Хеннинг Манкелль – Piramit ve Diğer Wallander Maceraları (страница 3)
Patlama duymuştum, diye düşündü Wallander. Demek ki silahtanmış.
Midesinin bulanmaya başladığını hissetti. Daha önce birçok ceset görmüştü. Boğulan veya kendini asan insanlar. Trafik kazalarında yanarak ölen veya tanınmayacak kadar ezilen insanlar. Ama buna alışamıyordu.
Odaya baktı. Hålén’in dairesi kendi dairesinin aynadaki yansıması gibiydi. Mobilyalar yavan bir izlenim veriyordu. Tek bir bitki ya da süs eşyası yoktu. Yatak toplanmamıştı.
Wallander birkaç dakika daha cesedi inceledi. Kendini göğsünden vurmuş olmalıydı. Ölmüştü. Wallander’in bunu anlamak için nabzını kontrol etmesine gerek yoktu.
Hızla kendi dairesine döndü ve polisi aradı. İsmini söyleyip meslektaşları olduğunu söyledi ve olanları anlattı. Sonra sokağa çıktı ve ilk müdahale ekibinin gelmesini bekledi.
Polis ve acil tıp teknisyenleri hemen hemen aynı anda geldi. Arabalarından inerlerken Wallander onlara başıyla selam verdi. Hepsini tanıyordu.
“Ne oldu?” diye sordu devriye polislerinden biri. Adı Sven Svensson’du, Landskrona’dan gelmişti ve “Diken” olarak tanınıyordu çünkü bir keresinde bir hırsızı kovalarken çalılığa düşmüş ve karnının altını dikenler yırtmıştı.
“Komşum,” dedi Wallander. “Kendini vurmuş.”
“Hemberg yolda,” dedi Diken. “Cinayet büro detaylıca araştırır.” Wallander başını salladı. O da biliyordu. Söz konusu ölüm olayı, ne kadar doğal görünse de mutlaka soruşturulmalıydı.
Hemberg, pek iyi olmasa da tanınan biriydi. Kolayca sinirlenirdi ve iş arkadaşlarına karşı kabalaşabiliyordu. Ama aynı zamanda mesleğinde o kadar iyiydi ki hiç kimse onunla gerçekten ters düşmeye cesaret edemezdi. Wallander gerilmeye başladığını fark etti. Yanlış bir şey mi yapmıştı? Eğer öyleyse, Hemberg’i hemen bilgilendirmeliydi. Wallander, nakli olur olmaz, Komiser Hemberg’in yanında çalışacaktı.
Wallander sokakta bekledi. Koyu bir Volvo kaldırıma yanaştı ve Hemberg indi. Yalnızdı. Wallander’i tanıması birkaç saniye aldı.
“Burada ne halt ediyorsun?” diye sordu Hemberg.
“Burada yaşıyorum,” diye yanıtladı Wallander. “Kendini vuran komşum oluyor. Arayan bendim.”
Hemberg kaşlarını ilgiyle kaldırdı.
“Onu gördün mü?”
“‘Görmek’ derken ne demek istiyorsun?”
“Kendisini vurduğunu gördün mü?”
“Tabii ki hayır.”
“Öyleyse bunun bir intihar olduğunu nereden biliyorsun?”
“Silah cesedin hemen yanında duruyordu.”
“Yani?”
Wallander buna ne diyeceğini bilemedi.
“Doğru soruları sormayı öğrenmelisin,” dedi Hemberg. “Komiser olacaksan tabii. Zaten düşünmeyi bilmeyen yeterince insan var. Başka bir tane daha istemiyorum.”
Sonra tavrını değiştirip daha dostça bir ses tonu takındı.
“İntihar olduğunu söylüyorsan, muhtemelen öyledir. Nerede?”
Wallander girişi işaret etti. İçeri girdiler.
Wallander, Hemberg’in ne yapıp ne ettiğini dikkatlice izledi. Cesedin yanına çömelişini ve gelen doktorla kurşunun nereden girdiği konusunda konuşmasını dinledi. Silahın, vücudun, elin pozisyonunu inceledi. Sonra dairede dolaştı, şifonyerin içindekileri, dolapları ve kıyafetleri inceledi.
Yaklaşık bir saat sonra işi bitmişti. Mutfağa gelmesi için Wallander’e işaret etti.
“Kesinlikle intihara benziyor,” dedi Hemberg dalgınlıkla masadaki futbol bahis kuponunu düzeltip okurken.
“Bir patlama sesi duydum,” dedi Wallander. “Silahtan gelmiş olmalı.”
“Başka bir şey duymadın mı?”
Wallander en iyisinin doğruyu söylemek olduğunu düşündü.
“Kestiriyordum,” dedi. “Ani bir gürültüyle uyandım.”
“Ondan sonra ne oldu? Merdivenlerde koşan kimsenin sesini duydun mu?”
“Hayır.”
“Onu tanıyor musun?”
Wallander bildiği kadarını anlattı.
“Hiç akrabası yok muydu?”
“Bildiğim kadarıyla yoktu.”
“Soruşturmamız gerekecek.”
Hemberg bir süre sessizce oturdu.
“Aile fotoğrafı yok,” diye devam etti. “İçerideki şifonyerde veya duvarlarda fotoğraf yok. Çekmecelerde hiçbir şey yok. Sadece eski iki gemicilik kitabı. Bulabildiğim tek ilgi çekici şey kavanozdaki renkli bir böcekti. Geyik böceğinden daha büyük. Bunun ne olduğunu biliyor musun?”
Wallander bilmiyordu.
“En büyük İsveç böceği,” dedi Hemberg. “Ama neredeyse nesli tükendi.”
Bahis kuponunu bıraktı.
“İntihar notu da yok,” diye devam etti. “Bıkmış ve her şeye bir kurşunla veda eden yaşlı bir adam. Doktora göre iyi atış yapmış. Tam kalbinden.”
Bir polis, mutfağa girip Hemberg’e bir cüzdan uzattı. İçinde postane tarafından verilmiş bir kimlik kartı vardı.
“Artur Hålén,” dedi Hemberg. “1898’de doğmuş. Birçok dövmesi var. Eski bir denizciden bekleneceği gibi. Denizde ne yaptığını biliyor musun?”
“Sanırım gemi mühendisiydi.”
“Seyir defterlerinden birinde mühendis olarak kayıtlı. Daha önceki bir tanesinde, sadece güverte görevlisi olarak görünüyor. Bir sürü farklı gemide çalışmış. Bir keresinde Lucia adında bir kıza delice âşık olmuş. Bu ismi hem sağ omzuna hem de göğsüne dövme yaptırmış. Sembolik olarak bu güzel ismi vurduğu da söylenebilir.”
Hemberg kimlik kartını ve cüzdanı bir çantaya koydu.
“Son sözü adli tıp söyleyecek,” dedi. “Hem silaha hem de kurşuna bakacağız. Ama kesinlikle intihar.”
Hemberg bahis kuponuna bir kez daha baktı.
“Artur Hålén İngiliz futbolu hakkında pek bir şey bilmiyormuş,” dedi. “Eğer bu tahmini tutsaydı, ikramiyeyi tek başına alırdı.”
Hemberg ayağa kalktı. Aynı zamanda ceset de taşınmaya hazırdı. Kapalı sedye, dar koridordan dikkatlice çıkarıldı.
“Daha sık olmaya başladı,” dedi Hemberg düşünceli bir şekilde. “Yaşlı insanlar kendi sonlarına kendileri karar veriyor ama genelde silah kullanmıyorlar. Hele bir revolver, çok nadir.”
Birden Wallander’i incelemeye başladı.
“Ama elbette bu senin de aklına gelmiştir.”
Wallander şaşırmıştı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bir revolveri olması garip. Çekmeceleri aradık ama ruhsatı yok.”
“Denizdeyken bir ara satın almış olmalı.”
Hemberg omuz silkti.
“Tabii ki.”
Wallander, Hemberg’i caddeye kadar takip etti.