реклама
Бургер менюБургер меню

Пер Валё – Teröristler (страница 3)

18

Üç tane hâkî pantolon, bir ipek şantung ceket ve dar gelen takım elbiseyi koyarak bavul hazırlama işini tamamladı. Bavulun kapağındaki iç cebe en sevdiği romanlardan birini koydu. Sonra bavulu kapattı, geniş kayışlardaki metal tokaları ilikledi, bavulu kilitleyip hole çıkardı.

EMW’sini havaalanının otoparkında bırakmayacak kadar önemsediği için ertesi sabah Einar Rönn onu arabasıyla alıp Stockholm’ün Arlanda Havaalanı’na bırakacaktı. Çoğu İsveç havaalanı gibi Arlanda da iğrenç ve yersiz bir mekândı ve beklenti dolu ziyaretçilere, ülkenin hak ettiğinden daha kötü bir İsveç manzarası sunardı.

Gunvald Larsson, mavi üstüne sarı geyikli iç çamaşırını banyodaki hasır sepete attı, pijamalarını giyip yattı. Seyahate çıkacağı için pek gergin değildi, anında uykuya daldı.

2

Güvenlik uzmanının boyu, Gunvald Larsson’un omzuna kadar bile gelmiyordu ama açık mavi takım elbisesiyle, ütülenmiş İspanyol paçalarıyla çok şık ve temiz görünüyordu. Takım elbisenin içine pembe bir gömlek, yuvarlak burunlu gıcır gıcır siyah ayakkabı giymiş ve lila rengi kravat takmıştı. Saçları simsiyahtı, cildi açık kahveydi ve gözleri zeytuniydi. Tek uyumsuzluk sol koltuk altından çıkıntı yapan tabanca kılıfıydı. Güvenlik uzmanının adı Francisco Bajamonde Cassavetes y Larrinaga idi; ayrıcalıklı bir aileden geliyordu.

Francisco Bajamonde Cassavetes y Larrinaga güvenlik planını tırabzanlara serdi ancak Gunvald Larsson plan yerine kendi takım elbisesine bakıyordu; polis terzisinin bunu dikmesi yedi gün sürmüştü ve sonuç, muhteşemdi, ne de olsa burası terzilik zanaatının hâlâ çok iyi olduğu bir ülkeydi. Farklı düşündükleri tek konu, omza takılan tabanca kılıfı için ayrılan yerdi, terzi olmazsa olmaz saymıştı bunu. Ancak Gunvald Larsson asla omuz kılıfı takmazdı. Tabancasını belinde taşırdı. Burada yurt dışında, tabii ki silahlı değildi ama bu takım elbiseyi Stockholm’de kullanacaktı. Kısa bir tartışma yaşandıktan sonra doğal olarak onun dediği olmuştu. Başka ne olacaktı? Büyük bir memnuniyetle, kendisine özel dikilen pantolonuna baktı, beğeniyle iç çekip çevresini inceledi.

Otelin sekizinci katındaydılar, bu noktayı özenle seçmişlerdi. Kortej bu balkonun altından geçecek ve bir bina ötedeki sarayın önünde duracaktı. Gunvald Larsson kibarca plana göz attı ancak çok hevesli değildi çünkü artık ezberlemişti. Limanın o sabah trafiğe kapatıldığını ve başkanın uçağı indiği için havaalanının da yolculara kapatıldığını biliyordu.

Tam ileride liman ve masmavi deniz uzanıyordu. Bir sürü büyük yolcu gemisi ve kargo gemisi demir atmıştı. Yalnızca bir savaş gemisi, bir fırkateyn ve iç limandaki birkaç polis teknesi hareket ediyordu. Tam aşağılarında iki yanı palmiye ve akasya dizili sahil yolu vardı. Sokağın karşı tarafında sıra sıra taksiler, onun ilerisinde de rengârenk fayton taksiler bekliyordu. Her biri de detaylı bir biçimde kontrolden geçmişti.

Sahil yolunun her iki yanında da bir kol boyunda etten duvar örmüş askeri ve sivil polis dışında, bölgedeki herkes artık çoğu büyük havaalanında bulunan metal detektörlerden geçmişti.

Sivil polis yeşil, askeri polisse mavi-gri üniforma giymişti. Sivil polisin ayağında bot varken askeri polisler boğazlı ayakkabıyla gelmişti.

Gunvald Larsson iç çekmemek için kendini tuttu. Bu sabah prova esnasında bu yol boyunca tatbikat yapılmıştı. Başkanın kendisi haricinde her şey olması gerektiği gibi yerindeydi.

Kortej şu şekilde oluşturulmuştu: En önde, özel eğitimli on beş güvenlik polisinden oluşan motosikletli grup vardı. Onun arkasında teşkilattan aynı sayıda motosikletli polis, arkasında güvenlik görevlileriyle dolu iki araba. Arkasından başkanın aracı geliyordu, kurşungeçirmez cam kaplı siyah bir Cadillac. (Tatbikat esnasında Gunvald Larsson arka koltukta oturmuştu, onun için bu, büyük bir şerefti.) Arkasından güvenlik görevlileriyle dolu üstü açık Amerikan yapımı bir araba geliyordu. Son olarak da daha fazla motosikletli polis, arkasından radyo muhabirlerinin otobüsü ve yine izinli başka gazetecilerden oluşan arabalar takip edecekti. Ayrıca sivil güvenlik görevlileri havaalanından buraya kadarki yola yerleştirilecekti.

Tüm sokak lambaları Başkan’ın fotoğraflarıyla süslenmişti. Yol gerçekten de çok uzundu ve Gunvald Larsson’un o boğa boyunlu, şiş suratlı ve siyah metal çerçeveli gözlüklü kafadan sıkılmaya yeterince vakti vardı.

Karadaki koruma ekibi böyleydi. Hava sahasında da üç farklı irtifada her grupta üç helikopter vardı. Bunlara ilaveten, bir bölük Starfighters en üstteki hava sahasını korumak için bir ileri bir geri uçup duruyordu.

Operasyonun tamamı o kadar kusursuz organize edilmişti ki en ufak bir aksiliğe bile yer yoktu.

Öğleden sonra hava sıcaklığı, en hafif deyişle boğucuydu. Gunvald Larsson terlemişti ama sucuk gibi değildi. En ufak bir terslik yaşanabileceğine dahi ihtimal vermiyordu. Hazırlıklar kılı kırk yararak yapılmıştı ve planlama aylarca sürmüştü. Özel bir grup, planda kusur bulmak üzere görevlendirilmişti ve bir sürü düzeltme yapılmıştı. Ayrıca bu ülkede bütün suikast girişimlerinin, hem de sayısı oldukça fazla, başarısızlıkla sonuçlandığını göz önünde bulundurmak gerekir. Emniyet Genel Müdürü, adamların bu alanda dünyanın en iyisi olduklarını söylerken haklıydı.

Öğleden sonra saat üçe çeyrek kala, Francisco Bajamonde Cassavetes y Larringa kol saatine bakıp, “Yirmi bir dakika kaldı sanırım,” dedi.

İspanyolca konuşması şart değildi. Güvenlik görevlisi, Belgravia’nın en sofistike kulüplerinde kullanılan Kraliyet İngilizcesini konuşuyordu.

Gunvald Larsson kronografına bakıp başıyla onayladı. 5 Haziran 1973 Çarşamba günü tam o saniye, saat üçe tamı tamına tam on üç dakika otuz beş saniye vardı.

Fırkateyn liman girişinin dışında tek görevi olan karşılama selamını çalmak için dönüyordu. Sahil yolunun üstündeki sekiz savaş uçağı parlak mavi gökyüzünde beyaz zikzaklar çiziyordu.

Gunvald Larsson etrafına bakındı. Sahil yolunun aşağısında kırmızı beyaz renklerle boyanmış kavisli kemerleri olan, kocaman tuğla bir arena vardı. Diğer yönde de yüksek bir çeşmenin renkli su püskürten fıskiyelerini çalıştırıyorlardı; tüm yıl ciddi bir kuraklık yaşanmıştı ve çeşmeler -bu çeşme tek değildi- sadece özel günlerde çalıştırılıyordu.

Şimdi artık helikopterlerin vızıltısını ve motosikletlerin sirenlerini duyabiliyorlardı. Gunvald Larsson saate baktı. Kortej programın ilerisinde görünüyordu. Derken porselen mavisi gözleriyle limanı taradı ve bütün polis teknelerinin harekete geçtiğini gördü. Limandaki yapılar onun denizci olduğu yıllardan beri aynıydı, sadece gemiler tamamen farklıydı. Büyük tankerler, konteyner gemileri, arabaların yolculardan daha önemli olduğu devasa feribotlar, hepsi denizde geçirdiği yıllardan aşina olmadığı türdeydi.

Gunvald Larsson akışın programdan önde gittiğini fark eden tek kişi değildi. Cassavetes y Larrinaga telsizine hızlı hızlı ama sakinlikle bir şeyler söyledi, sarışın misafirine gülümsedi ve ışıl ışıl çeşmelere doğru baktı, özel eğitimli polislerden oluşan ilk motosiklet konvoyu yeşil üniformalı polislerin arkasında belirmeye başlamıştı.

Gunvald Larsson başka tarafa baktı. Tam altlarında puro içen bir istihbarat görevlisi, sokağın ortasında volta atıyor, çevredeki çatılara yerleştirilmiş nişancı polislere bakıyordu. Polis sırasının arkasında yanları mavi çizgili taksiler ve önlerinde sarı siyah açık faytonlar dizilmişti. Faytoncular da sarı siyah giyinmişti ve atların alnına sarı siyah tüyler takılmıştı.

Tüm bunların arkasında palmiye ağaçları, akasyalar ve birkaç sıra meraklı insan duruyordu. Küçük bir grup, otoritelerin onayladığı dövizler, o boğa boyunlu, şiş suratlı ve siyah metal çerçeveli gözlüklü kafanın fotoğrafını taşıyordu. Anlaşılan başkan pek sevilen bir ziyaretçi değildi.

Kortej çok hızlı hareket ediyordu. İstihbarat araçlarından birincisi balkonun altına varmıştı bile. Güvenlik uzmanı, Gunvald Larsson’a gülümsedi, her şey yolunda dercesine başını salladı ve kâğıtlarını toplamaya başladı.

Tam o anda, kurşungeçirmez Cadillac’ın tam altında yer yarıldı sanki.

Oluşan basınç dalgası iki adamı da arkaya fırlattı ancak Gunvald Larsson’un en önemli özelliği güçlü olmasıydı. İki eliyle tırabzanları kavrayıp yukarı baktı.

Yol yanardağ gibi tam ortasından yarılmıştı ve içinden yaklaşık on beş metreye kadar dumanlar yükseliyordu. Bir sürü şey alev alarak uçuşuyordu. İçlerinden en göze çarpanları; kurşungeçirmez Cadillac’ın arka tarafı, yan tarafında mavi çizgi bulunan ters dönmüş siyah bir taksi, alnında sarı siyah tüylü bir bant olan yarım bir at, siyah botlu ve yeşil üniformalı bir bacak ve parmaklarının arasında puro tutan bir koldu.

İçinde yanıcı maddeler de bulunan bir sürü şey üzerine yağmaya başlayınca Gunvald Larsson eğildi. Tam üstündeki yeni takım elbisesini düşünürken bir şey göğsüne sertçe çarpıp onu balkonun mermer zeminine geri fırlattı.

Patlamanın gümbürtüsü sonunda dindiğinde çığlıklar, imdat çağrıları, ağlayan birisi ve histerikçe küfürler ederek bağıran başka birisi duyuldu, derken insan sesleri bir itfaiye arabası ve ambulans sirenleri altında duyulamaz oldu.

Gunvald Larsson ayaklandı, ciddi yaralanmadığını fark etti ve onu deviren şeyin ne olduğuna baktı. Ayaklarının dibinde yatıyordu. Boğa boyunlu ve şiş suratlı kafaydı, ne tuhaftır ki siyah metal çerçeveli gözlük hâlâ gözündeydi.