Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası I. Cilt (страница 26)
“O nasıl söz!” diyerek güldü Xifeng. “Bizler büyükbabamızın şöhretine uygun yaşamaya çalışan fakir memurlarız. Bu ev geçmişten kalan boş bir kılıftan başka bir şey değil. Bilirsiniz, ‘İmparator’un bile fakir akrabaları vardır.’ derler. Bizde de durum fazlasıyla böyle.”
Sonra Bayan Zhou’ya dönüp Wang Hanım’a haber verip vermediğini sordu.
“Hayır, hanımefendi. Sizin talimatınızı bekliyordum.” diye cevap verdi Zhou.
“Git bir bak bakalım, o zaman. Eğer misafiri varsa boş ver. Ama müsaitse misafirlerimiz olduğunu bildir, bakalım ne diyecek.”
Bayan Zhou bu talimat üzerine dışarı çıkınca, Xifeng hizmetçilere Baner için şekerleme getirmelerini söyledi. Liu nine ile havadan sudan konuşurlarken, Pinger birkaç hizmetkârın işleriyle ilgili rapor vermeye geldiklerini bildirdi.
“Misafirim var. Akşam gelsinler.” dedi Xifeng. “Ama işi acil olan varsa, al içeri.”
Pinger dışarı çıktı, sonra tekrar gelip “Çok önemli bir şey yokmuş, gönderdim onları.” dedi.
Tam o anda Bayan Zhou geri geldi.
“Hanımefendi bugün müsait değilmiş.” dedi. “Sizin misafirlerle ilgilenmenizi ve geldikleri için teşekkür etmenizi istedi. Eğer sadece bir ziyaretse ekleyecek bir şeyi olmadığını ama diyecekleri özel bir şey varsa size demelerini söyledi, hanımefendi.”
“Özel bir şey yok.” dedi nine. “Sadece Hanımefendi’yi ve Bayan Lian’i görmeye geldim. Akraba ziyareti.”
“Peki, o hâlde.” dedi Bayan Zhou. “Bir şey varsa ikinci hanımımıza söyleyebilirsiniz, Hanımefendi’ye söylemenizden bir farkı yok.”
Bayan Zhou bunu söylerken büyükanneye göz kırptı. Yaşlı kadın bunun manasını gayet iyi anladı ve utançla yüzü kızardı. Konuşmayacaksa ne diye gelmişti? Gururunu ayaklar altına alıp gelme nedenini açıkladı.
“Aslına bakarsanız, daha ilk karşılaşmamızda bu meseleyi açmamam lazımdı, hanımefendi. Ama onca yoldan geldiğime göre açık açık konuşsam daha iyi olacak.”
Tam o sırada dış kapıdan uşakların sesi geldi: “Doğu Konağı’ndan genç efendimiz geldi!”
El işaretiyle büyükannenin konuşmasını kesen Xifeng, “Tamam. Bana söylemenize gerek yok.” dedi. Sonra, “Efendiniz Rong nerede?” diye sordu. Dışarıdan ayak sesleri geldi ve on yedi-on sekiz yaşlarında, fidan boylu, yakışıklı bir genç içeri girdi. Kürkler içindeki ince ve zarif delikanlı pahalı bir kıyafet giymiş, taşlı bir kuşak ve görkemli bir şapka takıyordu. Bu erkeğin varlığından fena hâlde çekinen Liu nine otursun mu, yoksa ayakta mı dursun bilemeyip saklanacak bir yer aradı. Xifeng onun bu rahatsızlığına güldü.
“Siz ona aldırmayın; yerinizde oturun. O benim yeğenim.” dedi.
Nine bir sağa, bir sola sallanarak sedirin ucuna ilişti.
Jia Rong yengesini selamladıktan sonra, “Babam yarın önemli bir misafir bekliyor, bizim sobalı sedirde kullanmak için Wang amcanın karısının sana verdiği cam paravanı ödünç istiyor. Hemen geri vereceğiz.” dedi.
“Çok geç kaldınız.” diye cevap verdi Xifeng. “Daha dün başka birine verdim.”
Jia Rong tatlı tatlı gülümseyerek sedirin yanında diz çöktü. “Eğer vermeyecek olursan doğru dürüst isteyemedim diye babamdan dayak yiyeceğim. Haydi ama yenge, yeğenine merhamet et!”
Xifeng alaylı alaylı güldü.
“Hepiniz bizim ailenin eşyalarının çok özel olduğunu sanıyorsunuz. Sizin de orada bir sürü şeyiniz var ama illa bizimkilere göz dikiyorsunuz.”
“Lütfen, yenge! Acı bana!” diyerek güldü Jia Rong.
“Ufacık bir kırık olursa senin derini yüzerim!”
Pinger’a üst kattaki odanın anahtarını getirmesini ve paravanı taşıyacak güvenilir hizmetkârlar bulmasını söyledi.
“Ben taşıyacak birilerini getirdim.” diye araya girdi Jia Rong, sevinçten gözleri ışıldayarak. “Dikkatli olmalarını sağlarım.” Ve hemen odadan fırlayıp çıktı.
Xifeng birden bir şey hatırlamış gibi arkasından seslendi.
Avludaki hizmetkârlar,
“Küçük bey, sizi içeri çağırıyorlar!” diye bağırdılar.
Delikanlı koşarak geri geldi, esas duruşta yengesinin talimatını bekledi, gülümseyerek. Xifeng ağır ağır çayından bir yudum aldı, kısa bir süre düşündükten sonra bir kahkaha attı.
“Neyse boş ver. Yemekten sonra yine gel. Şimdi misafirim var, sana anlatacak durumda değilim.” dedi.
Jia Rong keyifle gülümseyerek yavaş yavaş dönüp çıktı.
Bu zaman süresince kendisini toparlama fırsatı bulan Liu nine tekrar konuşmasına başladı.
“Bugün küçük yeğenini buraya getirme nedenim, evde anne ve babasının bir lokma bile yiyecekleri olmaması. Kış da geliyor, her şey daha beter olacak. Bu yüzden yeğenini senden yardım istemeye getirdim.” dedi ve Baner’ı hafifçe dürttü. “Baban buraya gelince ne söylemeni istemişti? Bizi neden gönderdi? Şeker yemen için mi?”
Xifeng yaşlı kadının ne için geldiğini anlamıştı ve söylemek istediklerini doğru dürüst ifade etmekte zorlandığını görünce zarafetle gülümsedi.
“Başka bir şey söylemene gerek yok. Anlıyorum.” dedi ve Bayan Zhou’ya dönüp, “Büyükanne bir şeyler yedi mi?” diye sordu.
“Bu sabah kalkıp hemen yola koyulduk, yemek yemeyi düşünecek zaman olmadı.” diyerek araya girdi nine.
Xifeng misafirlere yemek getirilmesini emretti. Bayan Zhou bu emri iletti ve doğu tarafındaki odaya onlar için sofra kuruldu.
“Zhou, canım!” dedi Xifeng. “Onlara refakat edip istedikleri gibi yiyip içiyorlar mı diye kontrol eder misin? Ben eşlik edemeyeceğim.”
Bayan Zhou onları doğu odasına götürünce Xifeng onu geri çağırıp, “Burada olduklarını söylediğinde Wang Hanım ne dedi?” diye sordu.
“Esasında bu aileyle bir akrabalıkları olmadığını, yıllar önce sizin büyükbabanız ile onlarınki beraber çalışırlarken sülaleye kabul edildiklerini söyledi. Son birkaç yıldır pek ortalarda görünmüyorlarmış ama eskiden ziyarete geldiklerinde onları eli boş göndermezlermiş. Bugün de iyi niyetle ziyarete geldiklerine göre onlara iyi davranmalıymışız. Eğer istedikleri bir şey olursa, onlar için ne yapılacağının kararını size bıraktı.”
“Elbette!” dedi Xifeng, bu sözler üzerine. “Nasıl bizim sülaleden olabilirler hiç anlayamıyorum; ben haklarında hiçbir şey duymadım.”
Onlar konuşurlarken Liu nine yemeğini bitirip ağzını şapırdatarak geri geldi, yemek için teşekkür etti.
“Oturun.” dedi Xifeng, gülümseyerek. “Size söyleyeceklerim var. Biraz önce bana ne söylemek istediğinizi anladım. Biz akraba olduğumuza göre, sıkıntıda olduğunuz zaman yardım etmek için kapımıza kadar gelmenizi beklememeliydik. Ama bu ailede halledilmesi gereken çok fazla sorun var ve Hanımefendi de artık iyice yaşlanmaya başladığı için bazı şeyleri unutuyor. Ben evin idaresini devraldığım zaman, akrabalık ilişkilerimizin hepsini bilmiyordum. Hem uzaktan bakıldığında refah içinde görünsek de insanlar bizimki gibi büyük bir ailenin kendine göre zorlukları olduğunu anlamıyorlar. Söylesen inanmazlar ama öyle. Bu kadar uzak yoldan geldiğiniz ve ilk kez yardım istediğiniz için sizi eli boş gönderemeyiz. Neyse ki Hanımefendi hizmetkârlar için kıyafet diktireyim diye dün bana yirmi tael gümüş vermişti, henüz dokunmadım. Çok az olduğunu düşünmezseniz, alabilirsiniz.”
Xifeng’ın zorluklardan söz ettiğini duyan nine hiçbir ümit olmadığı sonucuna varmıştı. Ama yine de yirmi tael gümüş verileceğini öğrenince yüzü keyifle aydınlandı.
“Ah!” diye bağırdı. “Ben ne zorluklar çektiğinizi biliyorum. Ama ne derler bilirsin, ‘Aç bir deve şişman bir attan büyüktür.’ Ne kadar olursa olsun, sizden gelecek tek bir kıl bizim gibi fakirlerin belinden kalındır!”
Bu sözlerinin kabalığından dehşete kapılan Bayan Zhou, telaşla yaşlı kadına susması için kaş göz işareti yapıyordu. Ama Xifeng hiç aldırmayıp sadece güldü. Pinger’yı yirmi tael gümüşü paket yapması ve biraz da nakit para getirmesi için gönderdi. Bunlar yaşlı kadının önüne kondu.
“İşte yirmi tael gümüş.” dedi Xifeng. “Şimdilik çocuklara kışlık kıyafet diktirmek için alın bunu. Eğer geri çevirecek olursanız, gücendiğinizi düşünürüm. Nakit parayla da bir araba tutarsınız. Başka sefere yapılacak daha iyi bir işiniz olmadığında bir iki gün kalmaya gelin. Artık geç oldu, sizi daha fazla alıkoymayayım. Evdeki herkese selamlarımı söyleyin.”
Ayağa kalktı. Liu nine içtenlikle teşekkür ederek gümüşleri ve parayı aldı; Bayan Zhou’nun peşinden hizmetkârların evlerine doğru gitti.
“Hayret doğrusu!” diye bağırdı Bayan Zhou, yeterince uzaklaştıklarında. “Ne oldu da ilk karşılaştığınızda tek kelime edemedin, dilin çözülünce de yeğenin aşağı, yeğenin yukarı deyip durdun! Böyle dediğim için alınma ama çocuk öz bir yeğen olsa bile, akrabalıklardan söz ederken ölçülü olman gerekir. Küçük Bey Rong onun yeğeni, bir hanımefendi ancak öyle birine yeğenim der. Baner gibi biri nasıl onun yeğeni olacakmış, bilmem!”
“Sevgili kardeşim!” dedi nine, gülerek. “O tatlı şeyi orada otururken görünce o kadar hoşuma gitti ki dilim tutuldu.”
Konuşa konuşa Bayan Zhou’nun evine geldiler, bir süre de orada oturdular. Liu nine Zhou’nun çocukları şeker alsınlar diye bir gümüşlük bırakmak istedi ama Bayan Zhou duymak bile istemeyerek reddetti. Yaşlı kadın bir sürü minnet ifadesiyle oradan ayrılıp yine konağın arka kapısından çıkarak yola koyuldu.
O gittikten sonra neler olduğunu öğrenmek için bir sonraki bölümü okuman gerekiyor.
Bolluk içindeyken bağışlar rahatça dağıtılır.
Derinden minnet duyan biri akraba ve dosttan daha evladır.
7. BÖLÜM