Varsın yakıştırsın onlar birbirlerine
Altın ile yeşim taşını;
Ben hâlâ hatırlarım çiçekle taş arasındaki o eski andı.
Kristal karın saf ve soğuk güzelliğine,
Gözlerim boşu boşuna baktı.
Nasıl unuturum dünyadan çekip giden,
Ormandaki yapayalnız periyi?
Bilirim tabii,
Her iyide bir kusur olabildiğini!
Avutamaz asla hüzünlü zihnimi,
Bu kadar nazik, bu kadar iyi bir eş dahi.
Periler diyarının ölümsüz çiçeğidir biri,
Güzel bir yeşim taşıdır, lekesiz, diğeri, Eğer yazgılı değilse birliktelikleri,
Nedendir bu hayatta tesadüf etmeleri?
Madem yazgılıydı beraberlikleri,
Neden bir sonuca varmaz sevgileri?
Boşuna ah edip durur yalnızken biri,
Beyhude özlem duyar diğeri;
Biri tıpkı suya yansıyan ay gibi,
Aynadaki çiçeğe benzer öteki.
Ne kadar gözyaşı taşıyabilir zavallı gözleri?
Sonbahardan kışa, bahardan yaza dek akabilir mi?
Baoyu bu bağlantısız ve esrarlı şarkılarda bir güzellik bulamadı ama dokunaklı melodisi ruhunu mest etti. Bu yüzden anlamını araştırmaya ya da şarkıların nereden geldiğini sormaya hiç yeltenmeden, hüznünü dağıtmak için bir süre dinlemeye devam etti. Şarkıcılar söylemeye devam ettiler.
Şan şeref doruktayken çok sevinir,
Lanet ölüm işte o zaman gelir;
Dehşet içinde açılarak gözleri,
Can verirken ardında bırakır her şeyi.
Uzaktadır burnunda tüten memleketi,
Rüyasında anne ve babasına der ki:
“Yavrunuz ölümün kollarına gitti;
Ah ailem, siz de göze almayın riski,
Hemen bir yol bulun kaçmak için geri.”
Rüzgârda, yağmurda kilometrelerce sürmelidir teknesini,
Eviyle, ailesiyle koparıp ayırır kendisini;
Ama düşünür, kalan yıllarında hasret yaşları dökeceğini;
“Sakın düşünmeyin yavrunuz için acı çekmeyi.
İyi ve kötü şans alına yazılıdır eskiden beri,
Ayrılıklar ve birleşmeler yazılmamış olabilir mi?
Uzak düşmüş olsak da birbirimizden şimdi,
Yine de yaşamalıyız mutlu ve neşeli.
Değersiz kızınız evden gitti,
Artık onun için üzülmekten durun geri!”
Ailesi öldüğünde daha beşikteydi,
Varlık içinde olsa da onu kim sevecekti?
Çok cesur ve açık yürekli doğdu neyse ki
Kalbinde gizli duygular besleyecekti.
Sanki rüzgârın ve ay ışığının yıkadığı kristal bir evdi,
Yetenekli ve yakışıklı bir kocayla evlendi.
Onunla uzun yıllar yaşayabilirdi,
Acı çocukluk anılarını silerdi!
Ah, dağıldı bulutlar Gaotang üzerindeki,
Xiang Nehri’nin suları kurudu ne yazık ki!
Ölümlü insanın budur kaçınılmaz kaderi,
Boşu boşuna dövünmemeli.
Doğuştan bir orkide gibi çekici,
Hünerleriyle âdeta bir peri,
O kadar tuhaftır ki az bulunur benzeri.
İğrençtir onun için zengin yiyecekleri,
Aşağılık bulur şatafatlı giysileri.
Ama dünya kıskanır asili,
Ve küçümser aşırı iffeti!
Solgun ışığında tapınağın ömrü solup gidecekti,
Tadılmadan bitecekti ilkbaharın tüm lezzeti.
Senin sonun da bayağı, kirli ve dünyevi,
Tıpkı çamura düşen lekesiz bir yeşim taşı gibi.