18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Мемдух Шевкет Эсендал – Veysel Çavuş (страница 7)

18

“Küçük hanım hasta.” dedi.

“Nesi var?” dedim.

“Bilmem! Soğuk almış diyorlar…”

Valdesi, merdiven başından seslendi:

“Gel efendi oğlum, Güzide üstünüze afiyet rahatsızdır. Üşütmüş.” dedi.

“Yukarı kadar çıkıp acaba odasına kadar gitmek lazım mı?” diye düşünürken valdesi tekrar çağırdı.

“Buyursanıza…”

Yukarı çıktım. Güzide yatağında gülüyor. O zamana kadar odasına girmemiş idim. Karyolası o kadar süslü değil ancak o hafif ve müessir lavanta kokusu duyuluyor ve nedense bana dokunuyordu.

“Geçmiş olsun, ne oldu böyle? Doktor getirdiniz mi?”

“Hayır, doktorluk bir şey değil, göğsüm üşümüş. Buyurup otursanıza!”

Oturdum. Küçük kızcağız da dizlerimin üstüne çıktı, şuradan buradan konuşmaya başladık. Bazı şeyler almıştım, onları gösterdim. Bizim hemşire için beğendiğim bir kumaşın bir eşini de Güzide’ye hediye olarak getirmiştim. Onu da verdim. Pek ziyade memnun oldu. Çok şükür hâli iyi idi.

Ertesi akşam daireden erken çıktım, ilkin eve uğrayıp yemek yedim, sonra Azize halanın bir mektubu vardı, onu vermeye gittim. Onlar da beni bir parça tuttular, âdeta vakit yatsı olmuştu.

Dün hasta bırakıp bugün de hiç uğramamak pek ayıp olacaktı! Koşarak oraya gittim. Belki uyumuştur diye kapıdan sorup dönecektim. Hizmetçi kadın Güzide’nin beni görmek istediğini söyledi. Gittim. Yatağın içinde oturuyordu. Kocasına ufak tefek gönderecekmiş, bir bohça hazırlamış, onu postaya vermemi rica etti. Valde, çocuğu almış yatmış. İkimiz yalnızdık. Oturdum kaldım. Lakırtı uzadı, o da konuşuyor, lafı kesmiyordu.

Karyolanın tam yanında oturuyordum.

“Burası sıcak, kabalağınızı çıkarsanıza!”

Terliyordu, yanakları al al olmuştu. Bilmem nasıl oldu:

“Hararetiniz var mı?” dedim ve elimi yorganın üstünde duran elinin üstüne koydum. Ne o elini çekebildi ne ben çekebildim.

“Çok şükür hararetiniz yok!” diyecektim, galiba böyle söylemek istiyordum. Ancak kelimeler ağzımdan çıkmadı zannederim, boğazımda düğümlenir gibi oldu. Onda da ilk gördüğüm günkü heyecan vardı. Sesim boğuldu, titremeye başladım. O bana bakmayarak dedi ki:

“Siz, bahçeden gelirim demiştiniz! Havalar serin oluyor, bir akşam galiba uyuyakalmışım.”

“Aman, affedersiniz…” diyebildim ve gözlerinin içine bakmaya başladım.

O yorganın dikişleri ile oynayarak ve mutatı veçhile hafiften gülerek:

“Yaa.” dedi. “Hem söz verirler, adamı soğukta bahçelerde bekletirler hem de gelmezler…”

İnanınız başım dönüyordu. “Aman, affedersiniz…” diyebiliyordum. Ayakta olsam şüphesiz düşerdim.

Şu münasebetle aklıma gelmişken söyleyeyim. Bütün ahlaki kaideler bir tarafa azizim, genç bir kadın tarafından beğenilmek, onun size malikiyetini duymak ne kadar lezzetlidir. Görüştükçe telakkinin ilk hararetini söndürüp bir minderin kenarında yan yana, âlemin ahvalinden şikâyet etmek, dedikodu etmek, böyle felaket günleri geçiren memleketlerde zuhur eden fesad-ı ahlaktan şöyle afaki dem vurmak, sonra fırsat olursa yeniden tutuşan kalpleri söndürmek… Ne kadar tatlıdır!..

BİR CİNAYET

Geçen sene genç avukatlardan birini yazıhanesinde tabanca ile öldüren bir adam, zabıta tarafından tevkif olunmuş idi. Bu adam zevcesini vakadan iki hafta evvel terk etmiş ve Kafkas Cephesi’nde lekeli hummaya tutularak henüz şifâyab olmuş ve nekahet devresini geçirmek üzere buraya gelmiş bir tabip idi.

Bütün suallere karşı doğruca cevap vermiş ve “Kıskandım öldürdüm çünkü zevcemle münasebette bulunuyordu.” demiş ve başka bir şey söylememiş, bütün delâil de, vakanın bu suretle hâdis37 olduğunu ispat etmekte bulunmuş idi. Ancak yine usulen muhakeme cereyan ediyor, müddeiumumi38 iddianamesini okuyor, müttehim39 vekili cürümde esbab-ı muhaffife arıyor, samiin40 hemen avukatlardan mürekkep gibi hepsi dinliyor; candarmalar uyukluyor, mahkûm bihareket sandalyesinde oturuyordu.

Müdafaa tamam olunca reis, mutat olan suali sordu:

“Müttehim, kendinizi müdafaa yolunda başka bir diyeceğiniz var mıdır?”

Müttehim ayağa kalktı, o zamana kadar saklayabildiği birtakım kâğıtlar çıkardı. Kendisi orta boylu, ancak otuz yaşlarında kadar, sevimli bir adam idi. Gayet muntazam giyinmişti.

“Reis beyefendi, müddeiumumi muavini beyin tasvir buyurdukları şey esasen vakidir ancak sebebi cinayetin tamamen şerh ve izah olunması için şu mektubun, heyeti aliyeniz huzurunda okunmasını da bendeniz pek lazım görüyorum.” dedi ve mektubu okumaya koyuldu.

Beyefendi, her ne kadar henüz zatıalileri ile müşerref olmamış isem de derece-i tahsil ve fikr ü irfan noktainazarından yüksek bir adam olduğunuzu bildiğim cihetle, bu mektubu yazmak cesaretini hissediyorum.

Burada aramızda cereyan eden bir vakanın yine aramızda kalması ve aramızda hall ü fasl edilmiş 41 olması temennisi ile, buna dair bazı nazariyat ve efkârdan başka bir şey olmadığı cihetle, taraf-ı alilerinden hüsnütelakki buyrulacağı ümidini perverde etmekteyim.

Doktor bey, on günden fazla var ki zevcenizi terk etmiş bulunuyorsunuz. Sebebi ise burada bulunmadığınız esnada benimle onun arasında cereyan etmiş bazı vakayiin, gayrikabili ret delâilini elde etmiş bulunmanızdır. Zevceniz esasen kimsesiz olduğu cihetle, terk olunduğu günden beri bendehanenizde, hemşirem ile birlikte bulunduğu için ne derece azap ve ızdırap içinde bulunduğunu, nasıl tazallüm etmekte, ağlamakta olduğunu görerek cürüm ile ceza beyninde bir nispetsizlik bulunduğunu anlıyor ve bu noktayı zatıalinize açıkça bildiriyorum.

Evvela, bu kadın sandığınız derecede günahkâr değildir. Sadece muhitinin kendisini sürüklediği tarafa gitmiş ve tesadüfen o taraf onca mucib-i bedbahti 42 olmuştur. Neticenin bu suretle zuhur edeceğini tahmin edebilse idi, elbette bu suretle hareket etmezdi. Zevci olmak itibarı ile siz, tabii benden daha iyi bilirsiniz. Bakınız ben nasıl düşünüyorum…

Bu kadın uzun müddet taşrada kalmış ve nihayet taşrada ölmüş bir memurun kızıdır. Siz de kendisine, memur bulunduğunuz o kasabada tesadüf ettiniz. Tesadüf ettiniz değil, orada böyle genç ve güzel bir kızın mevcudiyetinden haberdar oldunuz.

Tabii genç idiniz ve mesleğiniz size perhizkârlığı tavsiye etmekte, hem de maişet meselesi ile tehdit etmekte, mutaassıp olan muhit sizden, zâhidâne etvar ve harekâta intizar etmekte olduğunu izdivaç lüzumunu hissediyor idiniz. Belki buna, bir zengin adamın kızını alarak bir parça kesb-i servet fikri de karışıyordu. Sonra günün birinde orada kimsesiz kalmış böyle bir kızın bulunduğunu haber alınca, bir parça da şair oldunuz değil mi? Böyle bir zavallı, genç ve güzel bir doktorun karısı olacağını asla tahattur etmez, onun için her ümit boş, her şey karanlıktır. Onu kurtarmak ateşi gönlünüzü yaktı.

Yine muhitin sevk ve tesiri ile dindarâne ve mütevekkilâne hareket edebilecek kızın izdivacına talip oldunuz. Herkes münasip gördü, tahsin etti ve evlendiniz. Azizim itiraf ederim ki zevceniz güzel bir kadındır; elbette o zaman daha da dilber olsa gerekti.

Tahmin ederim ki böyle dindarâne izdivaçların ilk gecelerinin de kutsi bir hâli olmak gerekir. O gece acıdır ya da tatlıdır demiyorum ancak insanın bütün hayatınca süren bir letafeti ve tatlılığı vardır, sanıyorum.

Bu kadın ile yaşamaya başladınız. O, her ne kadar müstesna bir fıtrata malik bir kadın ise de taşrada büyümüş bulunuyor ve malumatı size pek nakıs geliyordu. Siz bu noksanı görür görmez âdeta sevindiniz ve hayırhahâne bir gayretle çalışmaya başladınız. İnsan, hiç tanımadığı adamlara bile bir şey öğretmiş olmaktan mütelezziz olup dururken sevdiği bir kadına hatayı öğretmekten zevkyâb olmaz olur mu?

Ancak onu siz olduğu gibi de kullanabilirdiniz. Şüphesiz güzel yemek pişirir, dikişini diker, evine bakardı. Böyle müstesna bir kadının her hizmeti de müstesna olur, kim bilir belki de böylesi daha rahat olurdu. Fakat ilim dururken cehil düşünülür mü?

Bilmemek, bilmeye müreccahtır diye iddia edenleri tımarhaneye sevk ederler. Binaenaleyh derhâl işe başladınız; ona din hakkında, insanlık hakkında, medeniyet ve kadınlık hakkında bütün bildiklerinizi bol bol vermeye başladınız. Hatta yazısını işlek hâle getirmeye, okumasını düzeltmeye çalıştınız. Yalnız tababetten bahsetmeye cesaret edemediniz çünkü biliyordunuz ki, bu pek güç ve derin bir ilimdir, hiçbir şey de öğrenmeyecektir.

Dersleriniz birdenbire feyiz vermedi ise de tesirden de hâli kalmadı. Kadın, ilkin kemal-i kuvvetle şuna kani oldu ki o zamana kadar sevdiği hayat boş ve mukassidir. 43 Bunun öte tarafında hayalî, leziz bir âlem mevcuttur. Buna kail olmuştu. Bunun için de bu âleme layık bir kadın olmak için çalışmaya başladı. İlkin musiki arzusu gösterdiğini müşahede ettiniz ve memurinden birinin hanımından ders almasını alkışladınız. Genç bir kadını ufak bir gurur pek ziyade okşar ve çalıştırabilir. Beğenilecek bir şey yapmış olmak gururu ile musikiye fevkalade meyl ü rağbet eyledi ve bir müddet sonra da hoşça bir istidat, pek az da muvaffakiyet gösterdiğini gördünüz. Vâkıâ bu meyl ü rağbet onun sair işlerini bir dereceye kadar engelledi ise de ne zararı var!.. Bu bir defa öğreninceye kadardır. Öğrenildikten sonra, evin içinde musiki gibi tükenmez bir hazine-i şetaret ve medeniyet bulunmuş olacak, bir taraftan da siz nasihatlerinize devam edeceksiniz… Başka memleketlerde kadınlar kendi haklarını kendileri bilir ve dava edebilirler; bizde ise müsavatı hukuku44 öğretmek iktiza etmektedir. Birçok zevat gibi bir defa da siz, onun bu mefhumu da bellemeye başladığını hissettiniz ve anladınız.