реклама
Бургер менюБургер меню

Луиза Мэй Олкотт – Jo'nun Oğulları (страница 9)

18

“Bayan Bhaer gazetecilerle asla görüşmez, efendim.”

“Ama tek istediğim sadece birkaç dakika konuşmak.” dedi adam içeriye biraz daha sokularak.

“Onu şu an göremezsiniz çünkü dışarıda.” diye cevap verdi Teddy ve arkasına kısaca göz gezdirerek mutsuz ebeveyninin ortadan kaybolduğunu gördü. Pencereden tüydüğünü tahmin etti, bazen böyle zorluklarla karşılaştığında ara sıra yaptığı gibi.

“Çok üzüldüm. Tekrar gelirim. Burası onun çalışma odası mı? Büyüleyici bir oda!” Sonra da bu davetsiz misafir tekrar salona odaklanarak yakalayabileceği bir haberin olup olmadığına bakındı, bu girişimleri ölümle sonuçlansa bile sonuna kadar mücadele veriyordu.

“Hayır, değil.” dedi Teddy nazik ama kararlı bir şekilde onun koridordan geriye doğru çekilmesini sağlayarak. Bir yandan da annesinin köşeyi dönerek kaçmış olmasını yürekten ümit ediyordu.

“Eğer bana Bayan Bhaer’in yaşını, doğum yerini, evlendiği tarih ve kaç çocuğu olduğunu söyleyebilirseniz çok minnettar kalırım.” diyerek devam etti utanma bilmez ziyaretçi, kapı paspasına ayağı takılırken.

“Altmışlı yaşlarında, Nova Zembla’da doğdu, tam da bugün evliliğinin kırkıncı yılını kutluyor ve ayrıca on bir tane kızı var. Öğrenmek istediğiniz başka bir şey var mı, efendim?” Ted’in ciddi yüz ifadesi verdiği saçma sapan cevaplarla çok hoş bir tezatlık yaratıyordu ama gazeteci bozguna uğradığının farkında bile değildi. Kahkahalarla eve dönüp girmek üzereyken, bir kadın ile onu takip eden, yüzleri sevinçle parlayan üç kız basamaklardan çıkmaya başladı.

“Biz ta Oshkosh’tan geliyoruz ve sevgili Jo teyzemizi görmeden eve dönmek istemedik. Kızlarım onun eserlerine hayranlık duyuyorlar ve onu görmeye bel bağladılar. Biliyorum biraz erken bir saat ama Holmes, Longfeller ve diğer ünlüleri de görmeyi planlıyoruz, onun için önce buraya geldik. Ben Oshkosh’tan Bayan Erastus Kingsbury Parmalee, ona öyle söylersiniz. Beklememizin mahzuru yok, eğer bizi görmek için henüz müsait değilse etrafa bakınabiliriz.”

Tüm bu sözleri öyle hızlı söyledi ki Ted balık etli küçük hanımlara gözlerini dikip bakakaldı. Onlar da altı çift mavi gözleriyle yalvarırcasına Ted’e dikip bakıyorlardı ama Ted’in doğuştan gelen nezaketi bu hanımlara en azından medeni bir cevap vermekten mahrum etmeyi imkânsız kılıyordu.

“Bayan Bhaer’i bugün görmeniz mümkün değil. Biraz önce çıktı sanırım ama isterseniz evi ve arazileri gezebilirsiniz.” diye mırıldanırken dördü tarafından içeri doğru itildi ve hepsi de kendinden geçmiş bir biçimde etrafına bakınmaya başladılar.

“Ay çok teşekkür ederiz! Eminim ki çok sevimli, çok hoş bir yerdir burası! Yazılarını orada yazıyor öyle değil mi? Oradaki de onun fotoğrafı mı? Lütfen söyleyin! Tam hayal ettiğim gibi birine benziyor!”

Bu yorumlardan sonra ince işlenmiş resminin önünde durdular. Bu, saygıdeğer Bayan Norton’du. Hâlinden hoşnut bir yüz ifadesiyle bir elinde kalemle poz vermişti. Ayrıca başında taç ve boynunda inci bir kolye vardı.

Ciddiyetini büyük bir çabayla korumaya çalışarak Ted, kapının arkasında asılı duran ve onun eğlence kaynağı olan Bayan Jo’nun çok kötü yapılmış bir portresine işaret etti. Işık, burnunun ucunda çok tuhaf bir gölge oyunu oynamıştı ve yanakları da oturduğu sandalye kadar kırmızı çıkmıştı ama bütün bu komik yanlarına rağmen aslında oldukça iç karartıcıydı.

“Bu fotoğraf annem için çekilmişti ama maalesef pekiyi çıkmamış.” dedi Ted. Asıl olanla düşünce arasındaki üzücü fark karşısında kızlar dehşete düşmüş gibi görünmemeye çalıştılar. Onların verdiği bu mücadeleyi Ted, büyük keyif alarak izledi. On iki yaşında olan en küçükleri, hayal kırıklığını gizleyemedi ve idollerimizin aslında sıradan erkek ve kadın olduklarını fark ettiğimizde neler hissediyorsak o da o anda öyle hissetmiş olmalı ki hemen kafasını öbür tarafa çevirdi.

“Onun on altı yaşlarında olacağını ve saçlarının sırtından aşağı doğru iki tarafından örülmüş olacağını düşünmüştüm. Artık onu görmesem de olur.” dedi çocuk dürüstçe, koridorun kapısına doğru ilerlerken. Annesi özür dilemek için geride kalmıştı. Ablaları ise “Çok hoş, o kadar canlı ki şiir gibi âdeta, bilirsiniz işte, özellikle kaşları müthiş.” demek zorunda kaldılar.

“Haydi kızlar, bugün yapılacak çok işimiz var, o yüzden gitsek iyi olur. Albümlerinizi bırakabilirsiniz ve Bayan Bhaer, içlerine bir şeyler yazdıktan sonra size tekrar gönderebilir. Size binlerce defa minnettarız. En içten dileklerimizi söyleyin annenize ve onu göremediğimiz için ne kadar üzüldüğümüzü de aktarın lütfen.”

Bayan Erastus Kingsbury Parmalee bu sözleri söyler söylemez büyük kareli bir önlük giymiş, kafasının üstüne bir mendil bağlamış, koridorun en ucunda çalışma odasına benzer bir odada vızır vızır toz alan orta yaşlı bir kadına ilişti.

“Hazır dışarıdayken onun özel odasına birazcık göz atsak?..” diye haykırdı hevesli kadın. Ted, annesini uyaramadan kadın, ailesiyle beraber bir hışımla koridor boyunca koşuşturdular. Ön taraftaki çimlerin üzerindeki sanatçı yüzünden, evin arka tarafındaki gazeteci yüzünden -ki o daha evden ayrılmamıştı- ve koridordaki kadınlar yüzünden annesi kaçacak delik bulamamıştı.

“Onu yakaladılar!” diye düşündü Teddy, bir taraftan eğleniyor, bir taraftan üzülüyordu. “Portreyi gördüklerine göre onun hizmetçi rolünü oynamasına gerek kalmadı.”

İyi bir oyuncu olarak Bayan Jo, elinden geleni yaptı hatta başarılı da olabilirdi ama ne var ki o son darbeyi vuran portre, ona ihanet etti. Bayan Parmalee yazı masasının önünde durdu ve orada duran lüle taşı pipoya, yakınında duran erkek terliklerine ve direkt Profesör Bhaer’ine yazılmış bir yığın mektuba kayıtsız kalarak ellerini birleştirdi ve çok etkilendiğini belirterek haykırdı. “Kızlar, işte bu noktada bizi iliklerimize kadar heyecanlandıracak o sevimli, o ahlak dersi veren hikâyelerini yazdı! Ben… Ah! Bu yetenekli kadından bir hatıra olarak bir parça kâğıt, eski bir kalem ya da bir posta pulu alabilir miyim?”

“Tabii ki kendi evinizmiş gibi davranın.” diye cevap verdi hizmetçi, oradan biraz uzaklaşarak ve göz ucuyla oğluna baktığında, gözlerinde artık bastıramayacağı bir neşe okunabiliyordu.

Kızlardan en büyüğü bunu fark etti, gerçekleri tahmin etti ve hemen önlüklü kadına gözlerini çevirdiğinde şüphelerinin doğrulandığını gördü. Annesine hafifçe dokunarak fısıltıyla, “Anne, bu Bayan Bhaer’in ta kendisi, eminim. Biliyorum o olduğunu!” dedi.

“Olamaz! Olabilir mi? Ah, evet o! Fikrimi beyan etmeliyim ki çok memnun oldum!” Ve kapıya doğru giden mutsuz kadının peşinden hızlıca koşarak Bayan Parmalee aşırı hevesli bir biçimde arkasından seslendi. “Bize aldırmayın! Çok meşgul olduğunuzu biliyorum ama bir kerecik elinizi sıkmamıza izin verin. Ondan sonra da gideriz.”

Kayıp olarak bilinen Bayan Jo, artık teslim bayrağını çekerek onlara doğru döndü ve bir çay tepsisini uzatır gibi elini takdim etti, annesinin dediği gibi “bir miktar endişe verici misafirperverlikle” çok içten gelen tokalaşmalara boyun eğdi.

“Eğer bir gün yolunuz Oshkosh’a düşerse bilin ki ayaklarınızın yere değmesine asla izin verilmeyecektir. Bizim halkımız sizi el üstünde tutacaktır ve sizi aramızda görmekten çok ama çok mutlu olacağız.”

Zihninde, o azgın kasabaya asla gitmemeyi karara bağladıktan sonra Jo, elinden geldiğince samimi bir şekilde sordukları sorulara cevap vermeye çalıştı ve albümlerini imzalayıp her ziyaretçiye birer hatıra verdikten ve hepsini teker teker öptükten sonra en nihayetinde oradan ayrılabildiler. Artık sırada “Longfeller, Holmes ve geri kalanlara” ziyaretleri vardı. Oysa hiçbiri evde değildi, en azından tüm içtenliğiyle böyle ümit ediyordu Jo.

“Seni hain seni, kaçabilmem için neden bana şans vermedin? Ah, ah aman Tanrı’m, bir de o uydurduğun yalanlar! Ümit ederim ki bu doğrultudaki bütün günahlarımız affedilir. Ama hileyle bu insanlardan kurtulamazsak bize gerçekten ne olur bilemiyorum. Bir kişiye karşı onca insanın olması hiç de adil değil.” Ve çocuklarının yaşamak zorunda olduğu bu deneyimlere homurdanarak Bayan Jo, önlüğünü koridordaki dolaba astı.

Teddy, tam okula gitmek üzere oradan ayrılırken merdivenlerden dönüp geriye baktığında “Caddeden bir sürü insan geliyor! Hazır ortalık sütlimanken sen saklanmana bak! Ben onların yolunu keserim!” diye haykırdı.

Bayan Jo hemen yukarı fırladı ve kapısını kilitledikten sonra çimlerin üzerine yayılmış kız okulundan gelen birçok genç hanımı sakin bir şekilde inceledi. Evin içine girmekten mahrum edilmiş bu kızlar çiçekler toplayarak kendi kendilerine eğlenmelerine baktılar, saçlarını yaptılar, öğle yemeklerini yediler ve oradan ayrılmadan önce bulundukları yer ve sahipleri hakkında özgürce fikirlerini beyan ettiler.

Bu olayı takip eden birkaç saatlik sessizlikten sonra o uzun öğleden sonrasında sıkı bir çalışmayı hedefleyerek tam işe koyulmak üzereydi ki Rob eve geldi. Hristiyan Genç Erkekler Sendikasının üniversiteyi ziyaret edeceğini ve aralarında Jo’nun da tanıdığı iki üç kişi, okula gitmeden önce ona saygılarını göstermek amacıyla onların evine uğramak istediklerini anlattı.

“Yağmur yağacak, o yüzden zannedersem gelemeyebilirler ama eğer gelirlerse hazır beklemek isteyebileceğini düşündü babam. Biliyorsun, bu erkek çocuklara hep zaman ayırabiliyorsun ama zavallı kızlara gelince sen her zaman kalbini onlara kapatıyorsun.” dedi Rob, sabahki ziyarette olanları Rob’ın erkek kardeşi ona anlatmıştı.