реклама
Бургер менюБургер меню

Мухтар Ауэзов – Abay Yolu 2. Cilt (страница 28)

18

Abay, az önceki son sözünü söyleyip “akrabalar arasında huzuru gözeten değil de yangınını bekleyen bir tavrınız var” dediğinde Takejan lafa girerek ona sataştı ve sert bir biçimde alay etti:

– “Yangın, yangın” diyorsun! Dediğin doğru, yangın! Fakat sen ne diyorsun: Bizim dileyip, bizim çıkardığımız bir yangın mı? Hatta aslını kökünü etraflıca araştırsak, yangının şimdi çıkacağı da yok, önceden çıkmış değil mi? Oralbay ile Kerimbala’dan kaynaklanmış değil mi? Bunu görmüyor musun? “Türkü” diyerek, “güzellik” diyerek bütün yaz boyunca zarafet sarhoşluğuna düşmüştün, özellikle böyle yaparak o zamanki yoldaşlarının suçunu örtbas etmeye mi çalışıyorsun, dedi ve dalga geçer gibi güldü.

Abay gülmemişti, fakat utanıp sıkılmış da değildi:

– E-e, “suçlu bulundu” desene! O, türküymüş meğerse… Türküyü seven benim yahu! Oralbay ile Kerimbala benim obamda türkü söyledi, “bundan oldu” diyorsun yani! Öyle olmuşsa; huzur ve iyi geçimlilik günlerinde Kişeken ile Böben gençlerinin senin obanda içtiği kımız ile yediği koyunları da suçlu olarak değerlendirmeliyiz yahu! Diz dize vermiş düş, dedi. Gözlerini dikerek biraz bekledi. Ardından tekrar hiddetlendi. Cesaretli bir ses tonuyla kızarak konuştu:

– İşe yaramadan oturarak veya özellikle yardım etmek istemeyerek, içten pazarlık yaparak suçlu arıyorsunuz! Yardım etmemek için bahane arayarak çözüm üretmeden oturuyorsunuz hepiniz de, dedi. Irğızbayların toplantısını yerin dibine gömdü ve durdu…

Abay’ın, son yıllarda akrabaları arasında açık seçik öne geçmeye başladığının bir işareti de burada görülmüştü. Hangi mevzu olursa olsun insanların gözlerine sokmaktan korkmuyor, başlarına kakarak söylüyordu. Şimdi silkelenen, üstüne basılan Maybasar olduğu yerde kaldı. Abay’ın zekâ kıvraklığı, tarzının değeri ve dürüstlüğü terazide ağırlığını hissettirmeye başlamış gibiydi. Maybasarlar söz ile usulde yenilmişti. Fakat buna rağmen bu toplantıda Abay’ın dediği olmadı. Diğer Irğızbaylar bir taraf, tek başına Abay bir taraf olmuştu. Onu destekleyen Aydos ileri gelenleri sadece Jiyrenşe ile Bazar idi. Onlar da nüfusu az halklar değildi. İki büyük boyun yöneticisi Abay’ın sözünü desteklemişti… Diğer iki boyun yöneticileri Abay’ın sözüne karşı çıktı. Bunlardan Torğayların Abay’a boyun eğmeyip Maybasar’ı desteklemesinin sebebi öfke ve öç alma arzusundandı. Bu işin Jigitek içindeki suçlusunun Bazaralı olduğunu sezen Dalanbay, Bazaralı’nın geçen gün Balbala ile münasebetinden kaynaklanan memnuniyetsizliğini hatırlamış ve içinden “şimdi kora düştün, başımın belası” der gibi olmuştu…

Toplantıya katılanlar böylece ikiye bölündüğünden Aydos soyunun temsilcileri bir bütün olarak karar veremedi ve kendilerinden haber bekleyen iki halka adam gönderemedi. Fakat “bela artar mı, halkın başı belaya düşer mi” diye sıkıntılanan Abay kendiliğinden Sügir obasına adam gönderdi. Gönderdiği kişi Erbol idi. Abay, arabulucu akraba olarak selamı ile ricasını Sügir’in şahsına ve Akimkoca’ya gönderdi. “Kuvvet hareketi olmasın, işi olduğundan büyük gösterip kadim dostu Kişekenlerle arasını bozmasın. Çözüm bulalım. Sadece yarayı daha fazla büyütmeyelim. Bu Aydos’un büyük çoğunluğunun ricasıdır” diye gönderdi…

Fakat Abayların bilmediği bir husus vardı. Aydos içinden Bökenşilere giden ilk selam bu değildi. Maybasar Bökenşilerden gelen haberciye Aydosların sözünü herkesin önünde net olarak söylemeyip kararsızlık içinde bıraksa da bir ücrada baş başa konuştuğunda Sügir’e gizli bir selam göndermişti: “Jigiteklere cesurca güç göstersin, kuvvet göndersin, ağırlığını koysun, kaçınmasın. Aydoslar yaramazlık edenlerin ardında durmaz. Kaçırttıran kişi bugün yarın Bökenşilerin eline düşer” demişti.

Maybasar ile Takejan bu selamı boşuna göndermemişti. Sügir’in adamı onlarla yaptığı gizli konuşmada bir aygır sürüsü vermeyi vaat etmişti. İkisi bunu uygun bulmuş, bir anlamda Aydos halkını satarak deminki selamı göndermişlerdi.

Böylesi bir destekle serpilen güç, hiddetle inatlaşan Sügir’e açık seçik kamçı olmuştu. Çünkü öfke içinde otururken kendisine söylenenleri anlayamayan Sügir, pek çok başka söz içinden sadece bu sözü iyi kavramıştı. Bu sözü bütün Aydos’un tamamının sözü olarak kabul etmişti.

Abay’ın selamı her hâlükârda bundan sonra gelmişti. Bu arada, Sügir’in gündüz vakti Jigitek’e gönderdiği elçileri Böjey’in obasına gitmiş, bütün ağırlığını koymuş ve “kızla delikanlıyı hemen getirip önüme koyun, elime verin, yoksa vuruşacak yerinizi söyleyin” demişti bile.

Abılğazı olaya müdahil olduktan sonra Jigitekler bu tehdide boyun eğmedi. “Bu, akraba halkın değil, düşmanlık etmek isteyen maraza bir halkın sözü! Halkı hayal kırıklığına uğratmayacak, anlaştıracak sözle gelin. Kendinizi bizim yerimize koyun ve birlikte çare bulacak doğru bir sözle gelin. Ancak o sözünüz işbirliği sözü olur. Bu dediğiniz kaba güç gösterisi yapmanız, zorbalık etmeye yeltenmeniz, Kişekenleri aşağılamanız…

İtin sahibi varsa, kurdun Tanrı’sı var! Bu yaptığınız da nedir? Bu münferit olay bir yana, Bökenşilerin böylesine sert bir tavrına muhatap olacak ne kötülüğümüzü gördünüz? Sizinle bizden daha iyi geçinen akrabanız mı var? Arasından su sızmayan dostluğumuzu bir öfkeye kurban etmeyelim. Daha dün bu neslin gamını çeken, daimi dostluk ve iyi geçimliliği bize miras bırakan Böjey, Süyindik ve Baydalı’yı düşünelim. Bökenşi boyu sözünü bir kez daha tartsın düşünsün, selamını ondan sonra göndersin” demek ve Bökenşi elçisini akşama doğru böyle bir cevapla geri göndermek istemişlerdi. Ancak bu defa Bökenşi selamını getiren kişi, Bökenşilerin o günlerde ortaya çıkan yeni nesil yöneticilerinin başı, iri yarı ve cüsseli bir yiğit olan Küntuv idi. O, geri dönerken Jigitek’in kendisi gibi şahikalarından olan yeni yöneticileri Jabay, Beysembi ve Abdilda’yı bir kenara çekmiş:

– Bu cevabınızla “Sügir’i durdurabilirim” diyemem. O çok bozuluyor. Belaya bulaştınız akrabalar, “söylemedin” demeyin, demişti.

Bu son sözle Jabay’ın beli bükülür gibi olmuş:

– Oy, dur hele! Bu dediğin de ne, deyivermişti.

Küntuv soğuk yüzünü yumuşatmamış, ateşli kara gözlerini ağırbaşlılıkla ve serinkanlılıkla ona dikmiş:

– Diyeceğim bu, demişti.

Jabay endişesini belli etse de o güne kadar böylesi bir tehlikeden yüz geri etmeyen, sözünden dönmeyen, anlayışlı, kavrayışlı ve kıvrak zekâlı Abdilda çekinmedi. Çabuk ve sert bir özet geçti:

– Ey Küntuv, teraziye ikimiz düşecek değiliz. Ervah ile halk düşüyor. “Onlardan büyük oldum” deyip, onları çiğneyip geçerse Allah Sügir’i de bulur, dedi…

Maybasar’ın selamından sonra Jigitek’in bu cevabı da geldi. Kızla delikanlı henüz ortada yoktu. Günahlarını üstlenerek önlerine gelip özür dileyen Jigitekler de yoktu. Az önceki bütün konuşmalar “lafla karın doyurmak, bahane uydurmak” gibi değerlendirildi.

Bunları duyan Sügir nara attı, evde önüne geleni tokatladı, Bökenşi ervahının adını haykırdı, küplere bindi. Kodaman yönetici “bin kara benekliyi saldım namus yoluna. Bütün varlığımı saçtım, verdim koluna. İntikamımı al şunlardan yalnızca” diyerek başkaldırdı. Ele avuca sığmayan, kabından taşan bir ruh hâline büründü. Biniti ve topuzu hazır bekleyen Bökenşi topluluğundan yüz yiğidi yüz boz ata bindirdi, tam kandiller yakılırken Jigitek bölgesine yönlendirdi. Hem de düşmanlık için gönderdi.

Sügir’in Buyruğu:

– Jigitekler kızımı kaçırdı. Mal ile tazminatla öfkemi bastıramam. Adam yağmalamanın karşılığı adam yağmalamak! Jigitek’in canını yakacak yerden bana da bir adamını, bir kızını kaçırıp getirin, şeklinde olmuştu…

İşte Abay’ın selamı, böylesi abes bir maksatla yola çıkan yağmacılar gittikten sonra gelmişti. Erbol’un konuşmasını sessizce dinleyen ve cevap vermeyen Sügir, şaşırmış ve kaskatı kalmıştı…

Yola çıkan yiğitler ayaklanarak gittikten sonra söyleneni yaptı, kırıp dökerek geri döndü… Jigitek içinde Cefa adlı yiğidin yeni gelin gelen ve akarsu gibi pırıl pırıl olan güzel bir eşi vardı. Onu korkutmuşlar, başındaki püsküllü başörtüsüyle26 kaçırıp getirmişlerdi. Köyü basan, güç göstererek etki altına alan yüz yiğit hiç kimseyi kıpırdatmamış, gelini zorla giyindirtmiş ve kaçırmıştı.

Bu haberi, aynı gece Böjey’in obasında işiten Beysembi ve Abdildalar da öfkeli bir karara geldi. Abılğazı’ya buyruk verdiler. Abdilda:

– “Yakınımız” diye gafil geziyoruz. Yâd imişiz! Çarpışmaya başladılar yahu. Karşılıklı esir edinecekmişiz demek ki! Kalk, at bin sen de, dedi…

“Aklımızı başımıza alalım, güç toplayalım” şeklinde bir mâni, bir duraklama olmadı. Bağrış çığrışsız, velvelesiz bir gayretle işe giriştiler, taşlaşarak morarmış gibiydiler. Konuşan kişi azdı. Hazırlanan adamların hareketleri aceleciydi.

Kısa süre sonra buradan da Abılğazı’nın önderliğinde yüz yiğit çıktı, gece yarısı olmadan Bökenşilere doğru at koşturdular. Bu topluluk, tan atarken geri döndüğünde yılkı sürüsü yağmalayarak gelmiş değildi. Bunlar da adam kaçırmıştı. Bökenşilerin seçkin yiğidi Soltabay’ın da bu yıl gelin gelen, o da püsküllü başörtüsü altında gün geçiren genç bir hanımı vardı. Onu kaçırmışlardı…

Bökenşi ve Jigitek boyları içinde o geceyi uykusuz geçirenler sadece bekçiler ve yılkı seyisleri değildi, bütün halk geceyi uykusuz geçirmişti.

Soltabay’ın eşinin kaçırıldığını öğrenen Bökenşiler, bütün yaylalarında gece yaylımında olan yılkı sürülerini köylerine sürdü, gün doğmadan yakaladı. Bütün Bökenşi erkekleri topuz, mızrak, aybalta ile silahlanarak at bindi, Sügir obasında birikti. Tam da o vakitlerde Jigitekler de böyle deste gibi bir araya gelmiş, yağmalama seferine hazırlanmış, çarpışma ve itiş kakış için teçhizatlanmıştı.