Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası II. Cilt (страница 8)
“Evet, evet!” dedi Xiangyun. “Çok doğru.”
“Hep öyle demezler mi?” dedi Cuilu. “Efendi Yang’dır; hizmetçi Yin. Ben bile bu kuralı biliyorum.”
“Bildiğinden eminim! Çok güzel.”
Onlar böyle konuşurlarken, gül çardağının kenarında parlayan bir şey Xiangyun’ün gözüne takıldı. Parmağıyla Cuilu’ya işaret etti.
“Gidip baksana, neymiş.” dedi.
Cuilu hemen gidip aldı.
“Ha, ha!” dedi, elindeki nesneyi inceleyerek. “Yang mı, yoksa Yin mi şimdi göreceğiz.”
Böyle dedikten sonra Xiangyun’ün kuşağındaki Tekboynuz’u alıp yakından baktı. Xiangyun elindekini görmek istedi ama Cuilu izin vermedi.
“Gösteremem, hanımım, benim definem.” dedi gülerek. “Ne komik! Nereden geldi acaba? Burada böyle bir şey takan kimse görmedim.”
“Hadi! Göstersene!” dedi Xiangyun.
“İşte!” dedi Cuilu, avucunu açarak.
Xiangyun baktı. Çok güzel, ışıl ışıl, altın bir Tekboynuz’du, kendisininkinden daha büyük ve süslüydü. Uzanıp elinden aldı, avucunun içine koyup bir süre sessizce baktı. Her ne düşündüyse, Baoyu’nün ani gelişiyle yok olup gitti.
“Bu kavurucu güneşin altında durmuş ne yapıyorsunuz?” diye sordu Baoyu. “Neden Xiren’i görmeye gitmedin?”
“Gidiyorduk.” dedi Xiangyun, hemen altın Tekboynuz’u saklayarak.
Üçü beraber Kızıl Neşe Avlusu’na girdiler. Xiren, giriş merdivenlerinin altındaki verandanın parmaklıklarına dayanmış, hava alıyordu. Xiangyun’ü görür görmez, karşılamaya gitti. Onu elinden tutup eve doğru yöneltti. Giderken, neşeyle görüşmeyeli neler yaptıklarını konuştular.
“Daha önce gelmeliydiniz.” dedi Baoyu, içeri girip oturdukları zaman. “Burada senin için sakladığım güzel bir şey var, vermek için gelmeni bekliyordum.”
Bunu söylerken ceplerini karıştırıyordu. Aradığı şeyi bulamayınca, çok şaşırdı.
“Hayret!” Sonra Xiren’e döndü. “Başka bir yere mi kaldırdın?”
“Neyi?” diye sordu Xiren.
“Geçen gün aldığım altın Tekboynuz’u.”
“Her yere yanında götürüyordun. Neden bana soruyorsun?” dedi Xiren.
Baoyu üzüntüyle ellerini kenetledi. “Ah, kaybettim! Şimdi nereden bulacağım?”
Çıkıp aramak için ayağa kalktı. O anda Xiangyun biraz önce dışarıda buldukları o Tekboynuz’u Baoyu’nün düşürdüğünü anladı.
“Ne zamandan beri sendeydi?” diye sordu.
“Birkaç gün oluyor. Tüh! Bir daha onun gibisini bulamam. Asıl sorun, ne zaman kaybettiğimi bilmemem. Ah! Ne aptalım!”
“Bir süs eşyası için mi bu kadar üzülüyorsun?” diye sordu Xiangyun. “Neyse ki daha önemli bir şey değilmiş!” Sonra avucunu açtı. “Bak! Bu mu yoksa?”
Baoyu görünce çok sevindi.
Devamı gelecek bölümde anlatılıyor.
32. BÖLÜM
Baoyu yanlış kişiye itirafta bulununca şaşkına döner.
Utanç Jinchuan’ı intihara sürükler.
Altın Tekboynuz’u gören Baoyu’nün çok sevindiğini söylemiştik. Uzanıp Xiangyun’den hevesle aldı.
“Senin bulmam şaşılacak şey! Neredeydi?”
“Neyse ki kaybettiğin şey buymuş. Bir gün resmî mührünü kaybedersen, o zaman ne olacak?”
“Ah, resmî mühür de bir şey mi?” dedi Baoyu. “Böyle bir şeyi kaybetmek çok daha önemli.”
Bu arada Xiren çayları koyuyordu.
“Önceki gün güzel haberlerini duydum.” dedi Xiangyun’e çayını verirken. “Tebrikler!”
Xiangyun kızardığını göstermemek için fincanının üzerine eğildi ve cevap vermedi.
“Utanacak ne var?” dedi Xiren. “Yıllar önce Büyükanne Jia’nın dairesindeki küçük oyukta beraber yattığımız bir gece bana söylediklerini unuttun mu? O zamanlar utanmıyordun. Şimdi birdenbire ne oldu?”
Xiangyun’ün yüzü daha da kızardı. Zoraki bir şekilde gülümsedi.
“Hâlâ onu mu söylüyorsun?” diye karşı çıktı. “O zamanlar ne kadar yakındık. Sonra amcamın ilk karısı ölünce, ben eve dönmek zorunda kaldım; seni de Kuzen Bao’ya verdiler. Neden bilmem ama ondan sonra ne zaman buraya gelsem, seni bana karşı değişmiş buluyorum.”
Şimdi kızarıp itiraz etme sırası Xiren’e gelmişti.
“Asla!” dedi Xiren. “Burada yaşamak için ilk geldiğinde hep bana ‘kardeşim,’ ‘sevgili kardeşim’ derdin. Saçını taramamı ya da yüzünü yıkamamı istediğinde tatlı dille söylerdin. Ama şimdi her şey değişti. Artık genç bir hanım oldun, değil mi? Hem bana bir hanım gibi davranıp hem de aynı samimiyette olmamı bekleyemezsin.”
“Buda aşkına! Bu haksızlık!” dedi Xiangyun, gerçekten içerleyerek. “Sana hanım gibi davranmaktansa ölmeyi tercih ederim. Bu korkunç sıcakta buraya kadar geldim ve ilk görmek istediğim kişi sen oldun. Bana inanmıyorsan Cuilu’ya sor. O sana söylesin. Evde hep seni ne kadar özlediğimi söylüyorum.”
Xiren ve Baoyu güldüler.
“Üzme kendini, şaka yaptım! Ne telaşelisin.”
“Söylediğin şeyin ne kadar yaralayıcı olduğunu kabul etmeyip bir de bana telaşeli mi diyorsun?”
Bunu söylerken ipek mendilin düğümünü açıp küpelerden birini çıkardı. Xiren’e verince genç kadın çok duygulandı.
“Aslında benim aynısından vardı.” dedi. “Geçen gün küçük hanımlara gönderdiğinde bana vermişlerdi. Ama özellikle buraya kadar getirdiğin için çok düşüncelisin! Demek beni unutmadın! Böyle küçük şeyler bile nasıl biri olduğunu gösteriyor. Çok büyük bir değeri olmadığını biliyorum. Önemli olan ardındaki düşünce.”
“Gönderdiğimi sana kim verdi?” diye sordu Xiangyun.
“Bayan Baochai.” dedi Xiren.
“Ah!” dedi Xiangyun. “Demek Bayan Bao’ymış, ben de Bayan Lin olduğunu sanmıştım. Evdeyken Baochai’in bütün kuzenlerimin içinde en iyisi olduğunu düşünürdüm. Aynı anneden doğmamamız ne üzücü! Kardeş olsaydık, o zaman yetim olmak o kadar kötü bir şey sayılmazdı.”
Bunları söylerken, göz kapakları kızardı, neredeyse ağlayacaktı.
“Tamam, tamam!” diye bağırdı Baoyu. “Böyle konuşma!”
“Niye ki?” dedi Xiangyun. “Ben senin derdini biliyorum. Kuzen Lin duyar, Kuzen Bao’yı övdüğüm için yine bana kızar diye korkuyorsun. Bu yüzden endişeleniyorsun, değil mi?”
“Ah Bayan Yun! Hâlâ eskisi gibi dobrasın!” dedi Xiren, gülerek.
“Hep söylerim, siz kızlarla konuşmak ne kadar da zor!” dedi Baoyu. “Haklıymışım!”
“Böyle konuşup da beni kızdırma, kuzen. Bizimle dilediğin şekilde konuşabilirsin ama Kuzen Lin’e karşı dikkatli olmalısın.”
“Boş ver bunu şimdi!” dedi Xiren. “Senden bir şey isteyeceğim.”
“Nedir o?” dedi Xiangyun.
“Bir çift terlik yapmaya başlamıştım ama son bir iki gündür pek iyi olmadığımdan bitiremedim. Senin yapacak zamanın var mı?”
“Ne tuhaf bir istek!” dedi Xiangyun. “Onca becerikli hizmetçinin haricinde, bu evde tüm gün çalışan terzileriniz ve nakışçılarınız var. Neden benden istiyorsun? Onlar seni geri çevirmezler ki?”
“Ne diyorsun sen?” dedi Xiren. “Bu dairedeki dikiş işlerinin hiçbiri terziler tarafından yapılmıyor. Bunu biliyor olmalısın.”
Xiangyun bu terliklerin Baoyu için olduğu sonucunu çıkardı.
“Peki.” dedi. “O zaman senin için ben yaparım. Ama bir şartla: Eğer sen giyeceksen. Başkası içinse yapamam.”