Оноре де Бальзак – Kuzin Bette (страница 1)
Honoré de Balzac
Kuzin Bette
Honoré de Balzac, 1799’da Tours’da doğdu. Bebekken sütanneye gönderildi. Daha sonra kız kardeşi de ona katılınca aile evinden dört yıl ayrı kaldı. Anne ve babanın çocuklardan uzak kalması Honoré de Balzac’ı derinden etkiledi, 1836 yılında kaleme alacağı
Balzac, tarihî roman örneklerinden biri olan, ilk kez Honoré Balzac adıyla yayımladığı
Başlıca Eserleri:
Şerif Hulusi Kurbanoğlu, 1910 yılında Manisa’da dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Manisa’da okudu. İzmir Erkek Lisesinde başladığı lise eğitimini Taksim İstiklal Lisesinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Öğrenciliği sırasında Babıâli’de çalıştı,
Eserleri:
Çevirilerinden Bazıları:
Aynur Şahin, 1996 yılında Antalya’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde lisans öğrenimini tamamladı. Fransızca öğretmenliği ve çevirmenlik yapıyor.
Yayıncının Notu
Gözlemleriyle eserlerini canlı kılan, zengin bir imge dünyasına sahip olan ve kült eserler ortaya koyan Honoré de Balzac’ın kaleme aldığı son büyük romanı
70’li yılların, özellikle çeviri eser alanında en önemli isimlerinden biri olan Şerif Hulusi Kurbanoğlu;
Eserin müstakil olarak okuruna sunulabilmesi adına çevirisine, Aynur Şahin tarafından devam edilmiştir. Bu süreçte eserin ruhuna sadık kalınmasına, muhtevanın dağılmamasına ve üslup farklılıklarının en az düzeyde tutulmasına dikkat edilmiştir. İki ayrı kalemden çıkan çeviride farklılıkların hissedilmesi muhtemel olup takdir, okuruna bırakılmıştır.
1838 yılı Temmuz ayı ortalarına doğru, Paris sokaklarında yeni belirmeye başlayan milord1 adlı arabalardan biri, içinde orta boylu, millî muhafız yüzbaşısı üniformasını giymiş, şişman bir adam olduğu hâlde Üniversite Sokağı’ndan geçiyordu.
Bunca nükteli olmakla itham edilen Parisliler arasında, üniformanın kendilerine sivil elbiseden daha çok yakıştığını sananlar; kadınlarda, tüylü bir kalpağın manzarasına ve askerî koşumun tesirine aldanacak kadar düşkün bir zevk bulunduğunu kabul edenler vardır.
İkinci Légion’dan olan bu morumsu tenli ve oldukça tombul yanaklı Yüzbaşı’nın yüzünden, bir kendinden memnun oluş hâli okunuyordu. Ticarette kazanılan servetin işten elini eteğini çekmiş esnafların alınlarına kondurduğu bu halede, Paris seçimlerinde kazanmış, hiç değilse kendi belediye dairesinde reis muavinliğine eskiden seçilmiş bir zat seziliyordu. İnanınız ki Prusyalıvari, kabadayıca şişirilmiş göğsünde Légion d’honneur şeridi de eksik değildi. Milordun köşesine çalımla kurulmuş ve göğsünde nişanlar taşıyan bu adam; bakışını ekseriya, Paris’te yanında bulunmayan güzel gözlere hitap eder hoş tebessümler toplayan yolcular üzerinde gezdiriyordu.
Milord, sokağın Bellechasse’la Bourgogne sokakları arasındaki kısmında, bahçeli eski bir konak avlusunun bir bölüğünde, yeni yapılmış büyük bir evin önünde durdu. Yarı yarıya küçülmüş avlunun nihayetinde eski hâliyle duran konağa dokunulmamıştı.
Yüzbaşı’nın milorddan inerken arabacının yardımlarını kabul ediş tarzına insan bir baksa onun ellilik olduğunu anlardı. Öyle hareketler vardır ki göze çarpan, nüfus cüzdanının sırrını açığa vururlar. Yüzbaşı sarı eldiveninin sağ tekini giydi ve kapıcıya hiçbir şey sormadan, “O kadın benimdir!” diyen bir tavırla zemin kat sahanlığına doğru ilerledi. Paris kapıcılarının bilgiç bakışları vardır; nişanları olan, maviler giymiş, yürüyüşü azametli insanları durdurmazlar. Hasılı, zenginleri tanırlar.
Bütün zemin kat, Cumhuriyet Devri’nde ordu levazım amiri, ordunun eski levazım generali, o devir Harbiye Nezaretinin en mühim dairelerinden birinin müdürü, devlet müşaviri, Legion d’honneur’un büyük subayı, vesaire vesaire, Baron Hulot d’Ervy cenapları tarafından işgal ediliyordu.
Bu Baron Hulot, 1809 Seferi’nden sonra İmparator’un Kont de Forzheim unvanını verdiği, İmparatorluk Muhafız Kuvvetleri bombacı albayı olan kardeşi meşhur General Hulot’dan adının ayırt edilebilmesi için kendi kendine, doğduğu yere izafetle d’Ervy adını almıştı. Küçük kardeşini himaye etmek vazifesini üstüne alan ağabey Kont, babalık ihtiyatkârlığıyla onu askerî idareye yerleştirmiş ve her ikisinin idaredeki hizmetleri sayesinde de Baron, Napolyon’un teveccühünü kazanmıştı. Daha 1807 yılında Baron Hulot, İspanya’daki orduların levazım generali olmuştu.
Burjuva Yüzbaşı, zili çaldıktan sonra, armut biçimi göbeğinin zoruyla önden olduğu kadar arkadan da daralan elbisesini düzeltmek için çok gayret sarf etti. Üniformalı bir hizmetçi, görür görmez bu mühim ve kelli felli adamı hemen içeri aldı ve salonun kapısını açıp “Mösyö Crevel!”diye seslendi.
Bu ad, onu taşıyan adamın tavrına harikulade yakışmıştı. Bu adı işitince sarışın, boylu boslu, güzelliğini muhafaza etmiş bir kadın, elektrik cereyanıyla çarpılmış gibi oldu; ayağa kalktı.
Kendisinden birkaç adım ötede nakış işleyen kızına telaşlı bir tavırla, “Hortense, meleğim.” dedi. “Kuzin Bette’le birlikte sen bahçeye git.”
Matmazel Hortense, Hulot Yüzbaşı’yı kibarca selamladıktan sonra, Barones’ten beş yaş küçük olmasına rağmen ondan daha yaşlı görünen ihtiyar, kavruk bir kızla birlikte camekânlı kapıdan çıktı.
Kuzin Bette onu hemen hemen hiçe sayarak Barones’in kendilerini savmak için kullandığı tarza kızmaksızın küçük kuzini Hortense’ın kulağına “Senin evlenme işini konuşacaklar!” dedi.
Kuzinin kıyafeti, bu teklifsizliği izahtan uzaktır.
Bu ihtiyar kızın arkasında kişniş renkli, merinostan bir elbise vardı; biçimi ve dikişleri Restorasyon Devri’nden kalma idi. Üç franklık nakış işlemeli küçük bir yakası, başında da Halleslerdeki satıcı kızların şapkalarına benzeyen, hasırdan, mavi satenle uç uca dikilmiş ve hafifçe kıvrılmış, yine hasır işlemeli bir şapka vardı. Pek acemi bir kunduracı elinden çıkma keçi derisi pabuçları gören bir yabancı, Kuzin Bette’i ailenin bir akrabası olarak selamlamakta tereddüt ederdi çünkü gündelikçi bir dikişçi kadına o kadar çok benziyordu ki. Bununla beraber, ihtiyar kız, Mösyö Crevel’i muhabbet dolu bir gülümseme ile hafifçe selamladı; Mösyö Crevel de “anladım” gibi bir eda ile bu selama karşılık verdi.