18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Лаймен Фрэнк Баум – Oz Diyarı: Teneke Woodman (страница 5)

18

“İşe koyul, Til!” diye emretti Kral Bal. “Panta az önce patladı.”

Dişi Loon yerdeki derileri toplayıp incelemeye başladı ve ayağının birinde bir delik buldu. Kuşağındaki iplerden bir tel aldı ve köşeleri birbirine çekerek ip ile bağladı. Birçok Loon’da bulunan o tuhaf siğillerden biri daha meydana geldi. İşini hallettikten sonra, Til Loon diğer Loonlara bir parça deri fırlattı ve tam gitmek üzereyken esirleri fark ederek onları incelemek için durdu.

“Amanın!” dedi Til. “Ne korkunç yaratıklar. Nereden gelmiş bunlar?”

“Biz yakaladık.” diye cevapladı Loonlardan biri.

“Peki, onlarla ne yapacağız?” diye sordu dişi Loon.

“Belki de yargılarız ve delik deşik ederiz.” diye cevapladı Kral.

“Pekâlâ.” dedi, hâlâ esirlere bakıyordu. “Delineceklerinden pek emin değilim. Deneyip görelim.”

Loonlardan biri ormanın derinliklerine doğru koştu ve elinde uzun, keskin bir diken ile geri döndü. Kral’a döndü, Kral başını sallayarak onay verdikten sonra Loon, hızla öne atılarak dikeni Korkuluk’un bacağına batırdı. Korkuluk sadece gülümsedi ve hiçbir şey söylemedi çünkü diken canını hiç acıtmamıştı bile.

Loon, döndü ve Teneke Woodman’in bacağına batırmaya çalıştı ancak teneke dikenin ucunu köreltti.

“Tıpkı düşündüğüm gibi.” dedi Til, mor gözlerini kırptı ve pofuduk kafasını salladı. Tam o sırada Loon, dikeni Gezgin Woot’un ayağına batırdı, dikenin ucu körelmiş olmasına rağmen hâlâ can acıtacak kadar keskindi.

“Ah!” diye bağırdı Woot, ayağını öyle güçlü salladı ki bağlandığı ipler kopuverdi. Ayağı, önünde eğilmiş olan Loon’un tam midesine çarpıp Loon’u havaya uçurdu. Biraz yükselmesinin ardından yüksek bir “Pat!” sesiyle patladı ve derisi yere düştü.

“Gerçekten inandım.” dedi Kral, noktaya benzeyen gözlerini korkuyla devirerek. “Panta, bu mahkûmların tehlikeli olabileceklerini söylemekte gerçekten haklıymış. Hâlâ şişmedi mi?”

Birkaç tane Loon, tahtın önündeki büyük makineyi döndürerek Panta’nın derisini makineye yerleştirdiler ve içine hava doldurmaya başladılar. Kral, “Durun!” diye bağırana dek yavaşça şişirdiler.

“Hayır, hayır!” diye bağırdı Panta. “Yeterince büyük değilim.”

“Yeterince büyüksün.” dedi Kral. “Patlamadan evvel hepimizden daha büyüktün, bu da kibirli ve küstah olmana neden oldu. Şimdi ise bizden biraz daha küçük olacaksın, böylece daha uzun süre yaşayacak ve daha alçak gönüllü olacaksın.”

“Şişirin beni, şişirin!” diye ağladı Panta. “Eğer şişirmezseniz kalbimi incitirsiniz.”

“Eğer şişirirsek de derini inciteceğiz.” diye yanıtladı Kral.

Sonunda, Loonlar Panta’yı şişirmeyi bıraktılar ve makineden çıkarttılar. Gerçekten de önceki hâline göre daha alçak gönüllüydü, yerde sürünüyor ve hiçbir şey söylemiyordu.

“Şimdi de diğerini şişirin.” diye emretti Kral. Til çoktan diğerini onarmıştı ve Loonlar hemen şişirmek için işe koyuldu.

Bu süre zarfında kimse esirlerle ilgilenmemişti. Ayakları çözülmüş olan Woot ise Teneke Woodman’in yanına kadar süründü ve vücudundaki ipleri Teneke Adam’ın baltasının kenarına sürterek kesti.

Artık serbest kalmıştı, Loon’un bacağına batırdığı diken patlamanın ardından yere düşmüştü ve oracıkta duruyordu. Woot, biraz öne eğilerek dikeni yerden aldı, Loonlar ise şişirmeyi izliyorlardı. Çocuk, birden ayağa kalkarak kalabalığın ortasına daldı.

“Pat, pat, pat!” Üç tane Loon’u havaya uçurdu. Sesleri duyanlar ve Gezgin’in dikenle patlattıklarını görenler tehlikenin farkına vardı. Korku çığlıklarıyla birlikte zıplaya zıplaya ormana doğru kaçmaya başladılar, Gezgin Woot ise peşlerindeydi. Çocuktan daha hızlı koşmalarına karşın, ikide bir takılıp yuvarlanıyorlar ya da birbirlerine çarpıyorlardı, bu sayede Woot birkaç tanesini daha yakalayıp dikeniyle patlatabildi.

Loonların bu kadar kolay patlamasına şaşırmıştı. İçlerindeki hava uçup gittiğinde çaresiz kalıyorlardı. Til Loon da dikenin gazabına uğrayanlardan biriydi ve birçoğu da onunla aynı kaderi paylaşmıştı. Yaratıklar köşeye sıkışmıştı, bazıları korkuyla zıplayarak ağaç dallarına tutundular ve bu korkunç dikenin gazabına uğramamak için ağaçlara tırmandılar.

Woot, bu kovalamacadan yorulmaya başlamıştı, bu yüzden durup bir nefes aldıktan sonra hâlâ bağlı olan arkadaşlarının yanına döndü.

“Çok iyiydin, Gezginciğim.” dedi Teneke Woodman. “Bu şişirilmiş yaratıklardan artık korkmamamız gerektiği ortada, iplerimizi çözmemize yardım edersen yolculuğumuza devam edebiliriz.”

Woot, ilk olarak Korkuluk’un iplerini çözdü ve kalkmasına yardımcı oldu. Ardından, Teneke Woodman’i de çözdü, Teneke Adam kendi başına kalkmıştı. Etraflarına baktılar ve etrafta kalan tek Loon’un Kral Bal olduğunu gördüler. Tahtında oturmuş Loonlarının cezalandırılmasını korku dolu gözlerle izliyordu.

“Kral’ı da patlatayım mı?” diye sordu çocuk arkadaşlarına.

Kral Bal soruyu duymuş olsa gerek. Kendisini tahta bağlayan ipe uzanarak serbest kalmayı başardı. Yapraklı kubbeye kadar yükseldi ve yaprakları dağıtarak gözden kayboluverdi. Ancak bedeninin bağlı olduğu ip hâlâ tahtın bir koluna bağlıydı. Bu yüzden eğer isterlerse Majestelerini tekrar aşağıya çekebileceklerini biliyorlardı.

“Bırakın ne hâli varsa görsün.” dedi Korkuluk. Tuhaf halkına göre oldukça iyi bir Kral’a benziyor, ayrıca biz gittikten sonra Woot’un patlattığı Loonları şişirmekle meşgul olacaklar.”

“Hepsinin patlatılması gerek.” dedi Woot, bacağı hâlâ acıdığı için kızgındı.

“Hayır.” dedi Teneke Woodman. “Bu adil olmaz. Bizi yakalamakta haklıydılar. Çünkü buraya davetsiz gelmeye hakkımız yoktu. Ayrıca Loonville’den uzak durmamız konusunda da uyarılmıştık. Burası onların ülkesi, bizim değil. Ayrıca zavallı yaratıklar, buradan çıkamadıkları için, bizim gibi meraktan buraya gelenler dışında kimseye zarar veremezler.”

“Doğru söyledin, dostum.” diyerek onayladı Korkuluk. “Gerçekten buraya gelip huzurlarını bozmaya hakkımız yoktu, bu yüzden hadi gidelim.”

Loon’ların mekânına saptıkları yolu kolayca buldular ve Teneke Woodman çalılıkları kenara çekerek yolda yürümeye başladı. Arkasında, Korkuluk ve en arkada da Woot vardı. Woot arkasına baktı. Loonlar ağaçlarda tünedikleri yerlere yapışmış kalmıştı ve esirlerinin gidişlerini korkulu gözlerle izliyorlardı.

“Sanırım gittiğimizi gördüklerine sevindiler.” dedi çocuk ve maceralarının mutlu sonla bitmesine sevinerek arkadaşlarını takip etmeye devam etti.

5. BÖLÜM

DEV YOOP HANIM

Yolun sonuna yani uyarıyı ilk gördükleri yere geldiklerinde, bu kez de doğuya doğru gitmeye başladılar. Çok gitmeden, sürekli iniş çıkışlı tepeler ve düzlüklerle dolu olan Dalgalı Arazi’ye ulaştılar. Yolculukları artık sıkıcı hâle gelmeye başlamıştı çünkü tırmandıkları her tepeden sonra aşağıya bakıyorlar ve baktıkları düzlüklerde ot ya da taştan başka hiçbir şey görmüyorlardı.

Manzaranın sıkıcılığını giderecek hiçbir şey olmadan, saatlerce bir aşağı bir yukarı gittiler. En sonunda, diğerlerinden daha yüksek bir tepe ile karşılaştılar, mor taşlardan yapılmış kocaman bir kalenin bulunduğu fincan şeklinde bir vadi gördüler. Kale yüksek, geniş ve uzundu ancak etrafında kuleleri yoktu. Bu devasa kalenin her kenarında yalnızca küçük bir pencere ve kapı olduğunu gördüler.

“Çok garip!” diye düşündü Korkuluk. “Gillikin Ülkesi’nde böylesine büyük bir kale olduğunu hiç bilmiyordum. Acaba içerisinde kim yaşıyor?”

“Buradan görebildiğim kadarıyla bu, şimdiye kadar gördüğüm en büyük kale.” dedi Teneke Woodman. “Herhangi birinin kullanabileceğinden çok daha büyük, merdiven olmadan hiç kimse bu koca kapıları açıp kapatamaz.”

“Belki de yakınlaşırsak içeride birisinin yaşayıp yaşamadığını öğrenebiliriz. İçeride kimse yaşamıyor sanki.” dedi Woot.

Yürüyüp kocaman taştan kalenin bulunduğu vadinin merkezine ulaştıklarında, hava kararmaya başlamıştı. Ne yapacakları konusunda kararsız kalmışlardı.

“Eğer burada yaşayanlar dost canlısıysa onlardan bir yatak isteyebilirim. Ancak eğer yaşayanlar düşmansa yerde uyumayı tercih ederim.” dedi Woot.

“Kimse yaşamıyorsa içeri gireriz ve burayı ele geçirip rahatımıza bakarız.” diye ekledi Korkuluk.

Konuşmaya devam ederken büyük kapılardan birine doğru yaklaştı, bu daha önce gördüğü kapılardan üç kat daha büyüktü. O sırada, kapının üzerindeki bir taşa kazınarak yazılan bir yazı gördü:

“YOOP KALESİ”

“Aaa!” diye bağırdı. “Şimdi tanıdım burayı. Burası Yoop Bey’in evi olsa gerek, buradan çok uzaklarda bir kafesin içine hapsedilmiş olarak gördüğüm korkunç bir devdi kendisi. Kendisi uzaklarda olduğu için kale boş olsa gerek, bu yüzden istediğimiz gibi kullanabiliriz.”

“Evet, evet.” dedi Teneke Kral, başını sallayarak. “Ben de hatırlıyorum Yoop Bey’i. Ancak bu terk edilmiş kalesine nasıl gireceğiz? Kapının mandalı çok yüksekte, hiçbirimiz oraya yetişemeyiz.”

Bu sorun üzerine bir süre düşündüler. Sonunda Woot, yanında duran Teneke Adam’a dedi ki:

“Eğer omuzlarına çıkarsam kapının mandalını açabilirim.”

“Tırman o hâlde.” diye cevapladı Teneke Adam. Nick Chopper’ın teneke omuzlarına çıkan çocuk, kapının mandalına kadar yetişerek mandalı kaldırdı.

Kapı hızla açılmıştı, kapının devasa menteşeleri sanki birinin gelmesinden hoşnutsuz olmuşlar gibi ses çıkartıyordu. Woot, hemen aşağıya atladı ve arkadaşlarının arkasından boş koridorda yürümeye başladı. İçeri girer girmez arkalarında kapanan kapının sesini duyduklarında şaşırıp kaldılar çünkü kimse kapıya dokunmamıştı. Kendi kendine kapanmıştı, sanki büyülü gibiydi. Üstelik mandal da kapının dış tarafındaydı. Hepsi de artık bu bilmedikleri kalenin içinde hapsolduklarını düşünmeye başladılar.