Люси Мод Монтгомери – Avonlea Günlükleri (страница 3)
Ne var ki Ludovic’in muazzam performansı henüz sona ermemişti. Speedleri bir işe başlatmak zor olabilirdi; ancak bir kez başladılar mı hızlarının önü alınamazdı. Theodora ve Bay Sherman dışarı çıktığında Ludovic merdivenlerde bekliyordu. Sert bir duruşu vardı. Başı geride omuzları dimdikti. Rakibine attığı bakışta açık bir meydan okuma vardı, Theodora’nın koluna dokunuşunda ise ustalık.
“Sizi eve götürebilir miyim Bayan Dix?” dedi kelimelerle. Ancak ses tonu, “İstesen de istemesen de seni eve götüreceğim.” diyordu.
Theodora, Arnold Sherman’a baktıktan sonra Ludovic’in koluna girdi. Yeşilliklerin arasından, çitlere bağlanmış atların dahi paylaşır gibi göründüğü bir sessizlikle geçtiler. Ludovic için bu, ömre bedel bir zaferdi. Ertesi gün Anne, ta Avonlea’den yürüyerek geldi haberleri duymak için. Theodora gülümsedi.
“Evet, nihayet halloldu Anne. Dün gece eve gelirken Ludovic basitçe evlenme teklif etti. Pazar günü derhâl evleneceğiz. Ludovic bir hafta bile uzatmak istemiyor.”
“Yani Ludovic Speed nihayet acele ettirildi.” dedi Bay Sherman, Anne onu Echo Lodge’da ziyaret edip haber verdiğinde. “Sen tabii ki de mutlusun. Benim zavallı gururum günah keçisi oldu bu arada. Grafton’da Theodora Dix’i isteyip elde edemeyen Bostonlu olarak anacaklar beni.”
“Ama bu doğru olmaz, biliyorsunuz.” dedi Anne teskin edercesine.
Arnold Sherman, Theodora’nın olgun güzelliğini ve münasebetleri süresince fark ettiği yumuşak huyluluğunu düşündü.
“Bundan emin değilim.” dedi iç çekerek.
Bölüm 2
Yaşlı Hanım Lloyd
Spencervale dedikoducuları Yaşlı Lloyd Hanım’ın zengin, kötü ve kibirli olduğunu iddia ederlerdi. Bir dedikodunun genellikle üçte biri doğruysa üçte ikisi yanlıştır. Yaşlı Lloyd Hanım zengin ya da kötü değildi. İşin aslı acınası bir fakirliği vardı. O kadar fakirdi ki bahçesini kazıp odunlarını kesen Kambur Jack Spencer kendisiyle kıyaslandığında zengin sayılırdı. En azından günde üç öğün yemeği eksik olmazdı Kambur Jack’in. Yaşlı Lloyd Hanım ise bazen günde bir öğünden fazla yemek yiyemezdi. Ama kendisi çok gururluydu. O kadar gururluydu ki ölmek, gençliğinde bazılarına kraliçelik ettiği Spencervale ahalisinin aşırı fakirliğini ya da yaşadığı zorlukları bilmesinden daha kolay gelirdi ona.
Cimri, tuhaf, kiliseye bile gitmeyen, rahibe bile cemaatteki en düşük ödemeyi yapan acayip bir münzevi olduğunu düşünmeleri daha çok işine gelirdi.
“Servet içinde yüzüyor!” derlerdi öfkeyle “Yani, bu cimriliğini ailesinden almadığı kesin! Onlar gerçekten cömert ve komşuluğa değer veren insanlardı. Yaşlı Doktor Lloyd’dan daha ince bir beyefendi gelmemiştir dünyaya. Her zaman herkese karşı nazikti. Bir iyilik yaptığında iyilik yapanın kendisi değil de iyilik yaptığı kişi olduğunu hissettirirdi. Peki peki, Yaşlı Lloyd Hanım parasını isterse kendisine saklasın. Eğer bizim dostluğumuzu istemiyorsa bize katlanmak zorunda değil, o kadar. Bütün bu parasına ve gururuna rağmen pek mutlu değil galiba.”
Maalesef ki Yaşlı Hanım’ın pek mutlu olmadığı doğruydu. Yalnızlıktan tükenmiş, manevi anlamda boşlukta, maddi anlamda tavuklarınızın gerektiği az miktar para olmasa aç kalacak noktadaysanız mutlu olmak kolay değildir. Kendisi, bir zamanlar Lloyd Hanesi diye bilinen yerde yaşardı. Burası alçak saçakları ile büyük şömineleri olan kare pencereli eski bir evdi. Etrafı sık çam ağaçları ile çevriliydi. İşte burada tek başına yaşardı. Haftalarca Kambur Jack dışında kimseyi görmediği olurdu. Ne yaptığı ve zamanını nasıl geçirdiği Spencervale ahalisinin çözemediği bir bilmeceydi. Spencervale çocukları, ondan ölümüne korkarlardı. Bazı çocuklar, Spencer Yolu ekibi, onun cadı olduğunu düşünürlerdi. Ormanda yemiş ya da çam sakızı aradıkları zaman olur da yakacak çalı çırpı toplayan Yaşlı Hanım’ın silüetini uzaktan görürlerse kaçışırlardı. Mary Moore onun bir cadı olmadığından emin olan tek kişiydi.
“Cadılar her zaman çirkin olurlar.” dedi kesin bir şekilde. “Yaşlı Lloyd Hanım çirkin değil. Kendisi gerçekten güzel. Bembeyaz yumuşak saçları, iri siyah gözleri ve küçük beyaz bir yüzü var. O yol çocukları ne dediklerini bilmiyorlar. Annem onların cahil bir kalabalık olduğunu söylüyor.”
“Peki ama kiliseye gitmemesine sürekli kendi kendine konuşup mırıldanmasına ne demeli? Ayrıca devamlı çalı çırpı topluyor.” dedi Jimmy Kimball cesurca.
Yaşlı Hanım kendi kendine konuşurdu çünkü arkadaşlığı ve sohbeti severdi. İşin aslı yaklaşık yirmi sene boyunca kendiniz dışında kimseyle konuşmazsanız monotonluk baş gösterebilir. Az biraz arkadaşlık etmek için gururu dışında her şeyi feda etmeye hazır olduğu anlar vardı. Böyle zamanlarda kendisinden her şeyi aldığı için kadere gücenir ve acı çekerdi. Sevecek hiçbir şeyi yoktu ve bu, herhangi birinin yaşayacağı en zor şeylerden biriydi.
En zoru da bahardı. Bir zamanlar Yaşlı Hanım, -şimdiki hâlinde değil de güzel, inatçı ve şen şakrak Margaret Lloyd olduğu zamanlarda- baharı severdi. Şimdi ise bahardan nefret ediyordu çünkü bahar canını yakıyordu. Hele de bu bahar, özellikle de mayıs zamanı, canını daha önce hiç acıtmadığı kadar acıtmıştı. Bunun acısına dayanamaz gibi hissediyordu. Her şey canını yakıyordu. Köknarların yeşil uçları, evin aşağısındaki kayın ağaçlarının kovuklarındaki büyülü sis, Kambur Jack’in kazdığı bahçeden yükselen kırmızı toprağın taze kokusu acı çektiriyordu ona. Ay ışığının aydınlattığı bir gecede kalp ağrısından bütün gece ağladı. Ruhunun açlığı bedeninin açlığını unutturmuştu ona. Üstelik o hafta neredeyse hep aç kalmıştı. Bahçesinde çalışan Kambur Jack’e ödeme yapabilmek için peksimet ve suyla idare ediyordu. Solgun ve tatlı şafak rengi, çam ağaçlarının arkasından gökyüzüne yayılmaya başladığında yüzünü yastığa gömüp gökyüzüne bakmayı reddetti.
“Yeni günden nefret ediyorum.” dedi isyankâr bir şekilde. “Bu da diğer günler gibi zor ve sıradan olacak. Kalkıp da bu günü yaşamak istemiyorum. Uzun zaman önce her yeni güne bana güzel haberler getiren bir arkadaşmış gibi neşeyle ellerimi uzatırdım. O zamanlar sabahları severdim. Güneşli ya da donuk olsun fark etmezdi. Okunmamış bir kitap gibi güzeldiler. Şimdi onlardan nefret ediyorum. Nefret ediyorum, nefret ediyorum!”
Yine de ayağa kalktı. Çünkü Kambur Jack bahçe için erkenden gelecekti. Güzel, kalın ve beyaz saçlarını özenle düzeltti. Altın rengi puantiyelerle süslü mor ipek elbisesini giydi. Ekonomik sebeplerden dolayı her zaman ipek giyerdi. Annesine ait eski bir ipek elbiseyi giymek, mağazadan yeni bir elbise almaktan çok daha ucuzdu. Yaşlı Hanım’ın önceden annesine ait olan çok sayıda ipek elbisesi vardı. Onları sabah öğlen ve akşam giyerdi. Spencervale ahalisi bunu, kibrinin ekstra bir göstergesi kabul ederdi. Elbiselerin modeli ile ilgili olarak onları düzelttirmeyecek kadar pinti olduğunu söylerlerdi. Hâlbuki eski moda elbiselerinden dolayı Yaşlı Hanım’ın giyinirken ne kadar acı çektiğini hayal bile edemezlerdi. Yaşlı Hanım’ın kadınlık gururu, elbiselerinin eski fırfırlarına ve üst eteklerine Kambur Jack’in attığı bakışlara bile dayanamaz gibiydi.
Yeni günü kucaklamadığı hâlde günün güzelliği, yemekten sonra -daha doğrusu öğle peksimetini yedikten sonra- yürümek için dışarı çıktığında onu etkiledi. Hava fazlasıyla taze, tatlı ve bakirdi. Lloyd Hanesi’ni çevreleyen çam ağaçları da bahardan dolayı heyecanlılardı. Genç ışıklar ve gölgelerle saçılmışlardı etrafa. Bazılarının neşesi, aralarında gezinen Yaşlı Hanım’ın acı çeken kalbinden içeri girmişti. Kayın ağaçlarının altındaki küçük derenin ufak tahta köprüsünün üzerinden geçerken neredeyse bir kez daha zarif ve hassas hissetti kendisini. Bir de büyük bir kayın ağacı vardı ki o ağacı kendince sebeplerden dolayı özellikle severdi. Kocaman ve uzun bir kayın ağacıydı bu. Gövdesi gri mermerden bir sütunu andırıyordu. Dallarının yaprakları, derenin oluşturduğu su birikintisinin üzerine altın kahverengi bir renk ile yansıyordu. Kaybettiği görkemli günlerinde genç bir fidandı bu ağaç.
Koruluğun üzerindeki William Spencer’ın evine çıkan yoldan gelen çocuk sesleri ve kahkahalar duydu. William Spencer’ın evinin önündeki yol, ana yola farklı bir yönden çıkıyordu. Ancak bu arka yolda bir kestirme vardı ve çocuklar okula her zaman oradan giderlerdi. Aceleyle genç çam ağaçlarının arkasına çekildi. Spencer çocuklarını sevmezdi; çünkü çocuklar ondan korkuyor gibiydiler. Ağaçların arasından baktığında neşe ile yürüdüklerini gördü. İki büyük önden, ikizler arkadan uzun, zayıf genç bir kızın elinden tutarak geliyorlardı. Muhtemelen yeni müzik öğretmeniydi bu kız. Yumurtacı bu kızın William Spencer’ın evinde kaldığını söylemişti ancak Yaşlı Hanım ismini bilmiyordu.
Onlar yaklaştıkça kıza tuhaf bir merakla baktı. Sonra birden kalbi hızla, yıllardır hiç atmadığı gibi attı. Hızlı hızlı nefes almaya başladı ve korkunç bir sarsılmayla titredi. Kızın kim olduğunu merak etti.
Yeni müzik öğretmeninin hasır şapkasının altında kestane rengi saçlar vardı. Tonu ve dalgaları Yaşlı Hanım’ın kaybolan yıllarından kalma bir başı hatırlattı. O dalgaların altında iri, menekşe rengi, siyah kirpikleri ve kaşları olan gözler vardı. Bu gözleri kendi gözleri gibi bilirdi. Yeni müzik öğretmeninin yüzü, güzel hatları, narin rengi ve kaygısız gençliği ile Yaşlı Hanım’ın geçmişine ait bir yüzdü. Her yönüyle geçmişteki bu yüze benziyordu. Ama bir farkla… Hatırladığı yüz, bütün büyüsüyle zayıftı. Ancak bu kızın yüzünde tatlı bir kadınsılık vardı. Yaşlı Hanım’ın saklandığı yerden geçerken çocuklardan birinin söylediği bir şeye güldü. Bu gülüşü çok iyi biliyordu. Bu gülüşü o kayın ağacının altında daha önce de duymuştu. Köprünün ötesindeki ağaçlı tepede kayboluncaya kadar onları izledi. Sonra da eve âdeta bir rüyada yürüyormuş gibi döndü. Kambur Jack bahçeyi kazmaya devam ediyordu. Yaşlı Hanım, Kambur Jack’le dedikoduya olan zaafını bildiği için pek konuşmazdı. Ancak o sırada bahçeye girdi. Yaşlı bedeni mor ipekten, altın puantiyeli elbisesi içinde azametli bir görüntü veriyordu. Güneş ışığı beyaz saçlarının arasında parlıyordu.