Люси Мод Монтгомери – Avonlea Günlükleri (страница 8)
Sylvia sorulmadığı müddetçe kendinden ya da planlarından bahsetmezdi. Yaşlı Hanım’ın utangaçlığı da şahsi sorular sormasını engellerdi. Bu sebepten konuşmaları yüzeysel kaldı ve Yaşlı Hanım, çok sevdiği Sylvia’nın en büyük arzusunun ne olduğunu kendisinden değil de rahibin karısından öğrendi.
Eylülün sonlarına doğru bir akşam rahibin karısı eski Lloyd Hanesi’ne uğradı. Kuzeydoğu taraflarından soğuk bir rüzgâr evin saçaklarına doğru kükreyerek esiyordu. Âdeta, “Ekin bitti yaz sona erdi.” diyordu ve Yaşlı Hanım, Sylvia için bir sepet örerken onu dinliyordu. Bir önceki gün Avonlea’nin kumlu tepelerine kadar yürüdüğünden çok yorgundu. Kalbi de hüzünlüydü. Hayatına renk katan bu yaz neredeyse bitmek üzereydi ve Sylvia Gray ekim sonunda Spencervale’den ayrılacağını söylüyordu. Bu düşünce Yaşlı Hanım’ın kalbini kurşun gibi ağırlaştırmıştı. Bu sebepten rahibin karısının gelişini kendisini oyalayacak bir şey olarak karşıladı. Her ne kadar kadının yeni kilise halısı için bağış istemesi ihtimalinden deli gibi korksa da. Yaşlı Hanım tek bir sent veremezdi çünkü.
Ancak rahibin karısı Spencerların evine giderken öylesine uğramıştı ve utanç verici bir ricada bulunmadı. Bunun yerine Sylvia Gray’den bahsetti. Kadının sözleri Yaşlı Hanım’ın kulağına tarif edilmez güzellikte bir müziğin inciden notaları gibi döküldü. Rahibin karısı Sylvia’dan övgüyle bahsetti. Çok tatlı ve güzel olduğunu söyledi.“Böylesi bir güzel ses…” dedi rahibin karısı coşkuyla. Sonra da iç çekerek ekledi: “Bu güzel sesi hakkıyla eğitemeyecek olması ne talihsizlik. Muhteşem bir şarkıcı olabilirdi. İşinin ehli müzik eleştirmenleri böyle demiş ona. Ama o kadar fakir ki buna imkânı yok. Tabii Cameron burslarından alamazsa. Bu burslardan da pek ümidi yok. Hâlbuki ona eğitim veren profesör adını yollamış.”
“Cameron bursları nedir?” diye sordu Yaşlı Hanım.
“Sanırım milyoner Andrew Cameron’ı duymuşsunuzdur.” dedi rahibin karısı. Yaşlı Hanım’ın ailesindeki kirli çamaşırlardan bahsettiğinin fazlasıyla farkında değildi.
Yaşlı Hanım’ın beyaz suratı aniden renklendi. Âdeta sert bir el yanağına tokat atmış gibiydi.
“Evet, duydum.” dedi.
“Çok güzel taptığı bir kızı varmış ve bu kızın sesi çok güzelmiş. Eğitim alması için onu yurt dışına yollayacakmış ancak kız ölmüş. Adam üzüntüden perişan olmuş anladığım kadarıyla. O zamandan beri her sene genç bir kızı bir yıllığına en iyi hocalardan müzik eğitimi alması için Avrupa’ya yollarmış kızının hatırına. Şimdiye kadar dokuz on kızı yollamış. Ancak korkarım Sylvia Gray’in pek şansı yok. Kendisi de şansı olmadığını düşünüyor.”
“Neden?” diye sordu Yaşlı Hanım canlanarak. “Bayan Gray’in sesine denk çok az ses olduğuna eminim.”
“Doğru. Ama bu burslar şahsi işler ve Andrew Cameron’ın keyfine kalmış. Onu tanıyan arkadaşlara sahip bir kız olursa onların tavsiyesiyle o kızı yolluyor. Geçen sene sesi pek güzel olmayan ama babası Cameron’ın eski bir iş arkadaşı olan bir kızı yollamış. Ama Sylvia, kaba tabirle, kendisine torpil getirecek kimseyi tanımıyor. Andrew Cameron ile de tanışıklıkları yok. Neyse ben gideyim. Cumartesi Manselerde görüşürüz Bayan Lloyd. Bu hafta orada toplanıyoruz.”
“Evet, biliyorum.” dedi Yaşlı Hanım âdeta orada değilmişçesine. Rahibin karısı gittiğinde sepeti bırakıp uzun süre oturdu. Elleri kucağında öylece durdu ve iri siyah gözleri hiçbir şey görmeden karşısındaki duvara baktı.
Yaşlı Hanım o kadar acınası bir fakirlik çekiyordu ki Dikiş Topluluğu’na para vermek için haftada altı peksimetten az yemek zorunda kalıyordu. Ancak Leslie Gray’in kızını Avrupa’ya müzik eğitimi için yollama gücüne sahipti. Eğer ki Andrew Cameron’a torpil yaptırtmayı seçerse. Yanına gidip gelecek sene Sylvia Gray’i yurt dışına yollamasını isterse bunun gerçekleşeceğine şüphe yoktu. Her şey ona bağlıydı. Ama, ama gururunu çiğneyip kendisine büyük yanlış yapan o adamdan bir ricada bulunması gerekecekti.
Babası Abraham Lloyd, yıllar yıllar önce Andrew Cameron’ın tavsiyesi ve baskısıyla küçük servetini başarısız olmuş bir işe yatırınca bütün aile acı bir fakirliğe mahkûm olmuştu. Cameron’ın bu yanlışı affedilebilirdi belki. Ancak dayısının yatırımıyla ilgili bir hatadan daha büyük bir yanlış yaptığından kuvvetle şüpheleniliyordu; hatta bu neredeyse kesindi. Hukuki olarak hiçbir şey kanıtlanamazdı tabii. Fakat ince işleriyle tanınan Andrew Cameron, kendisinden çok daha iyi durumdaki adamları mahveden bu karışıklıktan çok daha zengin bir şekilde sıyrılmıştı ve Yaşlı Doktor Lloyd, yeğeninin kendisini kasten mahvettiğini düşünerek kalbi parçalanmış bir vaziyette vefat etti.
Andrew Cameron’ın yaptığı şey tam olarak bu değildi. Amcasına ilk başta iyi niyetle yaklaştı. Ancak sonunda “herkes kendi çıkarına bakar” düsturuyla kendisini haklı çıkardı.
Margaret Lloyd onu haklı bulmadı. Sadece servetini kaybetmiş olmaktan dolayı değil, babasının ölümünden de onu sorumlu tuttu ve asla affetmedi. Abraham Lloyd öldüğünde Andrew Cameron belki de vicdanı sızladığından gösterişli bir şekilde hiç rahatsız olmadan Bayan Lloyd’un yanına geldi ve ona maddi yardımda bulunmayı teklif etti. Hiçbir eksiklik çekmeyeceğini söyledi ona.
Margaret Lloyd bu teklifi âdeta yüzüne çarptı. Ona büyük bir tutkuyla kendisinden tek bir kuruş ya da iyilik kabul etmektense ölmeyi tercih edeceğini söyledi. Cameron ise sakinliğini muhafaza eder gibi görünerek Bayan Lloyd’un kendisiyle ilgili böylesine haksız fikirleri olmasından dolayı üzüldüğünü ifade etti. Her zaman onun arkadaşı olacağını ve ne zaman isterse elinden geldiğince ona yardım edeceğini yağcı bir tavırla söyledi.
Yaşlı Hanım yirmi yıl boyunca bu fakir evinde Andrew Cameron’dan hiçbir iyilik istemeden öleceğini düşündü. Eğer ki kendisi için iyilik isteyecek olsaydı bunu yapmazdı. Ama Sylvia için! Sylvia için gururunu ayaklar altına alabilir miydi?
Bu sorunun cevabını vermek, üzüm sürahisi ve şiir kitabında olduğu kadar kolay değildi. Tam bir hafta boyunca Yaşlı Hanım gururunu ve öfkesini düşündü. Bazen uykusuz gecelerinde saatlerce dargınlıkların ve kinin önemsiz olduğunu, bunları aştığını düşündü. Ancak gündüz vakti babasının resmi duvardan bakarken ya da Andrew Cameron’ın dolandırıcılığı yüzünden giymek zorunda olduğu demode elbisesinin hışırtısını duyarken dargınlığı ve kini onu yeniden ele geçirdi.
Ne var ki Sylvia’ya olan sevgisi öylesine güçlü, derin ve hassastı ki en nihayetinde hiçbir duygu buna karşı koyamazdı. Sevgi, mucizeler yaratıyordu ve bu gücünü soğuk, yavan bir sonbahar sabahında Yaşlı Hanım Charlottetown’a gitmek üzere Bright River tren istasyonuna yürüdüğü sırada gösterdiği gibi göstermemişti hiç. Ona biletini satan biletçi Yaşlı Lloyd Hanım’ın alışılmışın dışında solgun ve zayıf olduğunu düşünmüştü. Akşam yemeğinde karısına, “Sanki bir hafta boyunca bir damla uyku uyumamış ya da tek lokma yemek yememiş gibiydi.” dedi. “Sanırım işlerinde bir sıkıntı var. Bu yaz ikinci kez şehre iniyor.”
Yaşlı Hanım şehre ulaştığında yetersiz yemeğini yedi ve Cameron fabrikaları ile depolarının olduğu bölgeye yürüdü. Bu onun için uzun bir yolculuktu; ancak arabaya güç yetiremezdi. Andrew Cameron’ın parlak ve lüks çalışma odasına yönlendirildiğinde çok yorgun hissediyordu.
İlk baştaki şaşkın bakışlarının ardından ışıldayarak öne çıktı ve elini uzattı Cameron.
“Kuzen Margaret! Ne kadar da hoş bir sürpriz. Lütfen oturun, buyurun, bu daha rahat bir koltuktur. Bu sabah mı geldiniz? Spencer-vale ahalisi nasıl?” Yaşlı Hanım, onun ilk sözleriyle kızardı. Annesinin, babasının ve sevgilisinin onu çağırdığı ismin Andrew Cameron’ın dudaklarından döküldüğünü duymak kutsal bir şeye saygısızlık gibiydi. Eğer ki Andrew Cameron’dan iyilik istemeye dayanabiliyorsa daha az acı olan şeylere de dayanabilirdi ama. Sylvia’nın hatırına elini sıktı ve gösterdiği koltuğa oturdu. Ancak hiçbir insan evladının hatırı için tavırlarına ya da sözlerine zorlama bir samimiyet katamazdı. Lloyd sadeliğiyle derhâl konuya girdi.
“Senden bir ricada bulunmaya geldim.” dedi gözlerinin içine bakarak. Ancak bu bakışlarda yalvaran birinin tevazusu ya da uysallığından ziyade meydan okuyan cüretkâr bir tavır vardı. Reddedeceği bir teklif için onu düelloya davet ediyordu âdeta.
“Bunu duyduğuma sevindim Kuzen Margaret.” sesinde yumuşaklık ve nezaket vardı. “Sizin için yapabileceğim herhangi bir şeyi yapmaktan mutluluk duyarım. Korkarım beni bir düşmanınız olarak gördünüz Margaret ama sizi temin ederim ki bu haksız tavrınızı şiddetle hissettim. Bazı şeylerin aleyhime göründüğünün farkındayım ama…”
Yaşlı Hanım elini kaldırmak suretiyle kibar sözlerine son verdi.
“Buraya bu konuyu konuşmak için gelmedim.” dedi. “Geçmişten bahsetmeyelim sizin için de uygunsa. Size kendim için değil de benim için çok değerli genç bir arkadaşım için iyilik istemeye geldim. Bayan Gray’in dikkate değer güzel bir sesi var ve eğitim almak istiyor. Kendisi çok fakir. Ben de size ona bir müzik bursu vermenizi rica etmeye geldim. Anladığım kadarıyla öğretmeninden gelen bir mektupta ismi zaten tavsiye edilmiş. Sesi hakkında ne söylediğini bilemesem de abartılması mümkün değil. Eğer ki onu yurt dışına eğitim için yollarsanız yanlış yapmazsınız.”