Князь Процент – Ölen Arkadaşa Mektuplar (страница 2)
Şimdi, tanıştığımız günü düşününce, tokalaşmamızın mümkün olamayacağını fark ediyorum. Üniversiteye başladığımızda sen sağ kolunda alçıyla dolaşıyordun. İlginç bir suçlu gülümsemesiyle bizi meraklandırırken, başına ne geldiği sorusuna cevap vermekten kaçınıyordun. William Faulkner’ın “Yoknapatawpha” destanındaki karakteri Buddy McCallem’i kıskandıracak bir ulaşılamazlığın vardı. Birinci Dünya Savaşı’nda onu askeri ödüle götürecek ne tür bir kahramanlık gösterdiğini kimse Buddy’den öğrenememişti.
Hatırladığım son buluşmamız 2019’un yazındaydı. Eskiden ayda iki kez toplanan grubumuzla uzun bir aradan sonra ilk kez buluşmuştuk: Yu., S., sen ve ben. Birkaç yıl boyunca buluşma noktamız olan Smolenskaya6 üzerindeki Pizza Dünyası artık kapanmıştı ve biz de Arbat’ta7 Spasskaya Kilisesi’nin yakınındaki meşhur mantıcıda akşam yemeği yemiştik.
Olağandışı bir şey hatırlamıyorum. S. sakal bırakmıştı, sen ise herkesten sonra gelmiştin. Yemekten sonra her zaman olduğu gibi Arbat metrosuna8 kadar yürüyüş yaptık. Metroda ilk hat değiştiren Yu. oldu, S. ise Kurskaya istasyonunda9 bizimle vedalaştı, ikimiz birkaç durak boyunca yola birlikte devam ettik. Ne konuştuğumuzu unuttum çünkü o buluşmayı son görüşme gibi algılamamıştım, ama senin takım elbise giydiğini hatırlıyorum, kıyafetini ise üzerinde kafatası desenleri olan bir kravat tamamlıyordu. Ne ucuz bir sembolizm, değil mi?
Bu arada, kravatın takım elbiseden çok daha ucuz görünüyordu. Bana Madrid’in herhangi bir yerindeki aile dükkânlarının ürünlerini hatırlatmıştı. Orada, Yu.‘nun söylediğine göre, bu tür ilmekler on beş euroya satılıyormuş.
İşte, X ve Z son kez böyle görüşmüşlerdi. Sonra Z dağlarda kayboldu ve X’in o buluşmadan hatırladığı tek şey arkadaşının zevksiz kravatı oldu.
Ancak, bahsettiğim bu buluşmanın sonuncu olduğunu garanti edemem. Sonuçta, ölümüne iki yıl vardı. Bu kadar sürede bir araya gelme fırsatı bulamadığımızdan emin değilim. Bu soruyu Yu. veya S.‘ye sormak isterdim ama tenis maçı başlamak üzere.
Taylor Fritz, senin ölüm haberini aldığım gün kazanmıştı. Şimdi ise o günkü rakibi olan Reilly Opelka, Stefanos Tsitsipas ile oynuyor. Umarım maç üzücü bir haber almadan oynanır.
Arkadaşın X
…Ağustos 2021, Tver Bölgesi
Sevgili M.!
V. ile Tverskaya Bulvarı’ndaki Puşkin restoranında10 yemek yemeye karar verdik. Şu anda saat 17.30 ama ben çoktan restorana gelmiş oturuyorum; Four Seasons’daki görüşmeler planlanandan erken bitti.
Daha önce buraya yolun düştü mü bilmiyorum. Yemekleri lezzetli, servis özenli ve üstelik bir sürü eski kitap bulunuyor, bu yüzden çocukken saatlerce sayfalarını karıştırdığım Brockhaus ve Yefron Ansiklopedisi’ni okuma olanağı da var. Michel Houellebecq’in “Mücadele Alanının Genişlemesi” adlı romanının kahramanı, tüm hayatını okuyarak geçirmek mümkün olsaydı başka hiçbir şey istemeyeceğini daha yedi yaşındayken bildiğini dile getiriyor. Sanki beni anlatıyor.
Seni arama çalışmalarıyla ilgili haberler azaldı ve iyimserlerin seni bulma umutları tükendi. Bu mektubu okumayacaksın, tıpkı bir öncekini okumadığın gibi.
Kariyerin boyunca hiç kimsenin okumadığı çok sayıda metin yazdın. Benim mesleki yayın listemde de böyle şeyler var, ama seninkinden on kat daha az. Hukuki belgelerin muhtıralardan, raporlardan ve diğer analizlerden daha sık okunduğunu hiç düşünmüş müydün? Muhtemelen, dava işlerine dâhil olmadığın için düşünmemişsindir, oysa senin polemikçi enerjin, hukuki mücadelelerde mükemmel bir kullanım alanı bulabilirdi.
Hukuki belgeler genellikle en azından karşı tarafça okunur; bunlar mahkeme kararına etki edebilir ve bu da insanların yaşamlarını etkileyebilir. Analitik belgelerin okunma şansı çok azdır. Örneğin, bir danışmanlık firmasının çalışanı kendi metnini okumaz. Proje yöneticisi bununla uğraşmak istemez, hele firma ortağı hiç istemez. Böylece el değmemiş belge, müşteriye ulaşır. Orada metne ilgi göstermeleri gerekir çünkü bu belge için bazen oldukça fazla miktarda para ödenmiştir. Ancak, rapor genellikle mevcut durum hakkında değil, potansiyel bir anlaşmayı haklı çıkarmak için hazırlanmıştır. Danışmanlar belgelere erişim sağlayıp analiz ettikçe ek bilgi talep ederler, sonuçlarını ve önerilerini sunarlar, gelecekteki sözleşmenin koşulları defalarca değişir. Anlaşmayı tamamen iptal bile edebilirler. Ben böyle raporlardan onlarca yazdım ve büyük çoğunluğunu kimse okumadı.
Bu, başlı başına bir tür. Yazarın, okuyucusu olmayacağının farkında olduğu bir masa başı çalışması değil, okuyucunun fişek konumunda olduğu bir Rus ruleti çeşidi.
Bu kadar iş konuştuğumuz yeter. Sen zaten menzil dışına çıkmak, bir iki hafta patron ve müşterilerden uzak kalmak istediğin için dağ sporları yapıyordun. Böyle birine yazılan mektubu mesleki konularla doldurmak haksızlık olur. Kadınlardan konuşalım.
Benim kız arkadaşlarımdan G.‘yi görmüştün. Dördüncü sınıfta tez hazırlığı için senden birkaç kitap almam gerekiyordu ve metroda buluşmuştuk. G., benimle birlikteydi. Senin kendisi hakkında bana sonradan bir şeyler söyleyip söylemediğini öğrenebilmek için kulağımı kurutup durmuştu.
Ben de senin kız arkadaşını görmüştüm. Adı N. idi, senin karın oldu, sonra da dul kaldı.
Dokuz sene önce dağ yürüyüşünde bacağını kırmıştın. Bu haberi bana kimin verdiğini hatırlamıyorum. Eğer yine S. ise, o zaman en iyi arkadaşımızı felaket tellalı ilan edebiliriz.
Senin Moskova’da hastaneye kaldırılmandan sonra biz, Yu. ve S. ile seni ziyarete gelmiştik ve odanda N. ile tanışmıştık.
Yaralanmanın ardından seni ilk gördüğünde şöyle demişti:
“Hayatta kaldığın için teşekkür ederim…”
Bu sözleri bize birkaç kez aktarmıştın. Kadınlar, bilirsin, daha duygusal ve tatlı dilli olurlar. Hem de bacağını kırmış erkek arkadaşını gördükten sonra ne yapabilirdi ki? Kafasına tava mı geçirseydi?
Yu. asla tatlı sözlere meyilli olduğunu düşündürecek bir şey yapmazdı. Ölüm haberini öğrendiğinde senin N.‘nin sözlerini tekrarlarken duyduğun coşkuyu hatırlayıp hatırlamadığını bilmiyorum. Yu.‘nun hafızası iyidir, hatırlıyordur belki. Bu durumda, o kelimeleri acıyla, ama aynı zamanda alaycı bir tavırla düşündüğünü sanıyorum. Benim gibi o da senin çocuk sahibi olmanın tehlikeli hobine son vereceğini umuyordu. Ancak Yu.‘nun birkaç hafta önce ifade ettiği gibi N. de “bu saçma şeyle uğraşıyordu” ve hobini değiştirme şansın çok zayıftı.
N. ile yaşadığınız aşktan önce ciddi bir ilişkin olmuş muydu bilmiyorum. Ondan önce bir kız arkadaşının olduğundan bile emin değilim. Üniversite yıllarındayken bana hiç ilişki yaşamamış bakir biri gibi görünüyordun.
Bu yazdıklarım bizi hiç tanımayan birinin eline geçse, özellikle de düğününe katılmadığım gerçeğini göz önünde bulundurarak o kadar da yakın arkadaş olmadığımız sonucuna varabilir. Düğününü dağcı arkadaşlarınla mı yapmıştın yoksa hiç yapmamış mıydın, hayal meyal hatırlıyorum.
Yine de seninle yakın bir ilişkimiz vardı. Ben böyle hatırlıyorum. Ve bu ilişkinin yaşayan tek katılımcısı ben olduğum için, yalnızca benim fikrim önemli.
Arkadaş grubumuzda kadınlarla ilişkileri tartışmaktan kaçınma eğilimi, muhtemelen Yu.‘nun, sınıf arkadaşları arasında ilişki kurulmasına olumsuz bakmasından kaynaklanıyordu. Bunun doğuştan gelen bir utangaçlıktan mı, katı yetiştirilme tarzından mı, acı bir deneyimden mi yoksa hepsinden birden mi kaynaklandığını bilmiyorum. Sanırım arkadaşlarım hakkında gerçekten pek bir şey bilmiyorum.
Bununla birlikte sen kızlara ilgi duyuyordun ve benim de benzer ilgimi fark ediyordun, bu da sana, kendi ifadenle beni şakayla karışık “şehvetli” olarak suçlama hakkı veriyordu. Bu suçlamalar kendimce bana bir Don Juan ağırlığı kazandırıyordu, senin ise sadece “şehvet” kelimesinin anlamı ve tınısı hoşuna gidiyordu.
Yu.‘nun gözetiminde olmadığımız zamanlarda, sana iki sınıf alttaki kardeşinin kız arkadaşı Ye.‘yi tavlamanı tavsiye ediyordum. Şirin ve neşeli Ye. senin hoşuna gidiyordu, kardeşin ise ondan çekiniyordu. Üçünüz de aşk konusunda acemiydiniz ve garip bir izlenim bırakıyordunuz. Ye. senden etkileniyordu, birbirinize âşık gözlerle bakıyordunuz ve yemeğe gidip gelirken ya da yemekhanede otururken sanki tesadüf eseriymiş gibi yan yana duruyordunuz.
Yine bir öğle yemeğinden sonra ana binanın11 balkonlarından birine çıkmıştık. İkinci katın balkonuydu. Gruptaki arkadaşların çoğu bahar güneşinin tadını çıkarırken, Ye. korkuluklara tırmandı ve balkonun dış tarafına çıktı, sen de onu ellerinden tuttun. Sen zaten dağcılıkla uğraşıyordun ve görünüşe göre kendi gücüne güveniyordun, ama zihinsel değil fiziksel gücüne, çünkü sonuçta Ye. asla senin olmadı. Ye. geriye doğru yaslandı, neredeyse havada süzülüyordu, sen onun sırt üstü aşağı uçmasına izin vermedin. Bu anlamsız risk gösterisi beni balkondan koridorun serin ve rutubetli karanlığına itti ve senin dağcılık tutkunun adrenalin bağımlılığının bir sonucu olup olmadığını düşünmeye sevk etti.
Güneşli bir cumartesi günü sen, Ye. ve ben, bizim binadan metroya doğru yürüyorduk. Gölgesi, kusurlu ve kısa ömürlü mutluluğunuzun üzerine düşen kardeşinle buluşmaya gidiyordunuz (bu kurgusal bir metin olsaydı, bu pasajı karalardım). Durmadan espri yapıyorduk. Sonunda dedim ki:
“Evlatlarım, sizi kutsuyorum…”