реклама
Бургер менюБургер меню

Пер Валё – Teröristler (страница 14)

18

Odada sadece bir kapı vardı, o da kapalıydı. Martin Beck, arkasından gelen mırıltıları duyabiliyordu. Kapıyı tıklatıp içeri girdi.

İki kadın beyaz suni kürklü yatak örtüsü serilmiş yatakta oturuyordu. Martin Beck kapının eşiğinde dikilince susup ona baktılar.

Kadınlardan biri iriydi ve diğerinden çok daha uzun boyluydu. Sert yüz hatlarına sahipti, kara gözlüydü ve saçları ortadan ikiye ayrılmıştı, dümdüz, simsiyah ve parlak bir biçimde sırtından aşağı iniyordu. Diğer kadın inceydi, hafif kemikliydi, kahverengi gözleri hayat doluydu ve koyu renk saçları kısaydı.

“Martin,” dedi. “Selam! Burada olduğunu bilmiyordum.”

Martin Beck de şaşırmıştı, cevap vermeden önce duraksadı. “Merhaba Åsa,” dedi. “Ben de senin burada olduğunu bilmiyordum. Pärsson yukarıda bir adamı olduğunu söyledi.”

“Ah,” dedi Åsa Torell, “o herkese adamım der, kadınlara bile.”

Diğer kadına döndü. “Maud, bu Başkomiser Beck. Cinayet Büro Amiri.”

Kadın Martin Beck’e başıyla selam verdi, Martin Beck de ona selam verdi. Åsa ile bu beklenmedik karşılaşmasının sonucu hâlâ toparlanamamıştı. Çünkü beş yıl önce, neredeyse bu kıza âşık olmuştu.

Onunla sekiz yıl önce, nişanlısı yani ekibin en genç polisi Åke Stenström bir otobüsün içinde, sekiz kişiyle birlikte vurularak öldürüldüğü zaman tanışmıştı. Åsa uzun süre Åke’nin yasını tutmuş ve sonunda polis teşkilatına katılmaya karar vermişti. Şu aralar Märsta’da Pärsson’un yardımcısıydı.

Beş yıl önce, Malmö’de bir yaz gecesi, Martin Beck ve Åsa birlikte olmuşlardı. Güzel bir geceydi ve tekrarı olmamıştı. Martin Beck şimdi tekrarı olmadığı için memnundu. Åsa tatlı bir kızdı ve görev gereği ne zaman karşılaşsalar ilişkileri iyiydi, dostçaydı fakat Rhea’dan sonra, Martin Beck’in başka bir kadına karşı cinsel hisler beslemesi imkânsızdı. Åsa hâlâ evlenmemişti, görünüşe göre kendini işine adamış ve gerçekten iyi bir polis olmuştu.

“Sen Pärsson’e yardım eder misin?” dedi Martin Beck. “Aşağıda sana ihtiyacı var.”

Åsa keyifle başıyla onaylayıp gitti.

Martin Beck, Åsa’nın işinde ne kadar uzman olduğunu, sorguya çektiği kişiyle bağ kurmayı başardığını bildiği için Maud Lundin ile konuşmayı kısa tutacaktı.

“Olan bitenden sonra üzgün ve yorgun olduğunuzu tahmin ediyorum,” dedi Martin Beck. “Uzun tutmayacağım ama Bay Petrus ile ilişkiniz neydi, öğrenebilir miyim? Ne zamandır tanışıyordunuz?”

Maud Lundin saçlarını kulak arkasına atıp ona uzun uzun baktı. “Üç yıldır,” dedi. “Bir partide tanıştık, sonrasında bir iki kere beni yemeğe davet etti. İlkbahardı. Yazın yeni bir film çekimine başlayacaktı, bana makyaj bölümünde iş verdi. Görüşmeye devam ettik.”

“Ama artık onun için çalışmıyorsunuz, değil mi?” diye sordu Martin Beck. “Ne kadar süre onun için çalıştınız?”

“Sadece o filmde. Sonra uzun bir süre yeni prodüksiyona başlamadı, ben de bir güzellik salonunda iş buldum.”

“Ne tür bir filmde çalıştınız?”

“Sadece yurt dışı için çekilen bir filmde. İsveç’te gösterime girmedi.”

“Adı neydi?”

Gece Yarısı Güneşinde Aşk.

“Bay Petrus ile ne sıklıkta buluşuyordunuz?”

“Haftada bir, bazen iki. Genellikle buraya gelirdi ama bazen yemek yemeye ve dans etmeye dışarı çıkardık.”

“Karısının, ilişkinizden haberi var mıydı?”

“Evet ama Petrus ondan boşanmadığı sürece umursamıyordu.”

“Bay Petrus boşanmayı düşünüyor muydu?”

“Bazen. Daha önceden. Ama bence her şey böyle iyi diye düşündü.”

“Peki ya siz? Sizce işler yolunda mıydı böyle?”

“Herhâlde bana evlenme teklif etse hayır demezdim ama genel olarak her şey yolundaydı. Petrus kibar ve cömertti.”

“Onu kim öldürmüş olabilir, bir tahmininiz var mı?”

Maud Lundin olumsuz anlamda başını çevirdi. “Maalesef,” dedi. “Akıl almaz geliyor bana. Bu olana inanamıyorum.”

Bir süre sessiz kaldı ve Martin Beck ona baktı. Kadın tuhaf bir şekilde hiç etkilenmemiş gibiydi.

“Hâlâ aşağıda mı?” diye sordu sonunda.

“Hayır, artık değil.”

“Bu gece burada kalabilir miyim öyleyse?”

“Hayır, soruşturmamız henüz bitmedi.”

Kadın ona kara gözlerle bakıp omuz silkti. “Fark etmez,” dedi. “Şehirde de kalacak bir yer bulurum.”

“Bu sabah yanından ayrıldığınızda Bay Petrus nasıl görünüyordu?” diye sordu Martin Beck.

“Her zamanki gibi. Farklı bir şey yoktu. Sabahları genellikle ondan önce evden çıkarım, sabahları acele etmeyi sevmez. Bazen şehre birlikte giderdik. Buradayken hep taksiye binerdi ama ben genelde istasyona kadar bisikletle gidip oradan trene binerim.”

“Neden taksiye binerdi? Arabası vardı, değil mi?”

“Araba kullanmayı sevmezdi. Bentley’i var ama çoğunlukla onu bir yere götürmek için başkaları kullanır.”

“Hangi başkaları?”

“Ya karısı, ya ofisten birileri. Bazen bahçe işlerini yapan adam.”

“Ofisinde kaç kişi çalışıyor?”

“Sadece üç. Muhasebe işlerini takip eden adam, bir sekreter, bir de sözleşme ve satışlarla ilgilenen birisi. Film çektiği zaman, ihtiyacına göre başka elemanlar da işe alır.”

“Ne tür filmler çeker?”

“Şey, nasıl anlatacağımı tam olarak bilmiyorum. Doğrusu, pornografik filmler. Ama çok sanatsal olanlardan. Bir keresinde iyi oyuncularla falan çok iddialı bir film çekti. Meşhur bir romandan uyarlamaydı ve galiba bir festivalde ödül de almıştı. Ama bundan pek para kazanmadı.”

“Ama filmlerinden iyi para kazanıyordu?”

“Evet, bayağı. Bana bu evi aldı. Hele Djursholm’daki evini görmeniz lazım. Gerçek bir villa, kocaman bahçeli, yüzme havuzlu falan.”

Martin Beck, Walter Petrus’un nasıl biri olduğunu anlamaya başlamıştı ama yanındaki kadından emin olamıyordu.

“Onu seviyor muydunuz?”

Maud Lundin ona şaşkınlık içinde ama memnuniyetle baktı. “Açık konuşmam gerekirse, hayır. Ama bana karşı çok kibardı. Beni şımartıyordu ve birlikte olmadığımız zaman ne yaptığıma karışmıyordu.”

Bir süre sessizce oturdu, sonra da, “Pek yakışıklı olduğu da söylenemez. Yatakta da çok iyi sayılmaz. Şey konusunda zorlanırdı, yani öyle işte. Ben tam bir erkek olan bir adamla sekiz yıl evli kaldım. Beş sene önce trafik kazasında öldü,” diye ekledi.

“Yani Petrus haricinde, başka erkeklerle de takılıyordunuz?”

“Evet, arada sırada. Hoşlandığım birisiyle tanışırsam.”

“Ve Petrus kıskanmazdı?”

“Hayır, ama başkalarıyla nasıl olduğunu anlatmamı isterdi. Ayrıntılarıyla. Hoşuna giderdi. Ben de onu mutlu etmek için uydurur uydurur anlatırdım.”

Martin Beck, Maud Lundin’e baktı. Kadın dimdik oturuyordu, gözlerinin içine baktı.

“Onunla sadece parası için birlikte olduğunu söyleyebilir miyiz?” dedi.

“Evet, böyle denebilir. Ama kendimi bir fahişe olarak görmüyorum, belki siz görüyorsunuzdur. Paraya çok ihtiyacım var. Ben paranın satın alabildiği şeyleri severim. Doğru düzgün eğitimi olmayan, kırk yaşında bir kadın için, eğer bir erkek destek olmuyorsa çok para kazanmak pek kolay değil. Eğer ben fahişeysem, evli kadınların çoğu da öyle.”

Martin Beck ayağa kalktı. “Benimle konuştuğunuz ve dürüst olduğunuz için teşekkürler.”

“Bu yüzden teşekkür etmenize hiç gerek yok. Ben hep dürüstümdür. Artık arkadaşıma gidebilir miyim? Yoruldum.”

“Tabii ki. Sadece çıkmadan Komiser Pärsson’a, sizinle nasıl iletişime geçebileceğimizi söyleyin, olur mu?”

Maud Lundin ayağa kalktı, yatağın ayak ucundaki küçük beyaz deri çantayı aldı. Martin Beck kadının odadan çıkışını izledi. Dimdik duruyordu, sakin ve aklı başındaydı. Uzun güçlü bedeni yapılı ve kuvvetliydi, ayrıca o tombul küçük film yönetmeninden en az bir kafa boyu daha uzun gözüküyordu.

Kadının, para ve parayla alabildiklerimiz hakkında söylediklerini düşündü. Walter Petrus’un, parası sayesinde bayağı iyi bir kadını varmış.