediyorum.”
Baoyu sessizce durdu. Daiyu ona aldırmadan, hizmetçilerinden birine mangala tütsü koymasını söyleyip, eline bir kitap aldı ve okumaya başladı. Bir iki dakika sonra Baoyu suratını asıp ayaklarını öfkeyle yere vurdu.
“Benim yaşamamın ne anlamı var? ‘Ben’ denilen kişi hiç olmasa, dünya çok daha iyi bir yer olurdu!”
“Bilmiyor musun?” dedi Daiyu. “ ‘Ben’ diye bir şey olmasaydı, ‘ötekiler’ de olmazdı. Bu ikili endişeler, korkular, şaşkınlıklar, aptalca rüyalar, diğer bir sürü engeller ve zorluklarla beraber yaşamak zorundadır. Demin ciddi değildim, şakaydı. Görüştüğünüzde Xue teyze keyifsizmiş. Kuzen Chai’yi bu işe karıştırmana gerek yok. Xue teyze, Kuzen Pan’in davası için uğramıştı. Çok endişeliydi, seni eğlendirecek durumda olmamasına hiç şaşmamak lazım. Hayal gücünü çalıştırmışsın, o da seni yanlışa götürmüş.”
Onun bu sözleri Baoyu’nün aklını birden başına getirdi.
“Tabii ya!” diye bağırdı gülerek. “Aynen öyle! Sen benden daha zekisin. Geçen yıl çok sinirli olduğumda beni o Budist öğretilerle sakinleştirdiğine hiç şaşmamak lazım. Bütün iddialarımda bana doğru yolu göstermene ihtiyacım var. Buda bile olsam senin rehberliğine gerek duyarım.”
“O zaman başka bir soruya hazır ol!” dedi Daiyu hemen fırsattan yararlanarak.
Baoyu bacak bacak üstüne atıp avuçlarını birleştirdi, gözlerini kapattı, dudaklarını büzdü, ciddi bir ifadeyle, “Sor.” dedi.
“Diyelim Kuzen Chai seni seviyor. Diyelim seni sevmiyor. Diyelim birkaç gün önce seviyordu, artık sevmiyor. Diyelim bugün seviyor ama yarın sevmeyecek. Diyelim sen onu seviyorsun, o seni sevmiyor. Diyelim o seni seviyor, sen onu sevmiyorsun. Şimdi bu altı ihtimali bir düşün. Ne yapardın?”
Baoyu birkaç dakika sessiz durdu. Sonra birden gülmeye başladı.
“Dünyanın bütün denizleri benim olsa, ben bir su kabağı kadarıyla yetinirdim.”
“Ya su kabağın suya kapılıp gitseydi?”
“Olmaz! Su kabağı suya kapılıp gitmez ki su akar, su kabağı kendi yoluna gider.”
“Ya sular kurur ve incin kaybolursa?”
“ ‘Benim gönlüm çamura batmış bir söğüt çiçeği,
Bahar rüzgârında keklik gibi hoplayamaz!’ ” dedi Baoyu.
“Zen’in ilk kuralı yalan söylememektir.” dedi Daiyu.