реклама
Бургер менюБургер меню

Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası I. Cilt (страница 18)

18

Baoyu sırıtarak başını salladı ama dadılarından biri itiraz etti.

“Bir amcanın, yeğeninin karısının odasında uyuması duyulmuş şey midir?”

“Hayret doğrusu!” diyerek güldü Keqing. “Kızmasına hiç aldırmadan söylüyorum, o daha bir çocuk. Böyle tabular bu yaşta geçerli değildir. Geçen ay buraya gelen erkek kardeşimi görmediniz mi? O da Baoyu amcayla aynı yaşta; hatta yan yana dursalar eminim çok daha uzundur.”

“Ben neden onu hiç görmedim?” diye sordu Baoyu. “Buraya getir de bir göreyim.”

Kadınlar bir kahkaha kopardılar.

“Kilometrelerce uzağa gitti, nasıl getireyim? Bir gün nasıl olsa görürsün.”

Genç kadının odasına geldiklerinde, daha eşikte tatlı bir parfüm kokusu burunlarını doldurdu. Gözleri buğulanan Baoyu’nün kemikleri yumuşadı.

“Ne güzel bir koku!” diye bağırdı birkaç kez, arka arkaya.

İçeri girince, duvarda Tang Yin’in İlkbahar Uykusu adlı tablosunu gördü. İlkbaharda henüz tomurcukları açmamış yaban elması ağaçlarının altında bir kadın uzanmış yatıyordu. İki kenarında, Song Hanedanlığı döneminden şair Qin Guan’ın dizeleri yazılıydı:

Bahar soğuğu hüzünlü bir uykudaki tomurcukları sarmalar; Erkeklerin burnuna dolan koku şarabın parfümüdür!

Masanın üzerinde, bir zamanlar Wu Zetian’in18 Aynalı Salonu’nu süsleyen eski bir ayna duruyordu. Yanında duran ve eskiden Uçan Kırlangıç Zhao Feiyan’in19 üzerinde dans ettiği altın tepside, hain An Luşhan’ın20 şaka olsun diye güzeller güzeli Yang Guifei’ye21 fırlatıp dolgun, beyaz göğsünü morarttığı ayva vardı. Odanın bir ucunda Hanzhang Sarayı’nda Prenses Shouyang’ın uyuduğu, taşlarla süslü bir sedir duruyor, üzerinden Prenses Tongchang tarafından inci iplerden yaptırılmış bir perde sarkıyordu.

“Burası çok güzel!” diye bağırdı Baoyu, birkaç kez, memnuniyet içinde.

“Benim odam, tanrıçalara layıktır!” dedi Keqing gururla gülümseyerek.

Bu sözlerden sonra efsanevi Xi Shi tarafından yıkanan bürümcük bir örtüyü kendi elleriyle yaydı ve Hongniang’ın22 tutkulu hanımı için taşıdığı gelin yastığını düzeltti. Sonra dadılar ve hizmetçiler Baoyu’yü yatırdılar ve yanında sadece dört hizmetçi, Xiren, Meiren, Qingwen ve Sheyue’yi bırakıp çıktılar. Keqing onlara, dışarıda verandada bekleyip kedilerin birbirleriyle dalaşmalarına izin vermemelerini söyledi.

Baoyu gözlerini kapatır kapatmaz uykuya daldı. Rüyasında Keqing önünde süzülüp gidiyordu. Kendisi de uyuşuk ve kararsız adımlarla onu izliyordu; uzun bir yoldan sonra yeşil ağaçların ve berrak derelerin arasında, kırmızı tırabzanları olan mermer bir taraçaya geldiler. Burası o kadar temiz ve pürüzsüz bir yerdi ki sanki hiç ayak basılmamış, rüzgârda sürüklenen toz zerresi bile düşmemişti.

Rüyasında hâlinden çok hoşnuttu.

“Burası ne kadar güzel!” diye düşündü. “Keşke bütün hayatımı burada geçirebilsem! Evimden uzak kalmam gerekse de bu fedakârlığa razıyım; burada olmak babamın, annemin ve öğretmenimin baskıları altında yaşamaktan çok daha iyi.”

Bu düşünceler içindeyken birden birisinin, bir tepenin arkasında şarkı söylediğini duydu.

Bahar rüyası bulutlarla uçup gitti; Çiçekler derelerde sürüklendi; Genç âşıklar beni dinleyin, Boşuna aşk acısı çekmeyin.

Baoyu bunun bir kız sesi olduğunu anladı ve daha şarkı bitmeden çok güzel bir kızın, sesin geldiği taraftan süzülür gibi yaklaştığını gördü. Sıradan bir ölümlüye hiç benzemiyordu. Onu gayet güzel anlatan bir şiir vardır:

Söğüt evinden çıkıp çiçeklerin içinden geçiyor; Gelişiyle bahçedeki ağaçlara tüneyen kuşları ürkütüyor; Verandaya değen gölgesi yakınlarda olduğunu haber veriyor! İşte peri kıyafeti rüzgârda çırpınıyor! Misk ve orkide kokan parfümü havada süzülüyor; Lotusa benzer elbisenin her hışırtısıyla yeşim küpeleri çınlıyor; Gamzeli gülüşü sanki baharda açan şeftali çiçeği; Mavi siyah saçları bulut kümesine benziyor. Aralık dudakları âdeta kiraz gibi, Nar tanesi dişleri tatlı soluğunu gizliyor. Bakılası güzelim ince beli Rüzgârda sürüklenen kara benziyor. İnci ve zümrüt saç süslemeleri, Altın rengi alnını gölgede bırakıyor. Çiçeklerin arasından bir görünüp bir kayboluyor, Kâh sinirli kâh neşe saçıyor, Sanki kanatlı gibi gölün üzerinde süzülüyor. Hilale benzer çatılı kaşları gülüşünü saklıyor; Konuşuyor ama sanki hiç ses çıkarmıyor; Lotusa benzer ayakları süzülüyor; Duruyor ama sanki uçmaya hazırlanıyor. Yeşim gibi lekesiz teni âdeta buzla rekabet ediyor; İhtişam içindeki görkemli kıyafeti ışıltılar saçıyor. Tatlı yüzü kokulu bir maddeden sanki, Ya da değerli bir taştan oyulmuş gibi. Havalanan bir Anka kuşuna mı yoksa dragona mı benziyor? Ya iffeti? Karın içinden görünüveren erik çiçeği gibi, Ya saflığı? Tıpkı sonbahar orkidesi, çiylerle bezeli. Issız bir vadideki çam ağacına benziyor sükûneti. Peki güzelliği? Durgun suya yansıyan bulut, kızıl kahverengi. Hele zarafeti, bir derede kıpır kıpır dragon gibi; Nezaketi serin bir nehre düşen ay ışığı sanki. Xi Shi’yi utandırır, Wang Qiang’ın kızarır yüzü; Nerede doğmuş, hangi soydan gelir bu güzeller güzeli? Kuşkusuz periler diyarında yok eşi benzeri, Cennetin mor bahçelerinde var mı bir dengi? Kim olabilir bu güzel sahi?

Bu perinin ortaya çıkmasına çok sevinen Baoyu, onu selamlamaya gitti büyük bir hevesle.

“Söylesene sevgili peri, nereden gelip nereye gidiyorsun?” dedi gülerek. “Ben yolumu kaybettim. Rica etsem bana rehberlik eder misin?”

“Benim evim Hüzün Denizi’ndeki Ayrılık Acısı Diyarı’nda.” diye cevap verdi peri, gülümseyerek. “Büyük Boşluk Hayalî Diyarı’ndaki İlkbahar Uyanışı Dağı’nda bulunan Yayılan Koku Mağarası’ndan Uyarıcı Görüntü Perisi’yim. Tozlu dünyadaki aşk maceraları, karşılıksız sevgiler, kızların kalp kırıklıkları ve erkeklerin arzuları üzerinde çalışıyorum. Son zamanlarda buralarda eski devir âşıklarının yeniden canlandıklarını duydum, onlardan aşk ve özlem alıp uygun yüreklere dağıtma fırsatı bulabilirim belki diye geldim. Seninle burada karşılaşmamız tesadüf değil! Benim evim çok uzak sayılmaz. Bir fincan kendi ellerimle topladığım narin tomurcuk çayı ve bir testi kendi yaptığım lezzetli şaraptan, birkaç yetenekli şarkıcı ve dansçıdan, Kızıl Odanın Rüyası adında on iki yepyeni peri şarkısından başka sana verebileceğim hiçbir şey yok. Benimle gezintiye gelmez misin?”

Bu teklife çok sevinen Baoyu, Keqing’i unutup perinin peşine düştü. Büyük bir taş kemere geldiler. Üzerinde büyük harflerle “Büyük Boşluk Hayalî Diyarı” yazıyordu. Kenarlardaki iki sütunun üzerinde şu sözler vardı: