реклама
Бургер менюБургер меню

Платон – Devlet (страница 2)

18

Şunu da unutmamalıyız ki Devlet, Atina’nın ve onun politik, fiziksel felsefesinin ideal tarihini içerdiği düşünülen büyük bir çalışmanın üçüncü parçasıdır. Critias’ın parçaları; Truva ve Arthur’un hikâyelerinden sonra gelen dünyaca ünlü bir kurgunun doğuşuna ışık tutmuştur. Ayrıca, on altıncı yüzyılın ilk denizcilerine ilham olmuştur. Atlantis Adası halkına karşı Atinalıların savaşını konu alan bu mistik hikâyenin, Solon’un yarım kalan şiirinde geçiyor olması gerek. Bu hikâye, Antik Yunan yazıtları ve Homeros’un şiirleri ile yakın ilişkidedir. Perslerin ve Yunanların arasındaki çatışmayı yansıtan bir Özgürlük mücadelesi (Tim. 25 C) olarak anlatılırdı. Timeos’un girişinde, Critias’ın bölümlerinde ve Yasalar’ın üçüncü kitabında da Platon’un bu ileri savını nasıl ele aldığını görebiliriz. Niçin o harika fikirden vazgeçildiği konusunda yalnızca tahminde bulunabiliriz. Belki Platon, bu kurmaca tarih içindeki tutarsızlığa karşı hassaslaşmıştır ya da belki artık ilgisini çekmiyordur ya da belki de yılların deneyimi engel olmuştur bitirmesine. Bizler kendimizi, eğer ki bu hayalî anlatı bitirilseydi Platon’u Helenik bağımsızlığa (Yasalar III. 698) karşı bir sempati sergilerken Maraton kasabası ve Salamis üstünde bir zafer marşı söylerken bulabileceğimiz hayaliyle mutlu edebiliriz. Belki orada, Atina İmparatorluğunun büyüklüğünü seyrederken Heredot’un taklidini yaparak -“Atinalıların Yunanistan’daki diğer devletleri büyüklük olarak geçmesine yol açan bu ifade özgürlüğü ne kadar da cesur!” diye haykırırdı- ya da belki de Atina’nın eski düzeninin zaferine, Apollon ve Athena’nın lütfuna atıfta bulunurdu. (Critias, Giriş)

Yine, Çiçero’nun De Republica’sı, St. Augustine’in Tanrı’nın Şehri kitabı, Thomas More’un Ütopya’sı ve daha nice aynı şekilde yazılmış hayalî devletlerin hepsi Devlet’in içinde görülebildiği için Platon, epeyce büyük bir hayran kitlesinin şefi (ἀρχηγός) ya da lideri olarak kabul edilebilir. Aristo’nun ya da Aristocuların ona Siyaset bilimindeki borçlarının büyüklüğü pek göze çarpmadı. Bunun dile getirilmesi çok daha önemli çünkü Aristo’nun kendisi bunu dile getirmemişti. Bu iki filozof, aslında düşündüklerinden daha çok birbirlerine benziyorlardı ve muhtemelen, Aristo’nun yazılarındaki bazı Platonsal parçalar hâlâ fark edilmedi bile. İngiliz felsefesinde de birçok benzeşim fark edilebilir. Sadece Cambridge Platoncularında değil, Berkeley ve Coleridge gibi büyük ve özgün yazarlarda da Platon’un fikirlerine rastlanabilir. Ortada, zihnin hayal bile edemeyeceği deneyimlerden daha üstün bir doğru var: Bizim neslimizin hevesle ortaya koymuş olduğu ve daha da yer kazanmakta olan bir inanç. Rönesansla birlikte yeni fikirler ortaya koyan Yunan yazarların üstünde Platon’un tartışılmaz bir etkisi olmuştur. Platon’un Devlet’i aynı zamanda eğitim alanındaki ilk bilimsel tez olma özelliğini taşır. Milton, Locke, Rousseau, Jean Paul ve Goethe’nin yazıları da onun torunları sayılır. Dante ve Bunyan gibi, Platon da ölümden sonraki hayatı tasvir eder; Bacon gibi, bilginin ahengi karşısında büyülenmiştir; ilk kilisede teoloji ve siyaset edebiyatının uyanışı hakkında araştırmalar yapmıştır. Onun sözleri başka çağlarda ‘ikinci el’ (Semp. 215 D) olarak kullanıldığında bile, yüce doğalarının yansımalarını içlerinde gören insanları mest eder. O, felsefede, siyasette ve edebiyatta idealizmin babasıdır. Çağdaş düşünürler ve devlet adamlarının, bilginin bütünlüğü, hukukun üstünlüğü ve cinsiyetlerin eşitliği gibi fikirlerinin çoğu onun hayallerinin öngörüsüdür.

İlk olarak, adaletli ve alnı açık Kephalos’un ele aldığı, daha sonra da Sokrates ve Polemarkhos’un ele aldığı, Thrasymachus’un çizdiği ve Sokrates’in bir kısmını açıkladığı karikatürlerde geçen, Glaukon ve Adeimantos tarafından soyutlaştırılmış ve Sokrates tarafından üretilen ideal devlette tekrar tüm hatlarıyla görülebilen adaletin arayışıdır Devlet’in ana konusu. Yöneticilerin ilk görevi, Eski Yunan tarzıyla betimlenmiş; sadece yüksek bir seviyede ahlak ve din, öte yandan sadece basit düzeyde müzik ve jimnastik, erkeğe yakışır şekilde bir şiir ve de bireyle devlet arasındaki büyük uyumu içeren bir eğitim olmalıdır. Hâl böyle olunca biz de hiçbir vatandaşın bir şeyin ‘mutlak sahibi’ olmadığı, ‘evlenmenin ya da boşanmanın’ var olmadığı, ‘yöneticilerin filozoflar, filozofların yöneticiler’ olduğu, daha başka ve oldukça yüksek dereceli, dinî ve ahlaki bilgilerin yanında fen ve sanat bilgilerinin de öğretildiği, sırf gençlik yıllarını kapsayan değil hayat boyu süren bir eğitimin sürdürüldüğü yüce bir devlet fikrini düşünmeye itiliyoruz. Böyle bir devletin bu dünyada gerçekleştirilmesi çok zor ve yapılsa bile çabuk bozulur. Asker kökenli ve onuruna düşkün bir hükûmet ancak bu ideali başarabilir. Fakat sonrasında, bu sistem bozularak demokrasiye dönüşür, pek mümkün gelmese de demokrasinin, sonunda diktatörlüğe dönüşme ihtimali vardır. ‘Yaşam çarkı tam bir turu tamamladığında’ yeni bir hayat başlamaz insanlar için. En iyisinden en kötüsüne geçeriz ve tam orada her şey biter. Konumuz sonra hemen değişir ve Devlet’in önceki bölümlerinde daha az tartışılan şiir ve felsefe konuları gün yüzüne çıkar, bunlar hakkında nihayetinde bir çözüme varılır. Şiirin, gerçeklikten üç kez uzaklaştırılarak oluşturulmuş bir taklit olduğu ve diğer coşkulu ozanlarla birlikte Homer’in de bir taklitçi olarak hüküm giydirilip sürgüne mahkûm edildiği kanısına varılır. Ve devlet fikri, sonrasındaki yaşamın gösterilmesiyle desteklenir.

Kitabın bölümlere ayrılması, benzerlerinde olduğu gibi büyük ihtimalle Platon’dan sonra gerçekleşmiştir. Aslında bölümler beş tanedir; (1) Kitap 1 ve Kitap 2’nin “Glaukon ve Adeimantos’un zekâsına hep hayran kaldım.” cümlesiyle başlayan paragrafa kadarki kısmında, ilk bölümde popüler ve sofistike adalet fikirleri çürütülür ve bitişinde de bazı önceki Diyaloglar’daki gibi, hiçbir net sonuca varılmamış olunur. Bu şekilde, genel yargıya bağlı olarak bir adalet tanımlanmaya çalışılır ve şu soruya bir cevap aranır: Bütün o kalıplardan sıyrıldığı zaman, adalet nedir? İkinci bölüm (2), ikinci kitabın kalan kısmıyla birlikte, ilk devletin ve ilk eğitimin kurgusuyla ilgili olan üçüncü ve dördüncü kitabın tamamını içerir. Üçüncü bölüm (3) beşinci, altıncı ve yedinci kitapları kapsar. Bu bölümde ana konu adaletten ziyade felsefedir. İkinci devlet, bu bölümde komünizm ilkelerine göre kurulur ve filozoflar tarafından yönetilir. Doğruyu düşünme eylemi de sosyal ve siyasi erdemler seviyesindedir. Sekizinci ve dokuzuncu kitaplarda (4) devletlerdeki ve ona denk gelen bireylerdeki çarpıklıklar başarılı şekilde incelenir. Hazzın doğası ve diktatörlük ilkesi, birey bazında çözümlenir. Onuncu kitap ise (5) artık her şeyin sonuca vardığı yerdir. Şiirle felsefe arasındaki ilişkiler nihayet belirlenir. Vatandaşların hayattaki mutlulukları da artık garantilenmiş durumdadır ve şiirle felsefenin görüşleriyle taçlandırılır.

Ya da daha genel olarak iki parçaya bölünebilir; ilk kısım (I-IV. kitaplar), Eski Yunan’a ait din ve ahlak fikirlerine örtüşür şekilde bir devlet tanımı içerir, ikinci kısımda ise (V-X. kitaplar) Eski Yunan kafa yapısına sahip devlet, felsefenin ideal krallığına dönüşür. Bu krallığa göre bütün hükûmetler çarpıktır. Bu iki görüş birbirine tamamen zıttır ve bu zıtlık, sadece dâhi Platon tarafından aydınlatılır. Devlet, tıpkı Phaidros gibi (Phaidros’un giriş kısmında görebilirsiniz.) kusurludur. Felsefenin ulu ışığı, sonunda sönüp cennete giden bir Eski Yunan tapınağının nizamını delip geçer. (592 B) Bu noksanlığın, planın büyüklüğü yüzünden mi yoksa yazarın ortaya döktüğü unsurların, zihnindeki uyumsuz uyumu yüzünden ya da çalışmanın farklı zamanlarda birleştirilmesi yüzünden mi olduğu soruları da İlyada ve Odesa’nınki gibi sorulmaya değer ama yanıtı bulunamayan sorulardır. Platon zamanında düzgün bir yayın şekli yoktu ve hiçbir yazarın da yazıtını değiştirmeye ya da ona eklemeye gönlü elvermezdi. Zaten yazdıklarından da sadece birkaç arkadaşı haberdar olurdu. Çalışmalarını bir süre kenara bıraktığını ya da zaman zaman bir başka eserine çalışmaya geçtiğini düşünmek hiç de saçma olmaz. Hatta verilen bu aralar, kısa yazılardan ziyade uzun olanlarda daha çok gerçekleşmiştir. İçeriklerine bakarak Platon’un yazılarını kronolojik olarak sıralamaya çalıştığımızda, her bir Diyalog’un bir kerede yazılmamış olması zorlayıcı bir etkendir. Bu durumun, Devlet ya da Yasalar gibi uzun yazılarda karşımıza çıkması daha mantıklı olurdu. Öte yandan, belki de Devlet’teki bu uyuşmazlıklar, filozofun birbirine yakıştırmaya çalıştığı uyumsuz ögelerden doğuyor olabilir. Ya da belki bizim gözümüze görünen bu uyumsuzluk, filozofa bu kadar bariz gelmemiştir. Yıllar boyunca büyük yazarların kendi kendilerine farkına varamadıkları bir yargı bu. Yazılarında bir bağlantı olması gerektiğinin ya da eserlerinde kendilerinden sonrakilere görünen sistemsel boşlukların farkına bir şekilde varamadılar. Edebiyat ve felsefenin ilk zamanlarında, tahmin yolları pek eskimiş ve de kelimelerin anlamları tam olarak tanımlanmış olsa da dil ve düşüncenin ilk denemelerinin içinde, şimdikinden daha çok tutarsızlık meydana çıkıyordu. Tutarlılık ise zamanla gelişen ve insan zihninin bazı muhteşem yaratılarının hepsinin ihtiyaç duyduğu bir şeydi. Bu şekilde değerlendirilen bazı Platon Diyaloglar’ı, bizim çağdaş fikirlerimize göre, biraz yarım yamalak görünüyor ama bu yarım yamalaklık kesinlikle hepsinin farklı kişiler tarafından ya da farklı zamanlarda yazıldığına işaret etmez. Devlet’in kesinti olmadan ve sürekli bir uğraşma ile yazılmış olduğu gerçeği, eserin içindeki her bir bölümde bir şekilde ispatlanabilir durumda.