Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası III. Cilt (страница 3)
Artık Bahçe’de yaşamaya başlayan Xue teyze kendisini kuzenlerin rahatlığına ve hizmetçilerin disiplinine adadı. Ne kadar önemli olursa olsun, evin diğer işlerine karışmak istemiyordu. You Shi de her gün Rong Konağı’na gelmesine rağmen yoklama almaktan daha fazlasını yapmıyor, yetki kullanmaya pek yanaşmıyordu. Orada kalan tek sorumlu kişi olarak diğer konağın meseleleriyle işi başından aşkındı; bir de Büyükanne Jia ve diğer hanımların tören aralarında Saray yakınlarında geçici olarak dinlenmeye çekildikleri yerin erzaklarını ve yatak takımlarını temin ediyordu.
Ning ve Rong konaklarının kıdemli üyeleri bu işlerle meşgulken, hizmetçi ve uşaklar da boş durmuyorlar; bazıları her gün Saray’a gidip gelen hanımlarına eşlik ediyorlar; bazıları geçici olarak kalınan yerlerin tedarik ve bakım işleriyle ilgileniyorlar, bazıları da öncü grup olarak hanımları gelmeden önce odaları hazır hâlde tutuyorlardı. Normalde uygulanan disiplinin eksilmesi üzerine, iki konağın geride kalan hizmetkârları görevlerini savsaklıyor ya da geçici başkâhyaların öncülüğünde birleşip yetkilerini kötüye kullanmak üzere bu istisnai şartlardan yararlanıyorlardı. Rong Konağı’nda erkek personel olarak sadece Lai Da ve diğer bir iki kişi kalmıştı. Lai Da’nın neredeyse güvendiği bütün yardımcıları gitmişlerdi. Onların yerine getirdiği insanları tecrübesizlikleri nedeniyle işe yaramaz ve aptal buluyordu. Hırsızlıkları gayet aşikâr, raporları güvenilmez, tavsiyeleri taraflıydı. Kusurlarının ya da neden oldukları sıkıntıların haddi hesabı yoktu.
Böyle bir zamanda, aktör ya da aktris toplulukları olan bütün büyük aileler bu insanlara yol vermişlerdi. Bunu duyan You Shi, konuyu ailenin diğer üyeleriyle de müzakere ettikten sonra, Wang Hanım’a daha tasarruflu bir uygulamayla aynı şeyi yapmayı teklif etti.
“Bu aktris kızları satın aldık tabii.” dedi. “Müzik yapamadıklarına göre, onları da hizmetçi olarak kullanmamak için hiçbir neden yok. Sadece eğiticilerini gönderebiliriz.”
“Olmaz.” dedi Wang Hanım. “Onlara hizmetçi muamelesi yapamayız. Hepsi özgür ve saygıdeğer ailelerin kızları, sadece bakamadıkları için oyuncu olarak satıyorlar. Bizi eğlendirmek için bir iki yıllığına verildiler. Şimdi onları serbest bırakma fırsatı doğduğuna göre, birkaç tael verip gönderebiliriz. Atalarımız da böyle yapardı; bunu yapamayacak kadar soysuz ve pinti olduğumuzu sanmıyorum, bari bu konuda atalarımızı örnek alalım. Tabii eski oyuncu topluluğundan birkaç kişi hâlâ bizimle birlikte yaşıyor ama onların burada olmalarının özel nedenleri var. Kendileri gitmek istemediler, biz de yaşları geldiğinde çalışanlar arasından eş bulup evlendirdik.”
“Peki o zaman, kendilerine soralım.” dedi You Shi. “Eğer gitmek isterlerse, ailelerini çağırtıp, para verir, göndeririz. Böylesi daha iyi olur. Aksi takdirde, güvenilmez insanlar gelip onları alır ve dışarı çıkar çıkmaz başkalarına satarlar; bizim yaptığımız iyilik de boşa gider. Gitmek istemeyen burada kalır.”
Wang Hanım bu teklifi kabul edince, You Shi bu kararı Xifeng’a bildirmesi için birisini gönderdi. O da muhasebe memurlarına, eğitmenlerin her birine sekiz tael ödeyip istedikleri yere gitmekte özgür olduklarını iletmelerini söyledi. Armut Ağacı Avlusu’ndaki kostümler, tiyatro malzemeleri ve diğer taşınabilir eşyalar envanterlerle karşılaştırıldı, depoya kaldırıldı ve başlarına bir bekçi kondu.
Küçük aktrislere gelince, You Shi hepsiyle tek tek görüştükten sonra, çoğunun gitmek istemediğini anladı. Bazıları ailelerinin yaşadığını ama kendilerine hiç aldırmadığını, geri gidecek olurlarsa yine satılacaklarını söylediler; bazılarının anne babası yoktu, amcaları ya da ağabeyleri satmıştı onları; bazılarının gidecek kimseleri yoktu; bazıları da Jia ailesine o kadar bağlanmışlardı ki ayrılmak istemiyorlardı. Neticede üçü hariç hepsi kaldı. Wang Hanım dediklerinden sonra artık onları gönderemedi ve kalmalarına izin verdi. Gidecek olan üçünü, öz anne babaları gelene kadar kendileriyle kalmaları için sütanneleri aldı. Konakta kalacak olanlar da çoğunlukla Bahçe’de olmak üzere, farklı dairelere hizmetçi olarak yerleştirildiler. Grubun lideri Wenguan Büyükanne Jia’ya verildi. Başrol oyuncusu Fangguan, Baoyu’ye, hizmetçi kızı oynayan Ruiguan, Baochai’e; erkek rolünü oynayan Ouguan, Daiyu’ye; baş savaşçıyı oynayan Kuiguan, Xiangyun’e; ikinci savaşçıyı oynayan Douguan, Baoqin’e; yaşlı erkeği oynayan Aiguan, Tanchun’e gitti. You Shi de yaşlı kadın rollerini oynayan Jiaguan’ı aldı.
Bu şekilde görevlendirilen küçük aktrisler, tıpkı özgürlüklerine kavuşturulan kafes kuşları gibi, bütün gün Bahçe’de neşeyle dolaşmaktan başka bir şey yapmıyorlardı. Başka insanların hizmetinde çalışmaya alışkın olmadıkları ve nakış işlemeyi bile bilmedikleri gayet açık olduğundan kimse onlara müdahale etmedi. İçlerinden bir ikisi bir becerileri olmadığı sürece geleceğin kendileri için pek parlak olmayacağını anlayacak kadar sağduyuluydu ve artık tiyatro eğitimleri devam etmeyeceği için dikiş ya da ip eğirme gibi ev içi becerileri öğrenmeye kendilerini adadılar. Ama onlar istisnaydı.
Sonra sabık imparatorun eşi için büyük adak günü geldi ve Büyükanne Jia ile diğer hanımefendiler, sabahın dördünde Saray yakınlarındaki geçici konaklama yerlerine doğru yola çıktılar. Biraz bir şeyler atıştırdıktan sonra Saray’da ölünün ardından verilen kahvaltıya katıldılar. Kahvaltının ardından da biraz dinlenmek üzere evlerine döndüler. Öğle yemeği yediler. Kısa bir dinlenmeden sonra öğle ve akşam adakları için Saray’a geri gittiler. Tekrar geçici evlerine dönüp akşam yemeği yedikten sonra konağa geri geldiler. Geçici olarak kaldıkları yer, yüksek mevkideki bir ailenin, Budist rahibelerin sürekli olarak ibadet ettikleri bir tapınağındaydı. Rahibeler ibadet salonunun doğu ve batısındaki avlularda kalıyorlardı ama bu avlularda çok fazla boş oda vardı. Rong hanımları doğu avlusundaki odaları kiraladılar, Pekin Prensi’nin hanımları da batı avlusundakileri. Saray’a gitmek üzere aynı saatte çıkıp, aynı saatte döndükleri için iki tarafın hanımları birbirleriyle karşılaşma ve nezaket sohbeti etme fırsatı buluyorlardı. Ama bu haricî meseleler bizi ilgilendiren şeyler değil.
Şimdi Bahçe’ye dönelim. Büyükanne Jia ve Wang Hanım cenaze töreni için bir ay gibi uzun bir süre evde olmayınca, onca genç hizmetçilerin ve kadınların etrafta dolanıp keyif çatmaktan başka yapacakları fazla bir şey yoktu. Bahçe’deki farklı dairelere yerleştirilen Armut Ağacı Avlusu’ndakiler de eklenince sayıları iyice artmıştı. Böylelikle birdenbire daha öncekinden çok daha fazla insan Bahçe’ye doluşmuş oldu.
Genç aktrisler kibirli yaratıklardı; hizmetkârlara karşı çok buyurucu ve acımasızdılar. Yiyecekleri ve giyecekleri konusunda çok talepkâr ve titiz oldukları gibi, sivri dilli ve kavgacıydılar da;
dolayısıyla geçinmesi çok zor insanlardı. Armut Ağacı Avlusu kadınları onlardan nefret ediyorlardı ama şimdiye kadar açıkça tartışmaktan kaçınmışlardı. Bu kadınlar için tiyatro okulunun kapanması büyük bir ferahlama oldu. Bazıları kurtulmalarının verdiği sevinçle geçmiş geçmişte kaldı diye düşündüler. O kadar da yüce gönüllü olmayan diğerleri hâlâ hırs besliyorlardı ama bu dağıtım onları önceki görevlerinden azat ettiği için onlara karşı olan savaşlarını başka topraklara taşımadılar.
Bahar Temizliği Festivali gelmişti. Jia Lian her zamanki adakları hazırlatarak Jia Huan, Jia Cong ve Jia Lan’la beraber şehrin dışındaki Demir Eşik Tapınağı’na, aile mezarlarını temizlemeye ve ölüler için adak sunmaya gitti. Jia Rong da Ning Konağı’nın erkekleriyle aynı şey için yola çıktı. Ailenin gençlerinin içinde sadece Baoyu, henüz tam olarak iyileşmediği için gidemedi. Öğlen yemeğinden sonra Xiren onun uykusunun geldiğini fark etti.
“Ne güzel bir gün!” dedi. “Neden biraz Bahçe’de dolaşmıyorsun? Yemek yer yemez uzanırsan hazımsızlık yapar.”
Baoyu isteksiz bir şekilde terliklerini giydi, eline bir baston alıp avludan geçerek Bahçe’de dolaşmaya başladı.
Bahçe’nin bakımı ve ürünleri son zamanlarda bir grup uzman kadının ellerine bırakılmıştı; yılın bu dönemi bahçıvanlar için çok yoğun geçtiğinden, dört bir yanda bambuları keserek düzelttikleri, ağaçları ve çalılıkları budadıkları, bitkileri topladıkları, çiçek soğanlarını diktikleri, tohumları ektikleri görülüyordu. Diğer kadınlar gölün üzerinde ellerinde direklerle tekneleri idare ediyorlar, dipteki çamuru tarayıp lotus kökü dikiyorlardı. Göle nazır minyatür bir kaya dağının üzerinde Xiangyun, Xiangling, Baoqin ve birkaç genç hizmetçiden oluşan bir seyirci grubu manzaranın tadını çıkarıyordu. Baoyu yavaş yavaş yanlarına doğru gelirken, Xiangyun numaradan korkmuş gibi yaparak bağırdı.
“Çabuk, tekneleri gönderin hemen! Kuzen Lin’i almaya gelmişler!”
Herkes gülünce Baoyu kıpkırmızı kesildi.
“İnsanlar hastayken ne yaptıklarını bilmezler. Dalga geçmeniz hiç hoş değil!” dedi sert bir şekilde.
“Bu kadar komik olmasaydın sen de!” dedi Xiangyun. “Her zaman böyle farklı olmak zorunda mısın? Senin hastalığın bile herkesinkinden başka.”
Baoyu bir süre onlarla oturdu ve çalışan kadınları seyretti.
“Burası biraz rüzgârlı.” dedi Xiangyun. “Kayalar da soğuk. İçeri girsen iyi olmaz mı?”