18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Оноре де Бальзак – Kuzin Bette (страница 5)

18

Madam Hulot başını kaldırdı, eski ıtriyatçıya merak ve korku ile baktı.

“Paris, Fransız toprağı üzerinde yabani ağaçlar gibi biten bütün müteşebbis adamların birbirleriyle buluştukları bir şehirdir; orada yersiz yurtsuz birçok kabiliyet, her şeye hatta servet yapmaya bile yetenekli cesaretler kaynaşır. Şu hâlde, bu bekârlar… Kulunuz da vaktinde böyle idi, neler gördü neler. Du Tillet’nin nesi vardı? Yirmi yıl önce Popinot ne idi? Biroteau Baba’nın dükkânında, zengin olmak hırsından başka bir sermayeleri olmaksızın -ki bence bu hırs sermayelerin en değerlisidir- ufak tefek şeylerle haşır neşir oluyorlardı… Sermaye biter ama maneviyat tükenmez!.. Benim de neyim vardı? Zengin olmak hırsı, cesaret… Du Tillet bugün en büyük şahsiyetlerle atbaşı gidiyor. Küçük Popinot, Lombards Sokağı’nın en zengin aktarı, mebus oldu; şimdi de bakan. Şu hâlde, deyim yerindeyse ticaret, kalem veya elbise fırçası erbabından biri, Paris’te beş parasız bir genç kızla evlenebilecek biricik insandır çünkü onlar her türlü cesaret sahibidirler. Mösyö Popinot, Matmazel Birotteau ile bir mangırlık drahoma ummadan evlendi. Bu adamların akılları yok! Servetlerine, kabiliyetlerine inandıkları gibi aşka da inanıyorlar! Kızınıza âşık olan müteşebbis bir adam arayınız, kızınızla mala hiç bakmadan evlenecektir. İtiraf edeceksiniz ki bir düşman için bile cömertliği esirgemiyorum çünkü bu nasihat kendi aleyhimedir.”

“Ah! Mösyö Crevel, benimle dost olmak isteseydiniz, bu gülünç fikirlerinizden vazgeçerdiniz!..”

“Gülünç mü? Madam, kendinize eziyet etmeyiniz, güzelliğinize bir bakınız… Sizi seviyorum, bana geleceksiniz! Bir gün Hulot’ya ‘Josépha’mı aldın, ben de senin karına sahibim!..’ demek istiyorum. Bu, eski kısasa kısas kanunudur! Hem ben maksadımın gerçekleşmesine çalışacağım, yeter ki siz pek çirkinleşmeyesiniz.”

Hazır ol vaziyeti alıp Madam Hulot’ya bakarak, “Muvaffak olacağım, bakın niçin…” dedi.

Biraz durduktan sonra, “Ne bir ihtiyara ne de âşık bir delikanlıya rastlayacaksınız.” diye devam etti. “Çünkü kızınızı ihtiyar bir hovardanın manevralarına terk etmeyecek kadar çok seviyorsunuz, siz Barones Hulot, eski muhafız kıtasının eski bombacılarına komuta eden ihtiyar korgeneralin yengesi, müteşebbis bir adamı o hâliyle almaya razı olmayacaksanız çünkü bugünün herhangi bir milyonerinin on yıl önce basit bir makinist, basit bir işçi, haşa, basit bir fabrika ustabaşı oluşu gibi, o da basit bir amele olabilir. O zaman da kızınızın yirmi yaşının zoruyla sizi lekelemeye kadar varabileceğini görerek kendi kendinize ‘Benim lekelenmem daha iyi, Mösyö Crevel bu sırrı saklarsa şu eski eldiven taciri ile… Crevel Baba ile on yıl birlikte yaşamanın karşılığı olarak kızımın drahomasını, iki yüz bin frangı kazanırım!..’ diyeceksiniz. Canınızı sıkıyorum, söylediğim şey çok ahlaksızca, değil mi? Ama siz de dayanılmaz bir ihtirasla kemirilmiş olsaydınız bana teslim olmak için her seven kadının yaptığı gibi, kendi kendinize bazı muhakemeler yapacaktınız… O hâlde, Hortense’ın menfaati için bunlar, bu vicdan muhasebeleri kalbinizde yer edecektir…”

“Geride Hortense’ın dayısı var.”

“Kim, Fischer Baba mı? Elinin eriştiği bütün kasaları silip süpüren Baron sayesinde onun da işleri yolunda…”

“Kont Hulot da var…”

“Oh, madam! Kocanız, ihtiyar korgeneralin biriktirdiği paraları ezdi. Bu para ile şarkıcının evini döşedi. Bırakın bunları canım! Bana birazcık olsun ümit vermeyecek misiniz?”

“Uğurlar olsun. Ben yaşta bir kadına karşı duyulan ihtirasın yarası kolayca kapanır, Hristiyanca fikirlere sığınırsınız. Tanrı bahtsızları korur.”

Barones, Yüzbaşı’yı geri çekilmeye zorlamak için kalktı, onu büyük salona sürdü.

“Güzel Madam Hulot bu paçavralar ortasında mı ömrünü geçirecekti?” dedi Crevel.

Eski bir lambayı, yaldızları dökülmüş bir avizeyi, halının ipliklerini, nihayet beyaz, kırmızı ve altın sarısı bu büyük salonu, imparatorluk bayramlarının cesedi yapan büyük zenginlik döküntülerini gösteriyordu.

“Bütün bunların üstünde fazilet parlıyor, mösyö. Bana atfettiğiniz güzelliği para sızdırmak için bir tuzak gibi kullanıp güzel bir döşemeye sahip olmak hevesinde değilim.”

Yüzbaşı, Josépha’nın para hırsını kötülemek için demin kendisinin kullandığı tabirleri işitince dudaklarını ısırdı.

“Peki ama bu vefakârlık kimin için?” diye sordu.

Bu esnada Barones, eski ıtriyatçıyı nezaketle kapıya kadar çıkardı. Crevel faziletli, milyoner bir adam hoşnutsuzluğu göstererek “Bir hovarda için!..” diye ilave etti.

“Haklıysanız, mösyö, asıl o zaman sadakatimin kıymeti olacaktır, işte bu kadar.”

Yüzbaşı’yı, bıktırıcı bir insanın elinden kurtulmak için selamladığımız gibi selamladıktan sonra bıraktı, onu son bir kere daha hazır ol vaziyeti almış hâliyle görmeyecek kadar süratle arkasını döndü. Kapadığı kapıları tekrar açmaya gitti, Crevel’in “Hoşça kal” demek için yaptığı tehdit edici hareketi fark edemedi. Colysée’deki bir Hristiyanlık kurbanı gururuyla, asaletiyle yürüyordu. Bununla beraber, takati kalmamıştı çünkü bayılması yakın bir kadın gibi, kendini maviler döşeli oturma odasının divanına attı, gözleri de kızının Kuzin Bette’le şakalaştığı harabe hâlindeki kameriyeye takıldı kaldı.

Evlenişinin ilk günlerinden bugüne kadar, Barones kocasını Joséphine’in eninde sonunda Napolyon’u hayran bir aşk, annece bir aşk, kölece bir aşkla sevişi gibi sevmişti. Crevel’in verdiği tafsilattan haberi yok idiyse de Baron Hulot’nun yirmi yıldır kendisine sadakatsizlik gösterdiğini gayet iyi bilirdi lakin gözlerinin üstüne kurşun bir perde germiş, sessiz sessiz ağlamış, ağzından gıybete dair hiçbir söz çıkmamıştı. Bu melekçe tatlılığın karşılığı olarak kocasının saygısını, etrafında dinî ibadet gibi bir şey kazanmıştı. Bir kadının kocasına gösterdiği sevgi ve saygı aileye de sirayet eder. Hortense, babasını evlilik aşkının tam bir numunesi sanırdı. Herkesin şahsında Napolyon’a yardım etmiş devlerden birini gördükleri Baron’a karşı da duyduğu hayranlık hisleriyle beslenmiş olan Hulot’nun oğluna gelince; mevkisini babasının adına, mevkisine, kazandığı şöhrete borçlu olduğunu bilirdi. Bundan başka, çocukluk intibaları uzun süren bir tesir yapar, oğul hâlâ babasından korkardı. Crevel tarafından açığa vurulan uygunsuzluklardan şüphe etmiş olsa bile o, bunlardan şikâyet etmeyecek kadar babasına karşı saygı beslediği için bu uygunsuzlukları, bu mevzuda erkekleri görüş tarzından elde edilmiş delillerle mazur görürdü.

Şimdi, bu güzel, bu asil kadının fevkalade fedakârlığını izah etmenin tam sırasıdır; işte birkaç kelime ile hayatının hikâyesi…

Lorraine hudutlarında, Vosges dağlarının eteğindeki bir köyde yaşayan Fischer adlı üç çiftçi kardeş, cumhuriyetin asker toplamaları neticesinde, sonradan “Ren Ordusu” adını alan birliklere katıldılar.

1799’da kardeşlerden ortancası, Madam Hulot’nun babası dul André, kızını, 1797’de yaralanıp askerlik edemeyecek bir hâle gelen ağabeyi Pierre’e bıraktı ve Levazım Amiri Hulot d’Ervy’nin himayesi sayesinde askerî nakliye işlerinde ufak tefek bazı teşebbüslere girişti. Strazburg’a gelen Hulot oldukça tabii bir tesadüfle Fischer ailesini gördü. Adeline’in babası ile genç kardeşi o sıralarda Alsace’ta ot ve saman müteahhidi idiler.

O zaman on altı yaşlarında olan Adeline, kendisi gibi Lorraine toprağının kızı olan meşhur Madam du Barry’ye benzetilebilirdi. Kusursuz, insanı çarpan güzellerden, tabiatın hususi bir itina ile yarattığı Madam Tallien’e benzer kadınlardan biri idi; tabiat onlara en kıymetli ihsanlarını saçar; kibarlık, asalet, letafet, zarafet, zevk sahibi, ayrı bir beden, tesadüfün o meçhul atölyesinde işlenmiş bir ten… Bu güzel kadınların hepsi birbirlerine tamamen benzerler. Portresi Bronzino’nun şaheserlerinden biri olan Bianco Cappello, aslı meşhur Diane de Poitiers olan Jean Goujon’un Venüs’ü, portresi Doria galerisinde bulunan la Signora Olympia, Madam Ninon, Madam du Barry, Madam Tallien, Matmazel Georges, Madam Récamier… Yılların ihtiraslarının veya gecesi gündüzü eğlence ile geçen ömürlerinin inadına güzel kalmış bütün bu kadınların boyda, endamda, güzellik hususiyetinde göze çarpan benzerlikleri vardır ve bizleri inandırır ki nesiller ummanında aynı tuzlu dalganın kızları olan bütün bu Venüslerin geldiği afrodizyen bir cereyan vardır!

Bu ilahi kabilenin en güzellerinden biri olan Adeline Fischer; kraliçe doğmuş kadınların yüksek meziyetlerine, yılankavi hatlarına, zehirli dokumasına sahipti. Havva Ana’mızın Tanrı’nın elinden aldığı sarı saçlar, imparatoriçe endamı, büyüklük tavrı, profilde muhteşem hatlar, köylü kızı tevazusu, yolu üstündeki hayran bütün insanları, Raphael’in bir tablosu karşısındaki hayran meraklılar gibi durdurdu; bu sebeple Levazım Amiri onu görünce büyüklerine karşı büyük bir saygı besleyen Fischerlerin hayretleri önünde, Matmazel Adeline Fischer’i kanuni müddet zarfında kendine eş yaptı.

1792’de asker olup Wissembourg hatlarının hücumunda ağır yaralanmış olan büyük kardeş, İmparator Napolyon’a, büyük orduya ait her şeye tapıyordu. André ile Johann, İmparator’un himaye ettiği, zaten kendi talihlerini de borçlu oldukları Levazım Amiri Hulot’nun saygıyla sözünü ederlerdi. Çünkü Hulot d’Ervy onları, zeki ve dürüst oldukları için bir fevkalade ihtiyaçlar levazım teşkilatının başına getirmek üzere ordu nakliye kıtalarından çekip çıkarmıştı. Fischer kardeşler, 1804 Seferi sırasında yararlık göstermişlerdi. Sulh zamanında Hulot, sonraları 1806 Seferi hazırlıklarını yapmak üzere Strazburg’a gönderileceğini bilmeyerek onlara Alsace’ta saman müteahhitliği koparmıştı.