Хеннинг Манкелль – Piramit ve Diğer Wallander Maceraları (страница 14)
“Bu, çocuk sahibi olmak için bir engel değil ki.”
Wallander patateslere ve soğanlara döndü. Daha sonra buzdolabında kalan şeylerin bir kısmını kullanarak yemek hazırladı. Mona hâlâ aramamıştı. Yine yağmur yağmaya başlamıştı. Bir yerlerden akordeon sesi duyuyordu. Kendi kendine ne yaptığını sordu. Komşusu Hålén, önce bazı değerli taşları yuttuktan sonra intihar etmişti. Biri onları geri almaya çalışmış, ardından öfkeyle daireyi ateşe vermişti. Etrafta bir sürü akıl hastası, açgözlü insan vardı. Ama ne intihar etmek suçtu ne de açgözlü olmak.
Saat altı buçuktu. Lars Andersson aramamıştı. Wallander saat yediye kadar beklemeye karar verdi. Sonra tekrar arayacaktı.
Yediye beş kala Andersson aradı.
“Yağmur yağdığında işler açılır. Beni aramışsın?”
“Bir vaka üzerinde çalışıyorum,” dedi Wallander. “Belki bana yardım edebilirsin diye düşündüm. Geçen çarşamba bir yerden müşteri alan bir şoförü bulmak istiyorum. Saat üç civarında, Rosengård’daki bir adresten müşteriyi almış, Hålén adında bir adamı.”
“Ne olmuş?”
“Şu an bir şey söyleyemem,” dedi Wallander, cevap vermekten her kaçındığında rahatsızlığı gittikçe artıyordu.
“Muhtemelen öğrenebilirim,” dedi Andersson. “Malmö taksi çağrı merkezi çok organizedir. Bana detayları verebilir misin? Ve nereyi aramalıyım? Emniyeti mi?”
“Beni araman en iyisi. Soruşturmayı ben yönetiyorum.”
“Evden mi?”
“Şu anda evdeyim.”
“Ne yapabileceğime bir bakayım.”
“Sence ne kadar sürer?”
“Şanslıysak çok uzun sürmez.”
“Evde olacağım,” dedi Wallander.
Andersson’a elindeki tüm detayları verdi. Konuşma bittikten sonra bir fincan kahve içti. Mona hâlâ aramamıştı. Sonra ablasını düşündü. Evden aniden ayrıldığı için acaba babası ablasına ne diyecekti. Belki de oğlunun uğradığını söylemeye bile zahmet etmezdi. Kristina sık sık babasının tarafını tutardı. Wallander’e göre, babalarından ve onun öngörülemeyen öfkesinden korktuğu içindi. Sonra haberleri izledi. Otomotiv sektörü iyi gidiyordu. İsveç ekonomik açıdan büyüyordu. Ondan sonra bir köpek şovundan görüntüler gösterdiler. Sesi kıstı, yağmur yağmaya devam ediyordu. Uzaklarda bir yerde gök gürültüsü duyduğunu sandı, yoksa Bulltofta’ya inmek için gelen bir Metropolitan uçağı mıydı?
Andersson tekrar aradığında saat dokuzu on geçiyordu.
“Beklediğim gibi,” dedi. “Malmö taksi çağrı merkezi son derece iyi organizedir.”
Wallander çoktan bir kalem kâğıt çekmişti.
“Araba Arlöv’e gitmiş,” dedi. “İsim kaydı almamışlar. Sürücünün adı Norberg. Ama muhtemelen onu bulup, müşteriyi hatırlayıp hatırlamadığını sorabilirim.”
“Başka bir müşteri daha olma ihtimali yok mu?”
“Çarşamba günü başka kimse o adrese taksi istememiş.”
“Arlöv’e mi gitmiş?”
“Ayrıntı vermem gerekiyorsa, Smeds Caddesi 9 numaraya. Şeker fabrikasının hemen yanında, sıra sıra teraslı evlerin olduğu eski bir mahalle.”
“Kiralık dairelerin olmadığı bir yer o zaman,” dedi Wallander. “Oralarda sadece aileler yaşar ya da tek başına yaşayan birileri sanırım.”
“Öyle de düşünebilirsin.”
Wallander adresi not etti.
“İyi iş çıkarmışsın,” dedi.
“Senin için daha fazlasını da yapabilirim,” diye yanıtladı Andersson. “Bunu benden hiç istememiş olsan bile. Smeds Caddesi’nden bir taksi yolculuğu kaydı var, özellikle, perşembe sabahı saat dörtte. Sürücünün adı Orre ama şu anda onu bulamazsın. Mallorca’da tatilde.”
Taksiciler böyle bir masrafı karşılayabilir mi, diye düşündü Wallander. El altından para kazandıkları için mi acaba? Ama elbette Andersson’a bu düşüncelerinden hiç bahsetmedi.
“Önemli olabilir.”
“Hâlâ araban yok mu?”
“Daha değil.”
“Oraya gitmeyi mi düşünüyorsun?”
“Evet.”
“Elbette bir polis arabası bulabilirsin, değil mi?”
“Tabii ki.”
“Yoksa seni alabilirdim. Özel bir şey yapmıyorum. Sohbet etmeyeli uzun zaman oldu.”
Wallander teklifini kabul etmeye karar verince Lars Andersson yarım saat içinde onu alacağına söz verdi. Bu sırada Wallander rehber servisini arayıp Smeds Caddesi 9 numaradaki telefonun kime ait olduğunu sordu. Buranın kayıtlı olduğu, ancak numaranın gizli olduğu yanıtını aldı.
Yağmur daha şiddetli yağıyordu. Wallander lastik çizmelerini ve yağmurluğunu giydi. Mutfak penceresinin önünde durdu, Andersson’un binanın önünde yavaşladığını gördü. Arabanın üstünde hiçbir işaret yoktu, özel arabasıyla gelmişti.
Wallander ön kapıyı kilitlerken böylesine çılgın bir havada, çılgın bir keşif gezisi, diye düşündü. Ama dairede volta atıp Mona’nın aramasını beklemekten iyiydi. Ararsa da cevap vermeyerek hak ettiğini vermiş olurdu.
Lars Andersson hemen eski okul anılarını anlatmaya başladı. Wallander artık birçoğunu hatırlamıyordu. Çoğu kez Andersson’un yorucu olduğunu düşünüyordu çünkü sanki hayatının en iyi zamanları o zamanlarmış gibi sürekli okul yıllarına dönüyordu. Wallander için okul, yalnızca coğrafyanın ve tarihin onu biraz canlandırdığı gri bir angarya olmuştu. Yine de direksiyonda oturan adamı seviyordu. Ailesi Limhamn’da bir fırın işletiyordu. Bir süredir görüşüyorlardı. Lars Andersson, Wallander’in her zaman güvenebileceği, arkadaşlıklarını ciddiye alan biriydi.
Malmö’yü geride bırakıp kısa süre sonra Arlöv’e vardılar.
“Buradan sık sık taksi istiyorlar mı?” diye sordu Wallander.
“Evet, çoğunlukla hafta sonları. Malmö veya Kopenhag’da içki içen ve eve dönmek isteyen insanlar oluyor.”
“Hiç başına kötü bir şey geldi mi?”
Lars Andersson ona baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Gasp gibi, korkutma gibi. Bilmiyorum.”
“Hiç olmadı. Ödeme yapmadan kaçmaya çalışan bir adam olmuştu ama onu hemen yakalamıştım.”
Artık Arlöv’ün merkezindeydiler. Lars Andersson doğrudan adrese gitti.
“İşte burada,” dedi arabanın ıslak ön camından işaret ederek. “Smeds Caddesi 9 numara.”
Wallander camını indirip gözlerini kısarak yağmurun içinden 9 numaraya baktı. Yan yana altı kasaba evinin sonuncusuydu. Bir penceresinde ışık yanıyordu, evde biri olmalıydı.
“İçeri girmeyecek misin?” diye sordu Lars Andersson şaşkınlıkla.
“Sadece bakıyorum,” dedi Wallander belli belirsiz. “Arabayı biraz yukarı çekebilirsen inip etrafa bir göz atacağım.”
“Gelmemi ister misin?”
“Gerek yok.”
Wallander arabadan inip yağmurluğunun kapüşonunu çekti. Şimdi ne yapacağım, diye sordu kendi kendine. Kapı zilini çalıp Bay Hålén’in geçen çarşamba öğleden sonra üçle sabah dört arasında burada olmasının mümkün olup olmadığını mı sorayım? Bu bir zina olayı mı desem? Ya kapıyı açan erkek olursa, o zaman ne demeliyim?
Wallander kendini aptal gibi hissetti. Bu anlamsız, çocukça ve zaman kaybı, diye düşündü. Kanıtlayabildiğim tek şey, Smeds Caddesi 9 numaranın aslında Arlöv’de bir adres olduğu.
Yine de karşıya geçmekten kendini alamadı. Kapının yanında bir posta kutusu vardı. Wallander üzerindeki ismi okumaya çalıştı. Cebinde sigarayla kibrit kutusu vardı. Biraz zorlukla kibritlerden birini yakabildi ve alevi yağmurla sönmeden önce adını okuyabildi.
“Alexandra Batista,” diye okudu. Demek gazete bayisindeki Maria haklıydı, A ile başlayan ilk isimdi. Hålén, Alexandra adında bir kadını aramıştı. Peki yalnız mı yoksa ailesiyle mi yaşıyordu? Bir ailenin varlığını gösteren çocuk bisikleti veya başka eşyalar olup olmadığını görmek için çitin üzerinden baktı ama bir şey görmedi.
Evin etrafında dolaştı. Yan tarafında tamamlanmamış bir ev vardı. Çitler kırık döküktü ve arkasına paslı birkaç varil bırakılmıştı, hepsi buydu. Evin arkası karanlıktı. Işık sadece sokağa bakan mutfak penceresinden geliyordu. Kesinlikle yetkisiz ve anlamsız bir şeye dâhil olma hissine rağmen, Wallander araştırmasını tamamlamaya karar verdi. Alçak bir çitin üzerinden atlayıp çimenlere basarak eve doğru koştu. Biri beni görürse, polisi arar da yakalanırsam polislik kariyerimin geri kalanı duman olup uçar, diye düşündü.
Vazgeçmeye karar verdi. Batista ailesinin telefon numarasını yarın bulabilirdi. Cevap veren bir kadın olursa birkaç soru sorabilirdi. Erkekse telefonu kapatabilirdi.
Yağmur dinmek üzereydi. Wallander yüzünü kuruladı. Balkon kapısının açık olduğunu fark ettiğinde geldiği yoldan dönmek üzereydi. Belki bir kedileri vardır, diye düşündü. Geceleri rahatça dışarı çıkabilmesi içindir.