Samed Behrengi – Samed Behrengi Bütün Öyküleri (страница 4)
“Buna rağmen, yine de gitmek mi istiyorsun?”
“Evet, ne olursa olsun gitmeliyim.”
Çok geçmedi; uzak bir yerden gelen Küçük Kara Balık’ın nehrin sonunu bulmak için yola çıktığı ve pelikandan hiç korkusunun bulunmadığı söylentisi balıklar arasında yayıldı. Ufak balıklardan birkaç tanesi de bu yolculuğunda ona katılmaya niyetlendi, ama büyüklerinden korkularından bunu dile getiremediler. Birkaç tanesi de şu fikirdeydi:
“Eğer yolda pelikan olmasa seninle birlikte giderdik, ama pelikanın kesesinden korkuyoruz.”
Nehrin kenarında bir köy vardı. Köydeki kadınlar ve kızları, nehrin suyunda bulaşık ve çamaşırlarını yıkıyordu. Küçük Kara Balık bir süre bunların seslerine kulak kabarttı, bir müddet de suda yüzmekte olan çocuklara baktı, sonra yoluna devam etti. Gitti, gitti, gitti, sonunda gece oldu. Bir taşın altına girip uyudu. Gecenin bir yarısı uyandı, baktı ki ay çıkmış ve her yeri aydınlatmakta, mehtap suyun yüzeyine yansıyor.
Küçük Kara Balık ayı çok severdi. Mehtabın suya yansıdığı gecelerde, yuvalarındaki yosunların arasından süzülüp dışarı çıkmak ve ay dede ile sohbet etmek isterdi. Ama annesi her seferinde uyanıp onu yeniden yosunların altına sokar ve yeniden uyuturdu.
Küçük Kara Balık sudaki ayın yansımasına yaklaştı:
“Merhaba, benim güzel ay dedem!”
Ay:
“Merhaba Küçük Kara Balık! Senin ne işin var buralarda?”
“Dünyayı geziyorum.”
“Ama dünya çok büyük, her yerini gezip görmen mümkün değil.”
“Olsun, ben de gidebildiğim yerleri görürüm.”
“Sabaha kadar senin yanında kalmak isterdim, ama koca bir siyah bulut yaklaşıyor, önüme geçip ışığımı kapatacak.”
“Güzel ay dede! Ben seni çok seviyorum. Senin ışığın hep yüzüme vursun isterdim.”
“Balıkçığım! Doğrusunu istersen benim kendi ışığım yok. Güneş, ışığından bana gönderiyor, ben de o ışığı yeryüzüne yansıtıyorum. Hem hiç duymuş muydun sen; insanlar birkaç seneye kadar uçup bana ulaşacak ve üzerime konacaklar?”
“Ama bu imkânsız…”
“Zor bir iş bu, ama insanlar bir şeyi yapmak istediklerinde…”
Ay sözlerini tamamlamaya fırsat bulamadı. Kara bulutlar gelip ayın ışığını kesti ve gece bir kez daha karardı; Küçük Kara Balık da böylece tek başına ve yapayalnız kaldı. Birkaç dakika, öylece durup karanlığı seyretti. Sonra da taşın altına girdi ve uyudu.
Sabah erkenden uyandı, başucunda birkaç tane ufak balık toplanmış, fısır fısır bir şeyler konuşmaktaydı. Küçük Kara Balık’ın uyandığını görünce, tek ağızdan, “Günaydın!” diyerek selamladılar onu.
Küçük Kara Balık onları hemen tanıdı:
“Günaydın. Sonunda siz de peşimden yola düştünüz!”
Ufak balıklardan biri:
“Evet, ama korkumuz henüz geçmedi.”
Bir başkası:
“Pelikan kuşunu düşünmek rahatımızı kaçırıyor.”
Küçük Kara Balık:
“Siz çok fazla kafaya takıyorsunuz. Sürekli bunu düşünmek doğru değil. Yola çıktığımızda, korkunuz tamamen geçer.”
Ama tam yola koyulacakları sırada, çevrelerindeki suyun yükseldiğini ve üstlerini kapadığını fark ettiler. Her yer kararmıştı ve kaçıp kurtulabilecek bir yer de görünmüyordu. Küçük Kara Balık, pelikanın kesesinin içine düştüklerini anladı hemen.
Küçük Kara Balık:
“Arkadaşlar! Pelikanın kesesinin içine düştük, ama kurtuluş yolumuz da tamamen kapanmış sayılmaz.”
Ufak balıklar ağlayıp inlemeye başladılar. İçlerinden biri:
“Buradan kaçış yolu yok artık. Bu senin suçun, bizi aldattın ve yoldan çıkardın!”
Bir başkası:
“Şimdi hepimizi yutacak, işimiz bitti artık!”
Bir anda korkunç bir kahkaha sesi etrafı kapladı, gülen pelikan kuşuydu:
“Ne de ufak balıklar yakalamışım! Hah hah hah… Sizin için gerçekten üzülüyorum! Hiç içim elvermiyor sizi yutmaya! Hah hah hah…”
Ufak balıklar yalvarıp yakarmaya başladılar:
“Çok sayın pelikan bey hazretleri! Biz sizin methinizi epey zamandır duyuyorduk. Lütfeder de mübarek gaganızı biraz aralayabilirseniz, biz de dışarı çıkarız ve sonsuza kadar sağlığınız için duacı oluruz.”
Pelikan:
“Ben sizi hemen yutup mideme indirmeyeceğim, birikmiş balığım var zaten şimdi, aşağıya doğru bir bakın…”
Kesenin içinde birkaç tane irili ufaklı balık daha vardı. Ufak balıklar:
“Saygıdeğer pelikan hazretleri! Biz bir şey yapmadık, suçsuzuz biz. Bu Küçük Kara Balık bizi yoldan çıkarıp kandırdı…”
Küçük Kara Balık:
“Korkaklar! Bu hileci kuşun yalvarıp yakarmanıza bakıp, sizi serbest bırakacağını mı sanıyorsunuz?”
Ufak balıklar:
“Sen de ne dediğini hiç bilmiyorsun! Şimdi görürsün pelikan bey hazretlerinin bizi nasıl affedeceğini ve seni de midesine indireceğini.”
Pelikan:
“Evet, sizi affediyorum, ama bir şartla.”
Ufak balıklar:
“Şartınız nedir, efendim?”
Pelikan:
“Tekrar özgürlüğe kavuşabilmek için bu lüzumsuz balığı boğun!”
Küçük Kara Balık bir kenara çekildi ve ufak balıklara:
“Kabul etmeyin! Bu hileci kuş bizi birbirimize düşürüp birbirimize öldürtmek istiyor. Benim bir planım var…”
Ama ufak balıkların kafası, kendi dertleriyle o kadar yoğundu ki başka bir şey düşünmediler bile ve Küçük Kara Balık’ın başına üşüştüler. Küçük Kara Balık, kesenin arka tarafına çekildi ve kısık bir sesle:
“Korkaklar! Her hâlükârda kapana kısıldınız ve kaçabilecek yeriniz de yok. Gücünüz de bana yetmez hem.”
Ufak balıklar:
“Seni boğmak zorundayız, özgürlüğe kavuşmak istiyoruz.”
Küçük Kara Balık:
“Aklınız başınızdan uçup gitmiş sizin! Beni boğacak olsanız bile yine de buradan kurtulamayacaksınız ki! Aldanmayın ona!”
Ufak balıklar:
“Sen bu tür laflarla kendi canını kurtarmaya çalışıyorsun. Yoksa bizi hiç düşündüğün yok.”
Küçük Kara Balık:
“Peki, o zaman size nasıl kurtulabileceğinizi göstereyim; ben şu ölmüş balıkların arasına karışıp kendimi de ölü gibi göstereceğim. O zaman bakalım pelikan sizi bırakacak mı? Eğer dediklerimi kabul etmezseniz şu hançerimle sizi parça parça edeceğim veya pelikanın kesesini yırtıp dışarı çıkacağım, siz de…”